Tersine Dünya
- Adeta tersine bir alem içinde yaşadığımızı hissediyorum
- Öyleyiz… Çünkü, suçsuzların suçlu; suçluların ise suçsuz muamelesi gördüğü bir alem burası
Adeta tersine bir alem içinde yaşadığımızı hissediyorum.
Çünkü, suçsuzların suçlu; suçluların ise suçsuz muamelesi gördüğü bir alem burası. Bu alem öyle bir alem ki; insan kendini, bilip de söyleyemediği bir ortam içinde içten içe yanarken buluyor. Biliyor musunuz, araştırmalar, böyle bir durum içinde hayatını sürdürmeye çalışan kişinin, psikolojik bir çöküntüyle karşılaşabileceğini gösteriyor.
Bilim, söyleyememek ve içine atmak, eski Yeşilçam filmlerinde seyrettiğimiz, bu kadar da olmaz, saçmalık diye eleştirdiğimiz, travma anında “saçların bir gecede, siyahtan beyaza döndüren” güçlü etkisinin mümkün olduğunu söylüyor.
Bilmem okudunuz mu Orhan Kemal’in “Tersine Dünya” romanını?. Roman, kadın ve erkek rollerinin tamamen yer değiştirdiği mizahi bir dünyayı konu alıyor. Orhan Kemal’in 1968 yılında vefatından sonra kitaplaşan ünlü mizahi romanı “Tersine Dünya” toplumsal cinsiyet rollerini tamamen altüst eden absürt ve trajikomik yapısıyla hem sinemaya hem de tiyatroya defalarca uyarlanmış.
Eserin temel konusu; kadınların kahvehanelerde kumar oynayıp kabadayılık yaptığı, erkeklerin ise ev işleriyle ilgilenip namuslarını korumaya çalıştığı bir mahalle düzeni üzerinden ataerkil sistemin ve sosyal aksaklıkların eleştirilmesi. Roman, sinemaya 1993 yılında (vizyon tarihi Ocak 1994) aynı adla aktarılmış.
Orhan Kemal’in romanındaki ütopik dünya gerçeğe dönüştü. Değişen kadın erkek rolleri değil; değişen ahlâki değerler ve bu değerlerin ters yüz olması. Günümüzde kavramlar siyasal İslam literatüründe Türk Dil Kurumun anlamından neredeyse zıt anlamlar taşıyor.
1. Bir kimsenin, kendisine iş verilmeye uygunluk, yaraşırlık durumu, değim.
Siyasal İslamcı pratik ve eleştirilerde ise liyakat, klasik İslami metinlerdeki “işi ehline verme” tanımından ziyade, “sadakat”, “ideolojik uyum” ve “bizden olma” kriterlerinin profesyonel yetkinliğin önüne geçtiği bir sadakat-liyakat ikilemi olarak tanımlanıyor.
Yani, Siyasal İslam’ın teorisinde liyakat “aidiyet ve ehliyet iken, siyasi pratiğinde liyakat ideolojik sadakat ve aidiyet anlamına gelmektedir.
Bir de Hukuk kavramını ele alalım. TDK göre Hukuk
1.(isim) Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünü; tüze
“Hukuk daima adletlerin peşinden gider, önüne geçmez”. Peyami Safa
3.(isim) Yasaların ceza ile ilgili olmayıp alacak verecek vb. davaları ilgilendiren bölümü. Hukuk Davası. Hukuk Mahkemesi.
Hukukumuz doktor hasta ilişkisinden daha önemlisi kişiseldir, eski dostuz
Siyasal İslamcılara göre hukuk, kaynağını doğrudan ilahi iradeden (Kur’an ve Sünnet) alan, meşruiyetini beşeri kurumlar yerine Allah’ın egemenliğine dayandıran ve toplumsal hayatı şeriat kuralları çerçevesinde düzenlemeyi amaçlayan kutsal bir nizamdır.
Siyasal İslam düşüncesinin hukuk anlayışı, modern seküler hukuk yaklaşımlarından köklü biçimde ayrılır ve şu temel özelliklere dayanır:
Modern hukuk sistemlerinde egemenlik halka veya devlete aitken, Siyasal İslamcılara göre egemenliğin tek sahibi Allah’tır (Hakimiyyetullah). Bu nedenle, yasa yapıcı (vâzı-ı kanun) kul veya meclisler değil, bizzat yaratıcıdır.
Beşeri meclislerin rolü yeni yasalar icat etmek değil, ilahi metinlerdeki hükümleri çağın şartlarına göre yorumlamak ve uygulamaktır.]
Siyasal İslamcı literatürde “hukuk” kavramı büyük oranda Fıkıh (İslam hukuku) ile eş anlamlı kabul edilir. Bu yaklaşımda hukuk; bireyin sadece devletle veya diğer insanlarla olan ilişkilerini değil, aynı zamanda Allah’a karşı olan ibadet ve ahlak sorumluluklarını da (Muamelat, Ukubat ve İbadat) kapsayan bütüncül bir yapıdır.
Hukukun kuralları iki ana kategoriye ayrılır:
Sabit Hükümler (Nass): Ayet ve kesin sünnetle belirlenmiş kurallar (örneğin miras hukuku, bazı ceza hükümleri) zamana ve mekâna göre kesinlikle değiştirilemez.
Yorumlanabilir Alan (İctihad): Hakkında kesin hüküm bulunmayan modern ve çağdaş meseleler, İslam hukukçuları (fukaha) tarafından temel ilkelere sadık kalınarak kamu yararı (maslahat) gözetilerek düzenlenir.
Siyasal İslamcı akımlar, Batı kaynaklı seküler ve pozitif hukuku “insan ürünü, kusurlu ve aşkınlıktan uzak” olarak nitelendirir. Onlara göre beşeri kanunlar güç sahiplerinin çıkarlarına göre sürekli değişebilir; bu yüzden gerçek adaleti sağlamaktan uzaktır.
Meşruiyetini dinden almayan bir anayasa veya hukuk sistemi, Müslüman bir toplum için hükmen geçersizdir.
Siyasal İslamcı tezlere göre hukukun temel gayesi, “makâsidü’ş-şerîa” olarak bilinen 5 temel esası korumaktır: Canın, malın, aklın, neslin ve dinin muhafazası. Hukuk, devleti ve toplumu İslamileştirmenin en birincil aracı olarak görülür
Fark ettiyseniz bu öğelerin hiç birisi şu anda iktidar partisinde mevcut değil.
Canımız, malımız, aklımız, neslimiz, dinimiz hepsi yani “Makâsidü’ş-şeria” esası korunmamaktadır, muhafaza edilmemiştir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Sağlık · Bölge: Aksaray/Ortaköy
Yayın: 27 Ekim 2026 07:58 · Kaynak: muglayenigun.com