Habermetrik
← Ana Sayfa
05 Kasım 2026 06:39
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

COP31 öncesi iklim çağrısı: Müslüman toplumlar yeryüzü için ne söyleyecek?

COP31 öncesi iklim çağrısı: Müslüman toplumlar yeryüzü için ne söyleyecek?
Görsel kaynağı: anayurtgazetesi.com
⏱️ 7 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş

Antalya’da 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde yapılacak COP31 öncesinde bir çağrı yayımlayan Prof. Dr. İbrahim Özdemir, iklim krizinin yalnızca çevresel değil, ahlaki ve vicdani bir sorumluluk olduğunu vurguladı. Özdemir; camileri, vakıfları, din âlimlerini ve siyasi liderleri çevre konusunda söz almaya ve somut adımlar atmaya davet etti.

Antalya’da düzenlenecek COP31 yaklaşırken Prof. Dr. İbrahim Özdemir, iklim krizinin Müslüman toplumların da gündeminde olması gerektiğini belirterek kapsamlı bir çağrıda bulundu. Çevre Etiği Forumu Kurucu Başkanı Özdemir, yeryüzünü korumanın dışarıdan alınmış bir sorumluluk değil, İslam’ın güçlü çevre mirasının parçası olduğunu söyledi.

“Yeryüzünü gözetmek, kimseden ödünç almamız gereken bir şey değildir” diyen Özdemir, toplumun farklı kesimlerini iklim mücadelesine katılmaya çağırdı. ANTALYA, İKLİM KRİZİNİN ETKİLERİNİN GÖRÜLDÜĞÜ YERLERDEN BİRİ COP31’in Antalya’da yapılmasının sembolik önem taşıdığını ifade eden Özdemir, Akdeniz havzasının iklim değişikliğinin etkilerini yoğun biçimde hissettiğine dikkat çekti.

Antalya’nın yalnızca uluslararası müzakerelerin gerçekleştirileceği bir şehir olmadığını, çevresel sorunların doğrudan gözlemlenebildiği bir yer olduğunu söyledi. Özdemir, Toros Dağları’ndaki ormanların 2021’deki yangınların izlerini hâlâ taşıdığını, Akdeniz’in ise yeryüzündeki denizlerin çoğundan daha hızlı ısındığını belirtti.

Caretta carettaların yaşam alanlarındaki yapılaşmaya da değinerek, “Dünya, yeryüzünün geleceğine karar vermek için topraklarımıza gelmeye devam ediyorsa, artık bu konuşma başkalarına aitmiş gibi davranamayız. Antalya, konuşacağımız krizin yalnızca mekânı değil; bu krizin şimdiden yaşandığı yerlerden biridir” dedi.

İklim krizinin farklı bölgelerde yaşayan milyonlarca insanın hayatını doğrudan etkilediğini söyleyen Özdemir, Müslüman toplumlara “Dünya kapımızın önünde toplanıp yeryüzünün geleceğini konuşurken Müslüman toplumun söyleyecek neyi olacak?” sorusunu yöneltti. Pakistan’da yaşanan yıkıcı selleri, hac dönemindeki aşırı sıcakları, Türkiye’de kuruyan gölleri ve Marmara Denizi’ndeki ekolojik sorunları hatırlatan Özdemir, çevre krizinin artık gündelik yaşamın bir parçası hâline geldiğini belirtti.

Türkiye’deki göllerin önemli bir bölümünün kuruduğunu veya ciddi biçimde küçüldüğünü, nehirlerdeki kirliliğin de ekosistemleri tehdit ettiğini kaydetti.

GENÇLERİN ÇEVRE KAYGILARINA DİNÎ KURUMLAR DA YANIT VERMELİ Genç kuşakların iklim değişikliği ve çevresel yıkım konusunda giderek daha fazla kaygı duyduğunu belirten Özdemir, dinî kurumların bu kaygılara yeterince karşılık veremediğini söyledi. Camilerin yalnızca ibadet edilen yerler değil, toplumsal farkındalığın geliştirilebileceği merkezler olduğunu kaydetti.

Cuma hutbelerinde çevresel sorunlara daha fazla yer verilmesi gerektiğini ifade eden Özdemir, “Sonra cuma günü camiye geliyorlar. Hutbeyi dinliyorlar. Fakat çoğu zaman bütün bu felaketler karşısında tek bir kelime duymuyorlar.

İklim değişikliğinden, çevre yıkımından, su krizinden, canlıların yok oluşundan söz edilmiyor” dedi. Özdemir’e göre iklim krizi yalnızca çevrecilerin, bilim insanlarının veya siyasetçilerin sorunu değil; hayat, adalet, merhamet ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluk meselesi.

Gençlerin camilerde sadece geçmişin hikâyelerini değil, kendi geleceklerini de konuşmak istediğini belirten Özdemir, yeryüzü tükenirken Müslüman toplumların sesinin neden duyulmadığı sorusunun yanıtlanması gerektiğini vurguladı. Bazı Müslümanların çevreciliği geleneğe yabancı, Batılı, seküler ya da siyasi bir dava olarak gördüğünü söyleyen Özdemir, bunun ciddi bir yanlış anlama olduğunu belirtti.

Ona göre yeryüzünü gözetmek, başka birinden ödünç alınacak bir fikir değil; Allah’ın insanlara emanet ettiği değerli bir mirasa sahip çıkmak anlamına geliyor.

Kur’an’da doğanın cansız ve yalnızca tüketilmeyi bekleyen bir madde olarak tanımlanmadığını ifade eden Özdemir, dağların, nehirlerin ve kuşların yaratılışın anlamlı parçaları olduğunu söyledi. “Onlar ibadette yol arkadaşlarımızdır.

Kur’an’a göre kusur onların sessizliğinde değil, bizim sağırlığımızdadır” dedi. “MÎZAN” ANLAYIŞI DOĞAYLA İLİŞKİDE DENGEYİ HATIRLATIYOR Kur’an’daki denge anlayışının insanın doğayla ilişkisi için önemli bir ahlaki çerçeve sunduğunu belirten Özdemir, “el-mîzan” kavramının hem ekonomik ve toplumsal hayatta hem de yaratılışla ilişkide ölçüyü korumayı anlattığını söyledi.

Ticarette hile yapmakla yaratılışın ve toplumsal hayatın dengesini bozmanın aynı şekilde sınırı aşmak olduğunu ifade eden Özdemir, Kur’an’ın bu bozulmayı “fesad” kavramıyla tanımladığını dile getirdi. Bu kavramların günümüzün çevre tartışmalarında da karşılık bulabileceğini kaydetti.

İslam medeniyetinde çevrenin korunmasına ilişkin güçlü bir uygulama geleneği bulunduğunu söyleyen Özdemir, Peygamber’in akan bir nehrin kenarında abdest alırken bile suyun israf edilmesini yasakladığını hatırlattı. Ağaçların kesilemediği ve yaban hayvanlarının avlanamadığı koruma alanlarının (hima) oluşturulduğunu da belirtti.

Özdemir, çevre konusunda umut veren öğütlerden biri olarak, “Kıyamet kopacağı sırada birinizin elinde bir fidan varsa, onu diksin” sözünü aktardı. Bu yaklaşımın, koşullar ne kadar ağır görünürse görünsün, iyilik ve sorumluluk için adım atmayı öğütlediğini ifade etti.

İnsanın doğanın mutlak sahibi olmadığını vurgulayan Özdemir, hilâfet kavramının egemenlikten çok emanetçilik ve hesap verebilirlikle ilgili olduğunu söyledi. Emanetçinin elinde tuttuğu şeyin sahibi olmadığını, bunun hesabını vereceğini belirtti.

Yeryüzünün yalnızca bugün yaşayanlara ya da tek bir kuşağa ait olmadığını ifade eden Özdemir, “Her şey, âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir ve torunlarımızın hakkıdır” dedi. Bu nedenle çevreyi korumanın gelecek kuşakların haklarını gözetmek anlamına da geldiğini kaydetti.

UMUT, SORUMLULUK ALMANIN YERİNİ TUTMUYOR İklim değişikliğine ilişkin felaket uyarılarının insanlarda korku ve umutsuzluk yaratabildiğine dikkat çeken Özdemir, paniğe kapılmadan harekete geçmenin ve umudu korumanın mümkün olduğunu söyledi. “Allah halleder” diyerek hiçbir şey yapmadan beklemenin tevekkül değil ihmal olduğunu dile getirdi.

“Dünyanın sonu gelmiş olsa bile ağacı dik. Aciliyetle hareket et, ama umutsuzluğa kapılma. Her şey sana bağlıymış gibi çalış; her şey Allah’a bağlıymış gibi tevekkül et” diyen Özdemir, iklim mücadelesinde hem çabanın hem de umudun korunması gerektiğini vurguladı.

Yaklaşık iki milyar Müslümanın dünyanın farklı coğrafyalarında yaşadığını hatırlatan Özdemir, sıcaklık artışının, kuraklığın ve deniz seviyesindeki yükselmenin bu geniş coğrafyada ciddi riskler oluşturduğunu ifade etti. Türkiye’de yaşanan sellerin de iklim değişikliğinin etkilerini ortaya koyduğunu söyledi.

Özdemir, yaşananların iklim değişikliğinin soyut bir kavram olmadığını gösterdiğini belirterek, bunun çocukların ekmeğine ve suyuna yönelik bir tehdit olarak anlaşılması gerektiğini kaydetti. Müslüman toplumların çevresel sorunlarla mücadele edebilecek güçlü toplumsal kurumlara sahip olduğunu ifade eden Özdemir, neredeyse her kasaba ve köyde insanların günde beş kez bir araya geldiği camiler bulunduğunu, her hafta geniş bir cemaate hutbe okunduğunu hatırlattı.

Dinî kurumların yalnızca farkındalık oluşturmakla kalmayıp somut uygulamalar da geliştirmesi gerektiğini söyleyen Özdemir; su ve enerji tasarrufu yapılmasını, ağaçlandırma çalışmalarının artırılmasını ve afetlerden etkilenen topluluklara destek verilmesini önerdi. 27 Şubat 2024’te Nairobi’de düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre Asamblesi’nde kamuoyuna sunulan “Mîzân: Dünya ile Bir Sözleşme” çalışmasının çevre etiği alanındaki önemli girişimlerden biri olduğunu belirten Özdemir, bu sürece başından itibaren destek verildiğini ve eserin yayımlanarak kamuoyuyla paylaşıldığını ifade etti.

Özdemir, farklı dinlere mensup toplulukların ve herhangi bir inancı bulunmayan insanların iklim değişikliği konusunda ortak amaçlarda buluşabileceğini söyledi. Müslüman toplumların da kendi çevre etiği mirasını bu ortak mücadeleye taşıması gerektiğini kaydetti.

CUMA HUTBELERİ İÇİN 6 VE 13 KASIM ÇAĞRISI COP31 öncesinde dinî kurumlara ve sivil toplum kuruluşlarına somut öneriler sunan Özdemir, 6 ve 13 Kasım’daki cuma hutbelerinde çevre bilincine yer verilmesini istedi. İmam ve hatipleri hutbelerini Mîzan’a ve yeryüzüne karşı taşınan emanete ayırmaya çağırdı.

Camilerden, Peygamber’in su israfını önleme öğüdünü örnek alarak kendi su ve enerji kullanımlarını gözden geçirmelerini isteyen Özdemir, hayır kurumları ve vakıflara da bağışlarının bir bölümünü kuraklık, sel ve aşırı sıcaklardan etkilenen topluluklara yöneltmeleri ve ağaç dikmeleri çağrısında bulundu. Din âlimlerinden ise mîzan, hilâfet ve fesad kavramlarını çağdaş tartışmalara taşımalarını istedi.

Antalya’daki iklim müzakerelerine katılacak ülke liderlerinin gelecek kuşakların haklarını gözetmesi gerektiğini belirten Özdemir, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ülkelerin liderlerine de çağrıda bulundu. Liderlerin müzakerelerde yalnızca mülklerini savunan sahipler gibi değil, bir gün hesap verecek emanetçiler olarak hareket etmelerini istedi.

COP31’in Müslüman toplumlara çevre konusundaki tarihsel sorumluluklarını yeniden hatırlama fırsatı sunduğunu söyleyen Özdemir, çağrısını Antalya’da yalnızca hükümetlerin ve müzakerecilerin değil, kim olduğunu hatırlayan bir toplumun da bulunması temennisiyle tamamladı: Mîzan’ın ehli olan, kendisine ait olmayan bir bahçeyi emanet taşıyan ve elinde bir fidan bulunduran bir toplum.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: anayurtgazetesi.com
Haber metni ve görseller anayurtgazetesi.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Hava
Yayın: 05 Kasım 2026 06:39 · Kaynak: anayurtgazetesi.com
Kaynağı Oku ↗