Bu Uçakları Kim Uçuracak, Kim Bakacak?
- Konya/Karatay: Değerli okurlar, Geçtiğimiz günlerde yaşananlara baktığımda benim gördüğüm tablo tam olarak bu
- Bir tarafta Türk Hava Yolları yeni hatlardan, uzun menzilli operasyonlardan ve büyüme hedeflerinden söz ettiriyor
Geçtiğimiz günlerde yaşananlara baktığımda benim gördüğüm tablo tam olarak bu. Bir tarafta Türk Hava Yolları yeni hatlardan, uzun menzilli operasyonlardan ve büyüme hedeflerinden söz ettiriyor. Diğer tarafta Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Türkiye’nin uluslararası hava ulaşımındaki hareket alanını genişletecek yeni anlaşmalara imza atıyor.
Dışarıdan bakıldığında tablo oldukça güzel. Fakat benim üzerinde durmak istediğim mesele biraz daha farklı. Büyümek önemli ama havacılıkta asıl mesele, büyümeyi yönetebilmektir. Türk Hava Yolları’nın son günlerde gündeme gelen uzun menzilli operasyonu bunun güzel örneklerinden biri.
Yaklaşık 14 bin kilometrelik ve 16 saati aşan uçuş, şirketin operasyonel kabiliyetini göstermesi bakımından elbette çok önemli. Böyle uçuşlar bir uçağın bir noktadan diğerine gitmesi değil. Uçuş planlamasından yakıt hesabına, mürettebat organizasyonundan teknik hazırlığa kadar arkasında son derece ciddi bir operasyon var.
THY bugün dünyanın en geniş uçuş ağlarından birini yöneten şirketlerden biri haline geldiyse, bunun arkasında yıllar içinde oluşturulan büyük bir operasyon kültürü bulunuyor. Ama rekorların güzel tarafı kadar dikkat edilmesi gereken tarafı da vardır.
Çünkü havacılıkta menzil uzadıkça sadece mesafe uzamaz. Dolayısıyla bir özel uçuşta kırılan rekoru elbette alkışlayalım ama bunu ticari havacılığın günlük gerçeklerinden ayrı değerlendirelim. THY açısından bana göre daha önemli gelişme ise Minsk hattının yeniden açılması.
İstanbul–Minsk uçuşlarının yaklaşık dört buçuk yıllık aradan sonra yeniden başlaması bir destinasyonun tarifeye geri dönmesi anlamına gelmiyor. Havayolu şirketlerinin bazen çok dikkatli okumak zorunda olduğu coğrafyalar vardır.
Jeopolitik şartlar, bölgedeki hava sahası dengeleri, ticaret hareketleri ve yolcu talebi birlikte değerlendirildiğinde Minsk hattının yeniden açılması THY açısından hem ticari hem diplomatik anlam taşıyor. Doğru yönetilirse yolcu taşımacılığı kadar kargo açısından da önemli fırsatlar çıkabilir.
Ancak yeni hat açmanın heyecanına kapılıp havacılığın değişmeyen kuralını unutmamak gerekiyor: Asıl mesele, o hattı sürdürülebilir hale getirmektir. Doluluk oranını koruyamazsanız, doğru fiyatlama yapamazsanız, bağlantılı yolcu trafiğini oluşturamazsanız dünyanın en güzel destinasyonu bile bir süre sonra şirket bilançosunda sorun haline gelir.
Tam bu noktada SHGM’nin son hamlelerine bakmak gerekiyor. Türkiye ile Filipinler arasında imzalanan yeni mutabakat, bence geçtiğimiz haftanın en önemli havacılık gelişmelerinden biri. İstanbul–Manila hattındaki haftalık sefer hakkının 7’den 14’e çıkarılması basit bir frekans artışı değildir.
Bu, iki ülke arasındaki havacılık pazarının büyütülmesi için açılan yeni bir kapıdır. Üstelik İstanbul ve Manila dışındaki noktalar için sağlanan geniş operasyon imkânları düşünüldüğünde işin yolcu tarafı yok. Güneydoğu Asya gibi önümüzdeki yıllarda dünya havacılığının önemli büyüme merkezlerinden biri olacak bölgede Türkiye’nin daha fazla uçuş hakkına sahip olması stratejik açıdan önemli.
Burada SHGM’nin hakkını teslim etmek gerekiyor. Havacılık diplomasisi çoğu zaman kamuoyunun fazla dikkatini çekmez. Oysa bir havayolu şirketinin yarın hangi ülkeye kaç sefer yapabileceğinin altyapısı bugün masalarda yapılan bu görüşmelerle hazırlanır.
Türkiye ile Kazakistan arasında genişletilen hava ulaşım hakları özellikle kargo açısından önemli bir gelişme. Haftalık 38 sefere kadar ulaşabilecek kargo haklarından söz ediyoruz. Kazakistan’ı Almatı ve Astana üzerinden değerlendirmek hata olur.
Orta Asya bugün Çin’den Avrupa’ya uzanan ticaret koridorlarının tam ortasında bulunuyor. Türkiye ise bu koridorun batıya açılan en önemli kapılarından biri olmaya çalışıyor. Dolayısıyla Türkiye–Kazakistan havacılık ilişkilerinin güçlenmesini yalnızca birkaç yeni sefer üzerinden okumamak gerekir.
Burada daha büyük bir lojistik oyun kuruluyor. İstanbul’un küresel transfer merkezi olma hedefi varsa bunun yolcu üzerinden yürümeyeceğini artık herkesin görmesi gerekiyor. Kargo, bakım, eğitim ve havacılık teknolojileri önümüzdeki dönemin en az yolcu taşımacılığı kadar önemli alanları olacak.
Ama bütün bu olumlu gelişmelerin arasında dünyadan gelen bazı haberler bize havacılığın başka bir gerçeğini hatırlatıyor. Air India uçağında yaşanan ani irtifa kaybı ve yolcu ile mürettebatın yaralanması bunun son örneklerinden biri.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Sağlık
Yayın: 16 Ağustos 2026 23:14 · Kaynak: airlinehaber.com