Hukuki haklardan raylardaki gerçeğe: Mazeret duvarını yıkacak olan kolektif dayanışmadır
- İzmir Metrosu Üçyol İstasyonu’nda 24 Ekim 2026 tarihinde iki vagon arasındaki boşluğa düşerek ağır yaralanan görme engelli öğretmen Mehmet Bulut’un yaşadığı kaza, sadece bireysel bir talihsizlik değil; kent içi toplu ulaşımda yıllardır süregelen ihmaller zincirinin ve kağıt üzerinde kalan yasal
İzmir Metrosu Üçyol İstasyonu’nda 24 Ekim 2026 tarihinde iki vagon arasındaki boşluğa düşerek ağır yaralanan görme engelli öğretmen Mehmet Bulut’un yaşadığı kaza, sadece bireysel bir talihsizlik değil; kent içi toplu ulaşımda yıllardır süregelen ihmaller zincirinin ve kağıt üzerinde kalan yasal yükümlülüklerin acı bir sonucudur. Bu facianın hemen ardından idareye sunulan CİMER başvuru dilekçesi ile 7 Kasım 2026 Cumartesi günü Üçyol İstasyonu Betonyol çıkışında gerçekleştirilen kitlesel basın açıklaması yan yana koyulduğunda, engelli hakları mücadelesinde tarihi bir eşikte olduğumuz açıkça görülmektedir.
Yıllardır aşılmaya çalışılan bürokratik mazeret duvarına karşı, Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED) ve Engelsiz Erişim Derneği öncülüğünde kurulan İzmir Güvenli ve Erişilebilir Ulaşım Girişimi ile dün Üçyol’da bütüncül ve örgütlü bir toplumsal direniş örneği verildi.
CİMER dilekçesindeki hukuki netlik ve 6 yıllık hesap verilebilirlik
Basın açıklaması öncesi verilen CİMER dilekçelerinde, yaşanan kaza karşısında kamu otoritelerinin hukuki sorumluluğunu tartışmaya yer bırakmayacak bir netlikle tanımlandı. Başvuruda, Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan Eşitlik İlkesi ile 17. maddesindeki Yaşam Hakkı hatırlatılarak, kamu kurumlarının öngörülebilir risklere karşı önleyici tedbirler alma zorunluluğu vurgulandı.
Aynı zamanda 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun ve Türkiye’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi uyarınca, engelli bireylerin ulaşım hizmetlerinden güvenli, bağımsız ve eşit koşullarda yararlanmasının yasal bir zorunluluk olduğu hatırlatıldı.
Dilekçede yer alan en çarpıcı hesap sorma noktası ise Cumhurbaşkanlığı tarafından ilan edilen 2020 Erişilebilirlik Yılı hatırlatması oldu. Aradan geçen 6 yıla rağmen İzmir toplu ulaşımında belirlenen hedeflerin ne ölçüde gerçekleştirildiği ve mevcut eksikliklerin giderilmesi için hangi somut takvimin planlandığı açıkça soruldu.
Dilekçede sıralanan 4 temel talep; kaza nedenlerinin araştırılması, Metro ve İZBAN hatlarında bütüncül denetim yapılması, peron ile tren arasına otomatik bariyer/kapı sistemlerinin kurulması ve tüm sürecin takvimlendirilerek kamuoyuna bildirilmesi oldu.
Yanıtı mazeretten ibaretHak savunucularının hukuki ve teknik zeminli bu talepleri ile İzmir Metro A.Ş. tarafından CİMER üzerinden verilen resmi yanıt karşılaştırıldığında, idarenin sığınmaya çalıştığı mazeret dünyası son derece net bir biçimde görünüyor.
Dilekçede dile getirilen somut talepler ve idarenin yanıtında öne sürdüğü gerekçeler üç temel eksende çatışıyor:
İlk olarak yurttaşlar, tren kapılarıyla eş zamanlı açılan bariyer veya otomatik peron kapısı sistemlerinin fizibilite çalışmalarının acilen yapılarak kurulmasını ve raylara düşmeyi önleyici fiziksel tedbirlerin alınmasını talep ediyor. Buna karşılık idare, 26 yıldır işletilen metro hattında 3 farklı vagon tipinin kullanıldığını, bu vagonların kapı hizalarının birbiriyle uyuşmadığını öne sürerek uygulamanın mevcut hatta "teknik olarak imkânsız" olduğunu iddia ediyor ve vagon uyumsuzluğunu bir mazeret olarak sunuyor.
İkinci olarak dilekçede, Metro ve İZBAN hatlarında yalnızca tek bir unsurun değil; hissedilebilir yüzeylerin, kot farklarının, peron ile araç arasındaki yatay ve düşey boşlukların ve anons sistemlerinin bütüncül bir güvenlik denetiminden geçirilmesi isteniyor. İdare ise bu kapsayıcı güvenlik talebine karşılık hat genelinde bulunan 85 asansör, 195 yürüyen merdiven ve geçmişte alınan "Kırmızı Bayrak" ödülünü öne sürerek erişilebilirliğin kâğıt üzerinde tam olduğu yönünde bir istatistiksel illüzyon yaratıyor.
Üçüncü olarak başvuru sahibi, yaşam hakkını tehdit eden öngörülebilir risklere karşı alınacak acil önleyici tedbirlerin ve uygulama takviminin kamuoyuna yazılı olarak açıklanmasını talep ediyor. İdare ise hayati önem taşıyan otomatik peron kapısı uygulamasını mevcut hatta hayata geçirmek yerine, sadece yapımı devam eden yeni Buca Metrosu hattında planlandığını belirterek güvenlik sorumluluğunu belirsiz bir geleceğe erteliyor.
Ortaya çıkan bu tablo açıkça göstermektedir ki; idare, 26 yılın sonunda çözmediği vagon uyumsuzluğunu insan canının önüne koyuyor ve Buca Metrosu vaadiyle Üçyol'da raylara düşen vatandaşın yaşam hakkı ihlalini geçiştirmeye çalışıyor.
Münferit Başvurulardan Kitlesel Dayanışmaya: 7 Kasım Üçyol Eylemiİşte tam da bu idari geçiştirme ve soğutma taktiklerine karşı engelli derneklerinin 7 Kasım Cumartesi günü Üçyol Metro İstasyonu Betonyol Çıkışı’nda gerçekleştirdiği kitlesel eylem, hak mücadelesinde çığır açıcı bir dönüm noktası olmalıdır.
Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED) ve Engelsiz Erişim Derneği öncülüğünde bir araya gelen İzmir Güvenli ve Erişilebilir Ulaşım Girişimi, idarenin engellilerin güvenliğini "kişisel dikkate, refakatçi yardımına veya şansa" bırakan sağlamcı yaklaşımını kesin bir dille reddetti.
Basın açıklamasında da vurgulandığı üzere; görme engelli bireyin peron bariyeri ve kılavuz iz talebi, tekerlekli sandalye kullanıcısının peron-vagon arasındaki kot farkının sıfırlanması talebi, otizmli veya duyusal hassasiyeti olan bireyin dengelenmiş sesli-görsel uyarı sistemi talebi ve fiziksel engellinin kesintisiz asansör bakımı talebi tek bir vücut haline geldi.
Farklı engel gruplarının temsilcileri, bireysel dilekçelerin idari labirentlerde kaybolmasına izin vermemek adına omuz omuza verdi ve toplu taşıma güvenliğinin bir lütuf değil, ertelenemez bir anayasal hak olduğunu haykırdı.
Mazeret duvarını yıkacak olan kolektif dayanışmadırKamu idareleri talepleri, "teknik mazeretler" veya "bütçe imkânsızlıkları" ile yanıtlayıp zamana yayma konusunda uzmandır. CİMER dilekçesine verilen "3 farklı vagon var, yapamayız" yanıtı, bu bürokratik refleksin en somut kanıtı.
Eğer engelli dernekleri bu süreçte kendi içlerine çekilir veya mücadeleyi yalnızca münferit hukuki girişimlerle sınırlı tutarsa, idare mazeret üretmeye devam edecek.
Görme, bedensel, işitsel ve zihinsel/duyusal engelli örgütlerinin birlikteliği, erişilebilirliği parçalı bir hizmet değil, kentin tüm sakinlerini kapsayan evrensel bir tasarım standardı haline getirecek.
Birleşirsek yaşam hakkı kazanır! Mehmet Bulut öğretmenimizin Üçyol İstasyonu'nda iki vagon arasına düşerek ölümden dönmesi, artık hiçbir ertelemeye ve mazerete tahammülümüzün kalmadığını gösteren acı bir uyarıdır.
CİMER dilekçesinde belirtildiği gibi; Anayasa'nın 10. ve 17. maddeleri ile 5378 sayılı Kanun kağıt üzerinde süs olarak duramaz.
İzmir Güvenli ve Erişilebilir Ulaşım Girişimi’nin 7 Kasım'da ortaya koyduğu irade, mazeret üreten bürokrasiye karşı hakikatin ve yaşam hakkının barikatıdır.
Bu dayanışma köprüsü yıkılmamalı, engelli dernekleri arasındaki omuz omuza duruş güçlenerek sürmelidir.
Çünkü çok iyi biliyoruz ki:
Parçalanırsak mazeretler kazanır, birleşirsek yaşam hakkı!
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kaza · Bölge: İzmir
Yayın: 08 Kasım 2026 15:30 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr