Kadına şiddet, bu ülkenin utanılacak yüzüdür
Ülkemizde son birkaç gündür bazı şehirlerde sivil toplum kuruluşları ve siyasetçiler, kadına yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerine karşı protesto yürüyüşleri gerçekleştirdiler.
Bu yürüyüşler son derece anlamlıydı ve kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
Kadına şiddet, bu ülkenin utanılacak yüzüdür.
Kadınların can kayıpları, erkeklerin ayıplarıyla yarış halindeyken; yaşamlarına son verilen kadınların hayatları, sürahilerin üzerindeki dantel örtüsü gibidir.-Kadınlar sessizdirler, zariftirler, evin içinde görünmez bir emek gibi dururlar.
Ta ki bir gün o dantelin üzerine kan sıçrayana kadar.
Kadınlar güneş doğmadan kalkarlar.
Aynaya bakmaya fırsat bulamadan evin işine, çocuğun derdine, hayatın bitmeyen hesabına tutunurlar.
Çocuklarına, gecenin sessizliğinde inleyen nağmelerle ninniler söylerler. Kuruşu kuruşuna aile bütçesinin hesabını yaparlar. Evladı hastalandığında sabaha kadar başucunda beklerler; acı çekmesin, iyileşsin diye dua ederler.
Çünkü acının en derin yerini kadınlar, (anneler) bilir.
Kadınlar bu memlekette eğilmiş dal gibi boşluğa bakarlar.
Bir şüphe, bin merak... Çünkü yürekleri korkuyla doludur. Kadın olmak zor bu memlekette.
Her ayın sonunda elde kalanı sıfırla toplayıp umutla çarparlar. Çileyi çekerken pencerenin önüne çiçek eker, sonra sularlar…
Hayat onları ezip geçerken, onlar bir karıncayı bile incitmemeye çalışırlar.
Töreye boyun eğmeyen, cinsel köleliği kader saymayan kadınlar. Ölecek kadar sağlam, yaşayacak kadar yaralı kadınlar...
Ve sonunda, şiddetin kurbanı olan KADINLAR…
Asıl meselede burada başlıyor…
Vicdan, tek kişilik bir isyandır. O vicdan insanda bulunur. Aynaya bakacak yüzü olanlarda...-Kadına şiddeti bir yaşam alanına dönüştüren, zulmü hayat biçimi haline getiren şiddet delisi, yüzsüz erkekler; bir kadının hayatını elinden aldıktan sonra geriye yalnızca pişmanlık bırakırlar.
Bir evin sesini, bir çocuğun geleceğini, bir annenin yüreğini de susturuyorlar.-Sonrasında işkence çekerek yaşam sürdürmeye çalışıyorlar.
Oysa dönüp biraz eskiye bakalım. Yola çıkılırken hesapsız kitapsız, ne olursa olsun elimizi hiç bırakmayalım denirdi. Son sözü nikâh memuru söylerdi. İyi günde, kötü günde, varlıkta yoklukta, bir yastıkta kocayın dendiği an, aşkın mührü basılırdı. Ne güzel ne yalın yıllardı. Gerçek aşkın yüreklerde yaşandığı zamanlardı. El ele yürünürdü; aşkın ceplerde değil, kalplerde olduğu zamanlardı. Sevenlerin kocaman yürekleri vardı. Bir yudum sevgi, koskoca bir okyanusa bedeldi. Çünkü yaşamda paylaştıkça çoğalan tek şey sevgiydi.
O zamanlar, birbirlerini kaybetmemek için severlerdi. Bir kadın sevdiği erkeğin elini tuttuğunda yalnızca elini değil, hayatını tutardı. Bir erkek sevdiği kadının gözlerine baktığında orada yalnızca kendisini değil, birlikte yaşlanacağı yılları görürdü. Aşkın hesabı, sevginin bilançosu yapılmazdı.
Peki, ne oldu o büyük aşklara?
Artık aşkların değeri yürekte değil, şiddette züllümde isyanda.
Hırslar, ihtiraslar aşkın gözlerini bürüdü. Aşkı yaşamak yerine muhasebesi tutulmaya başlandı. Artık aşklar da kullan-at paketleri gibi. birbirlerine ömür vermeden birbirinden vazgeçiyorlar. Sevgiye süre, aşka son kullanım tarihi biçiyorlar. Sonra da herkes ölüm sessizliğinde can çekişiyor. Sevgisiz, aşksız, mutsuz, aynı çatı altında insanlar birbirlerinden uzak. Herkesin elinde bir cep telefonu, kimsenin birbirine söyleyecek sözü yok. Aynı masada oturuyorlar, aynı evin duvarlarına bakıyorlar. Kimse kimseyi görmüyor, yapayalnızlar.
Kategori: Asayiş · Bölge: Afyonkarahisar
Yayın: 02 Ekim 2026 09:57 · Kaynak: medyabar.com