ABD’nin sol düşmanı iç ve dış cepheleri
Trump’ın, içinde bilim, bulgu, veri, farklılık, eşit vatandaşlık, kadın, göçmen, antifaşizm, cinsel tercih, iklim değişikliği, sol siyaset bulunan, bulunduran her şeye, her kelâma, her faaliyete nasıl kin ve nefret beslediği mâlum.
Hazret tarafından atanmış İç Politika Konseyi (Domestic Policy Council) tarafından kaleme alınan “Saving America’s Story” (Amerika’nın Hikâyesini Kurtarmak) başlıklı rapor tesadüfe bakın ki millî gün 4 Temmuz’da yayımlandı. Konsey, 162 sayfalık rapor boyunca Smithsonian Enstitüsü’ne bağlı Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi’nin (National Museum of American History -NMAH) ırk, göç ve toplumsal cinsiyet gibi konuları nasıl ele aldığını ayrıntılı biçimde mercek altına alıyor. Trump geçenlerde ön alıp, ahaliyi kurumun “solcu önyargısına” karşı “uyarmak” amacıyla müzenin dış mekânına uyarı levhaları yerleştirilmesini emretti.
Sözkonusu rapor, Trump yönetiminin Mart 2025’te akdettiği ve Smithsonian’a bağlı 21 müze, çeşitli eğitim merkezleri ile Ulusal Hayvanat Bahçesi’nde (!) “bölücü anlatıların” sona erdirilmesini talep eden başkanlık kararnamesinin ardından geldi.
Yönetimin NMAH’ye yönelttiği en tuhaf suçlamalardan biri, müzenin “beyaz karşıtı aktivizm” yaptığı iddiasıydı. Rapora göre müze, İngilizce konuşamayanlar ve ABD vatandaşı olmayanlar gibi belirli gruplara yönelik işe alım uygulamaları ve programlar geliştirirken benzer fırsatları “beyazlar, Hristiyanlar, erkekler ve Amerikalılar” için yaratmadı.
İhbar niteliğindeki rapor müzeyi ayrıca, 2017’den bu yana gezilebilen “Many Voices, One Nation” (Birçok Ses, Tek Ulus) sergisi aracılığıyla “milyonlarca kaçak göçmene vatandaşlık verilmesini teşvik etmekle” suçluyor. Söz konusu sergi, ABD halkını oluşturan ve çeşitli kökenlere sahip toplulukların birikimlerinin federal ve yerel kurumlara nasıl yansıdığını ayrıntılarıyla anlatıyor. Bu iç cepheden bir kesit!
Dış cephede, hazretin dışişleri bakanlığını yapmaya çabalayan ve geçen Şubat ayında Münih Güvenlik Konferansında hukuka dayalı dünya düzenin sonunu ilân eden Mario Rubio 16 Temmuz’da “Siyasî terörizmin yeniden yükselişi” başlığı altında 60’ın üzerinde memleketi bir araya getirdi. Toplantıda, solun “yaklaşan bir karanlık” olduğunu serdetti ve uluslararası ağlarını “tek tek söküp dağıtma” sözü verdi. Beyaz Saray’ın karanlıklar prensi Stephen Miller ise “solcu aşırılıkçılığı” “medeniyet için ölümcül bir kanser” olarak nitelendirdi ve solcuların “haset, nefret ve kıskançlıkla” hareket ettiğini iddia etti.
Vaşington’un nevzuhur “Kızıl Korku” (Red Scare) kampanyası yine Temmuz’da başka bir araç daha icat etti: Dışişleri Bakanlığı’nın “Küba: 21. Yüzyıl Komünizminin Başkenti” başlıklı 100 sayfalık raporu! İçinde Küba Devrimi’ne yönelik upuzun bir suçlama listesi yer alıyor; Küba, ABD’ye karşı “yıpratma savaşı” yürütmekle ve bu savaşta “dikkate değer başarılar elde etmekle” itham ediliyor.
ABD’ye göre bu yalnız casusluk, sızma, sabotaj üzerinden yürütülen bir mücadele değil. Aynı zamanda, ABD’ye ve daha geniş anlamda Batı’ya yönelik köklü bir öfke ve temel bir nefret etrafında şekillenen ideoloji vasıtasıyla verilen bir savaş!
Elbette raporun muradı Küba’da rejim değişikliğini hazırlamak. Bu hedef doğrultusunda Küba’ya yakın ABD’li kuruluşları açıkça hedef gösteriliyor. Rapor, Trump yönetiminin Avrupa’daki MAGA çizgisine yakın gruplara ve ABD içindeki anti-komünist girişimlere büyük malî destek açıkladığı bir dönemde yayımlandı. Ayrıca dünya genelinde aktivistlere ve örgütlere yönelik artan baskılarla da aynı zamana rastladı.
Karşımızda kararlı bir saldırı var. 2025 Eylül’ünde yayımlanan 7. Ulusal Güvenlik Başkanlık Muhtırasından bu yana yönetim, hukukî dayanaktan külliyen yoksun “yerli terörizm” (domestic terrorism) lakırdısı üzerine kurulu sol karşıtı kampanya yürütüyor. Muhtırada her memlekette var olan “Antifa” (anti-faşist) söylem ve pratikler terör örgütü olarak tanımlanıyor! Antifa ne bir hareket ne bir örgüt ne de dolayısıyla üyesi var, sadece siyasî bilinç temelli tekil faaliyetleri kapsıyor. Esasen Muhtıra faşizme karşı çıkan her kesimi her yerde baskılamak için sınırsız hareket alanı sağlıyor.
ABD yönetiminin başını çektiği, antifaşist sola dünya sathındaki bu taarruz rastlantı değil. Antifaşist sağ, aşırı sağa el vererek siyaset sahnesinden çekilince sol küresel faşizmle mücadelede tek başına kaldı. Ve kavganın daha başındayız.
Kategori: Siyaset
Yayın: 17 Eylül 2026 08:47 · Kaynak: agos.com.tr