Hikâyem Henüz Bitmedi
- Zaman, avuçlarımızdan kayıp giden kum taneleri gibi sessizce akıp giderken, takvimlerin bize biçtiği o geçici etiketlere ve rakamsal sınırlamalara teslim olmak her zaman en kolay yoldur
Zaman, avuçlarımızdan kayıp giden kum taneleri gibi sessizce akıp giderken, takvimlerin bize biçtiği o geçici etiketlere ve rakamsal sınırlamalara teslim olmak her zaman en kolay yoldur. İnsanlara yaşlarını sormak, onları daracık bir zamansal parantezin içine sıkıştırmak adettendir.
Hâlbuki yaşamak; nüfus kâğıdında yazan rakamların alt alta toplanıp çıkarıldığı kuru bir matematiksel dökümden ibaret olamayacak kadar derin, keskin ve asi… Ben bugün, takvim yapraklarının eskittiği bir yılı ya da rasyonel bir yaş dönümünü kutlamıyorum. Benim asıl derdim, bu koca ve esrarengiz kâinat sahnesinde hâlâ başrolü elden bırakmamış olmanın, hayatın o en taşkın, en hırpalayıcı ama bir o kadar da büyüleyici akıntısının tam merkezinde, tüm hücrelerimle nefes alıp veriyor olmamın inatçı ve mağrur zaferidir.
Yılların insanı törpülediği, gücünü elinden aldığı söylenir; oysa bu büyük bir yanılgıdır. Rüzgâr ne kadar sert eserse, kökler o kadar derinleşir; gövde fırtınalara karşı çok daha mukavim, çok daha inatçı bir direnç kazanır.
Çarpan kapıların, ardımızda bırakmak zorunda kaldığımız yarım kalmış vedaların, yorulan ama bir an olsun yaşama sevincini yitirmeyen o saf çocuk tarafımızın üstünden nice fırtınalar, nice dağlar aşmıştır. Fakat asıl büyük mucize, o yıkımların ve enkazın altından silkinip kalkabilmekte, başımızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda hâlâ ilk günkü gibi hayret edebilmekte gizlidir.
Çocukluk düşlerinin olgunlukla harmanlandığı o eşsiz eşikte durabilmek, her acıyı bir sıçrama tahtasına, her hayal kırıklığını bir bilgi pınarına dönüştürebilmek asıl maharettir. Bilirim ki hayat, kusursuz simetrilerle ve düz çizgilerle yürümez; onun kendine has kıvrımları, sarp yokuşları ve sürpriz virajları vardır.
Kimi zaman eksildiğimiz yerlerden çoğalır, en çok kanadığımız, en derin yarayı aldığımız yerlerden filizleniriz. Sessiz odalarda masanın başına geçip kâğıtla ve mürekkeple yeniden anlaşmak, bir fincan kahvenin tütmekte olan dumanında geçmişin enkazını süzüp hafiflemek, sokakta yürürken rüzgârın yüzümüze çarpan serinliğinde hâlâ o ilk gençlik heyecanını duymak...
İşte asıl kutlanmaya, onurlandırılmaya değer olan bunlardır. Zamanın bükemediği irade, rakamların hükmünü çoktan yitirmiştir; çünkü hakiki hüküm, kalbin en gürültülü anlarda bile attığı o sağlam yerdedir. Bugün buradayım.
Hayatın tüm tortularını, süzgeçten geçirdiğim acıları ve tatlıları sırtımda bir madalya gibi taşıyarak... Hâlâ kalbimin sesini kısmadan, masaya elimi vurup hikâyeme kaldığım yerden, daha güçlü bir tonla devam etmenin o taşkın neşesiyle doluyum.
Bu zorlu ama mağrur duruşumda, tıp bilgileriyle olduğu kadar insanlıklarıyla da yoluma ışık tutan, hayatın ritmini yeniden yakalamamda eşsiz roller üstlenen Prof. Dr. Baha Zengel ve Doç. Dr. Özlem Silistreli’ye duyduğum derin minneti de bugünün hafızasına kazımak isterim. Eksilen günlerin ardında bıraktığı o olgun, amber rengi ışıkla parlıyor gözlerim.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Hava · Bölge: Kırıkkale/Keskin
Yayın: 27 Ekim 2026 08:47 · Kaynak: gaziantepolusum.com