Işıltılı Orman’ın Gizemi: Yarım Kalan Bir Frp Oyununun Yıllar Sonra Romana Dönüşmesi
Ümit Kanaat, yarım kalan bir FRP oyununun yıllar sonra Işıltılı Orman’ın Gizemi romanına dönüşme sürecini, fantastik edebiyattan aldığı ilhamı ve yazarlık serüvenini Yazarının Kaleminden köşemizde anlatıyor.
Işıltılı Orman’ın Gizemi yarım kalan bir FRP oyununun yıllar sonra romana dönüşmesiyle ortaya çıktı. Bu romanı yazmaya 2020 yılında başladım. Herkesin eve kapandığı, yalnız kaldığımız dönemde bende yıllardır hayalini kurduğum, bir roman yazma fikrini, iki farklı türde romanı aynı anda yazmaya başlayarak gerçekleştirmek istedim. Biri henüz tamamlayamadığım Dans Eden Ejderha adında klasik türde bir roman ve diğeri de fantastik türde olan Işıltılı Orman’ın Gizemi adlı romanım.
O zamanlar iki romanı aynı anda yazmaya kalktığımda zorlanmıyordum. Sonuçta ikisinin de farklı dünyaları olduğu için bir o dünyada bir dünyada gidip gelerek yalnızlığımı oluşturduğum farklı evrenlerde geçiriyordum.
Fakat bir süre sonra fantastik dünyam gerçek dünyamın önüne geçti. Işıltılı Orman’ın Gizemini birkaç ay içerisinde bitirerek rafa kaldırdım. Çünkü ilk yayınlanmasını istediğim romanın “Dans Eden Ejderha” olmasını istiyordum. Fakat diğer romanımı yazarken bir yerde tıkandım. Pandeminin bitmesi ve herkesin işe dönmesiyle de roman yazacak vakti kendimde bulamayınca, öyle kaldı. Başta kolay demiştim ama sonuçta diğerini hala bitiremediğime göre iki romanı aynı anda yazmak o kadar da kolay değilmiş.
Ben asla hiçbir zaman kendimi tek bir ilgi alanıyla sınırlamadım. Resim, müzik, edebiyat, dans, gezi, motor, fotoğraf gibi birçok ilgi alanım oldu. Yazı yazmak da çocukluğumdan beri yetenekli olduğum alanlardan biriydi. Edebi birikimim artıkça öykü yazmaya başladım.
Kayıp Rıhtım Öykü Seçkisi başka olmak üzere farklı mecralarda da yer aldım. Zaman içinde bir öykü ödülüm ve bir de öykü seçkisinde yer aldığım kitabım oldu. Fakat Kayıp Rıhtım’ın yeri bende ayrıdır. Burası benim için bir okul gibi, arada boşladığım dönemler olmuş olabilir ama her ay öykü seçkisinde ne var diye bakmadan edemedim. Kayıp Rıhtımın eleğinden geçip başarılı olarak kitap çıkaran yazarları görmek beni hep mutlu etti. “Bir gün onlar gibi benim de roman haberim burada yer alır mı?” derdim ve sonunda oldu.
Yaklaşık bir buçuk yıl kadar önce işimi kaybettim. Uzun yıllar, beyaz yakalı olarak kurumsal firmalarda çalıştım. En son çalıştığım iş yerinde gördüğüm aşırı mobbing ve ne kadar başarılı olursan ol bir yerlere gelememe kaygısı beni oldukça yıprattı.
Efsanevi NBA oyuncusu Kobe Bryant bir röportajında şöyle der:
“Oynamaktan keyif alıyorum. İşin özünde ben sadece basketbol oynamayı gerçekten çok seven bir çocuğum. Bunu bedavaya da yapardım. Sadece üstüne bir de bana para ödüyorlar.”
Kobe’nin bu sözü her zaman aklımda yer etmiştir. Bir gün aynada dönüp kendime baktım ve “Bundan sonra asla mutlu olmayacağım bir iş yapmayacağım” dedim. O andan sonra hayallerimin peşinden koşmaya başladım.
İşsiz kaldığım son dönemde öykü yazmaya ve yarışmalara katılmaya ağırlık verdim. Kendimi edebiyat dünyasında bir şekilde kabul ettirme ve Kobe gibi sevdiğim işi yapma yolunda neler yapabileceğimi araştırmaya başladım. Kendini kanıtlamış tüm yazarların hayat hikâyelerini ve eserlerini okudum. Yazar ve edebiyat söyleşilerine katıldım. Röportaj, program, video, kitap, dergi… Yazarlarla ilgili ne bulursam faydalandım. Ortak edindiğim kanı yazar olmak da yazarlıktan para kazanmak da zordu. Para kısmını çok önemsemiyordum ama bir şekilde hayallerimi gerçekleştirmeliydim. Geçmişten gelme birçok yazar bir yarışma vasıtasıyla kendini kanıtlıyor ve edebiyat dünyasına atılıyordu. Günümüzde bunun farklı yolları da var ama ben o yolları seçip çabucak okunup tüketilmek yerine yarışma yolundan ilerleyerek usta ellerden geçerek rüştünü kanıtlamış bir yazar olma yolunu seçtim.
Kendimi geliştirmek için Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin açtığı Neşe Karataş’ın “Temel Yazarlık” kursu ve Yıldız Gülmez’in “Çocuk Edebiyatı” kurslarına katıldım. Katkılarından dolayı hocalarıma teşekkür ederim. Bu kurslar sayesinde var olan yazı yeteneğimi geliştirerek, yazdıklarıma farklı bir açıdan bakmayı ve daha önce hiç ilgilenmediğim çocuk edebiyatı türünde de eserler verebilecek kapasitem olduğunu öğrendim.
Bu süreçte çizim yeteneğime de güvenerek iki adet çocuk kitabı yazdım. Ankara Kuğulu Park civarında yaşayan, Japon efsanesi Hachiko köpeği gibi olduğu yerde durmasıyla meşhur sarman kedinin hikâyesini anlattığım kitabı bastıracağımdan çok ümitliydim. Fakat yayınevlerine yaptığım tüm başvurular olumsuz sonuçlandı. Bu benim için sadece bir çocuk kitabı değil bir projeydi aslında: Eğer kitabımı yayınlatmayı başarırsam kedinin heykelini durduğu yere diktirmek ve Ankara’ya kültürel bir miras kazandırmak gibi bir hedefim de vardı ama nedense ticari zekâların içinde bir hayalperest olarak boğuldum.
Yazdığım çocuk kitapları basılmıyor, katıldığım öykü yarışmaları sonuçsuz kalıyordu. Normal hayatta da bazı terslikler yaşamaya başlayınca yazma ilhamımı kaybettim. Yeni bir şey yazacak gücüm kalmayınca Martin Eden gibi daha önce yazdıklarımı yeni yarışmalara göndermeye başladım.
Yol Akademi Yayınevi’nin roman yarışması tam da yazma hevesimi kaybettiğim bu anda karşıma çıktı. Yıllar önce yazdığım ama hiçbir yere göndermediğim fantastik romanım aklıma geldi bir anda. İlk yayınlanmasını istediğim Dans Eden Ejderha romanım olduğu gibi duruyordu, ne onu bitirecek vaktim, ne de yeni bir roman yazacak dermanım yoktu. En iyisi Işıltılı Orman’ın Gizemi ile bir şansımı deneyim dedim ve romanı olduğu gibi yarışmaya gönderdim.
Günler sonra Yol Akademi Yayınevi’nden yarışmayı kazandığıma dair bir e-posta aldım. Şok etkisiyle romanıma dair ilk editör raporunu okuduğumda tepkim “Aa… Biri romanımı okumuş.” oldu. O an Kobe gibi hissettim. Kitabım basılsa da basılmasa da önemli değil, birinin romanımı okuduğunu bilmek ve onun hakkında yorum yapması benim için mutluluk vericiydi.
Bundan sonraki süreç çok hızlı ilerledi. Tek odağım gece gündüz demeden editör ekibinin önerileriyle birlikte romanım üzerinde çalışmak oldu. Hayatımda bir romanı, Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ı ve Jack London’ın Martin Eden’i hariç, iki kez okuduğum nadirdir ama o roman kendi romanınsa basılana kadar kaç kez okuduğunu bilemezsin.
İlk kitabım olduğu için başka yayınevleri hakkında çok fazla deneyimim yoktu. Yol Akademi Yayınevi’nin yürüttüğü süreçte editör ekibinin romana yaptığı katkılar benim için oldukça profesyonel ve öğretici oldu. Katkılarından dolayı tüm yayınevi ekibine teşekkür ederim.
Romanımın editör ve kapak tasarımı çalışmaları tamamlandıktan sonra Mythos Kitap etiketiyle 14 Eylül 2026 tarihinde yayınlanması gerçekleşti.
Üniversite yıllarında fantastik edebiyat türleri ve FRP ile tanıştım. İlk etkilendiğim eserin bu türün atası olan Yüzüklerin Efendisi olduğunu tahmin etmek zor olmayacaktır. Ondan sonra hiçbir fikrim olmadan katıldığım bir FRP etkinliğinde oynadığım ilk FRP oyununda acemi olduğum için DM bana “Orta dünya oyunu oynatacağım, sen cüce ol, Yüzüklerin Efendisi’ni düşün ve oradaki cüce gibi rol yap. Kurallar konusunda ben yardımcı olacağım” dedi. O zamana kadar Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin filmi dışında Orta Dünya hakkında çok bir bilgim yoktu ama içimdeki fantastik rol yapma oyuncusu öyle bir yerinden çıktı ki hem DM hem diğer oyuncular performansıma şaştı kaldı. O gün çok eğlendim ve ondan sonra fantastik edebiyat ve FRP oyunları hakkında daha çok deneyimim oldu.
Işıltılı Orman’ın başlangıcı şu şekilde gelişti: DM’lik yaptığım bir arkadaş grubunda oynadığımız bir oyun vardı. Fakat oyunu bir türlü bitiremedik. Bilen bilir, FRP oyunlarını bitirmek oldukça zordur; uykusuz geceler, günler, haftalar sürebilir. Benim daha sonunu gördüğüm oyun olmadı. Oyunun oynanışı kısaca DM bir senaryo yazar, bir dünya kurar, diğer oyuncular da kural kitabına ve zarlara sadık kalarak olasılık dâhilinde rol yeteneklerini ortaya koyarak doğaçlama bir tiyatro oynarlar diyebilirim.
FRP oynamaktan ve fantastik edebiyat türlerinden o kadar keyif alıyordum ki bir gün oynadığım bir oyunun yazacağım bir romana ilham olması şaşırtıcı değildi. Işıltılı Orman’ın Gizemi de yarım kalan bir FRP oyununun kıvılcımıyla ortaya çıktı.
Arkadaşlarla bir daha buluşup oynayamadığımız oyunun devamını kurgulayarak Işıltılı Orman’ın Gizemini geliştirdim. FRP oyunlarında DM her ne kadar bir senaryo üzerinden oyunu oynatsa da ne o, ne de oyuncular oyunun nereye varacağını bilemez. Herkesin oyunda bir katkısı vardır. Romanı yazarken ilk oynadığımız oyunlardan yola çıkarak romanı geliştirsem de sonradan benim de bilmediğim süreçte hikâye devam etti. Karakterler kendini geliştirdi. Hikâye oynadığımız gerçek FRP oyunundaki hikâyeden farklı bir boyuta evrildi.
Hikâye yazarken kullandığım sinematik ve görsel anlatma tekniği benim de zihnimde canlı bir film izliyormuşum hissi uyandırıyor. Bu film o kadar ilgi çekiciydi ki Dans Eden Ejderha’yı bırakıp Işıltılı Orman’ı yazmaya devam ettim. İlk başta romanın adını “Işıltılı Orman” koymuştum fakat hikâye geliştikçe ortaya bir gizem çıktı ve son aşamada romanın adı Işıltılı Orman’ın Gizemi oldu.
Romanı yazma sürecimde neredeyse her gün bir-iki bölüm yazarak kesintisiz ilerleme sürecim oldu. Hikâye o kadar sürükleyiciydi ki yazarken bir film izler gibi hissediyordum. Yıllar sonra yayınevinin gönderdiği editör raporunu okuduğumda dahi unutmuş olduğum romanı ilk kez okuyormuş gibi “Aa… Bunu mu yazmışım… Bunu nerden bulmuşum… Ne güzelmiş be…” gibi tepkiler verdim.
Hikâyenin bir sonuca ulaşıp romana dönüştüğünü gördüğüm anda yazmayı bıraktım. İlk bastırmak istediğim roman Dans Eden Ejderha olduğu için bu romanı hiçbir yayınevine göndermedim. Yol Akademi Yayınevi’nin yarışmasını kazanmamla birlikte Işıltılı Orman’nın Gizemi’ni yeniden yazma sürecim başladı.
Genelde yazı yazarken beni motive eden bir müzik dinlemeyi tercih ederim. Romanı ilk yazdığım zamanlarda ne dinlediğimi pek hatırlamıyorum ama baskıya çıkmadan önceki editör çalışmasında nordic, pagan, Viking tarzı müzikler dinledim. Bu müzikler ejderha ve savaş sahnelerini yazarken bana atmosferi zihnimde canlandırabilmem için ilham kaynağı oldu. Ayrıca bir şey yazarken gerçek dünyadan kendini soyutlamak için de müzik dinlemek çok etkili oluyor.
Kitabı okuyacaklara tavsiyem benimle aynı atmosferi yaşamak için siz de bu müzikleri dinleyebilirsiniz.
Yazarken en çok dikkat ettiğim şey, okurun gözünü yormayacak sade ve akıcı bir dil yakalamaktı. Işıltılı Orman’ın Gizemi’nde fantastik edebiyatın geleneksel unsurlarını harmanlayarak, klasik fantastik türlere yakın ama daha önce var olmayan ırklar, yaratıklar ve yerler oluşturarak kendime ait fantastik bir dünya yaratmaya çalıştım. Karakterlerin diyaloglarına mizah katmayı, arada felsefi göndermeler yapmayı, tempoyu düşürmeden okuru şaşırtacak ters köşeler hazırlamaktan zevk duydum.
Işıltılı Orman’ın Gizemi, okurunu daha ilk sayfalardan itibaren Glorya’nın sınırlarından başlayıp bilinmeyen diyarlara uzanan fantastik bir yolculuğa davet ediyor. Fakat bu yolculuk yalnızca uzak coğrafyalardan, fantastik yaratıklardan ve büyülü nesnelerden oluşmuyor. Roman ilerledikçe, yolculuğun asıl yönünün geçmişe, kimliğe ve insanın doğayla kurduğu ilişkiye doğru çevrildiğini göreceksiniz.
Romanın başkarakteri Giella’nın yolculuğu dışarıdan bakıldığında bir görevin yerine getirilmesi gibi görünse de yolculuğun sonunda karşılaştığı gerçekler, onun yalnızca dünyayı değil, kendisini de yeniden tanımasını gerektiriyor.
Giella’ya eşlik eden yoldaşları; Mirabell yardımcı bir karakter gibi görünürken aslında kendi hikâyesini anlatıyor. Bliss okuyucuyu zorlayan, akıllarda soru işaretleri bırakan gri bir karakter. Tyvollus elf-insan-cüce çatışmasının yanında ne kadar gizemli ve felsefi özellikler barındıran bir karakter. Ragnir; sert, mizahi ve dramatik bir cüce.
Roman belli bir amaca yönelik tek bir doğrultuda ilerlese de farklı karakterlerin hikâyeye dâhil olmasıyla, farklı hikâyeler okuyacağınız bir yaşam ağacının dallarında geziniyor gibi hissedeceksiniz.
Bliss karakterinin çok enteresan bir karakter olduğunu söyleyebilirim. Romanı yazarken beni bile şaşırttığı anlar oldu. Özellikle Işıltılı Orman’da Lady Shava ile karşılaştıkları anda Bliss’in hırsı ve kötülüğü hikâyenin seyrini değiştirdi. Tahminimce romanı okurken okurun en çok zorlanacağı yer Bliss’i anlamak olacaktır.
En dikkat çekici karakterlerden başka biri de Tyvollus’dur. Tyvollus’un insanlara ve doğaya bakışı, hikâyeyi klasik “iyiler ve kötüler savaşı” şemasının dışına çıkararak insanların doğaya verdiği zarar, insan türünün kendisini dünyanın merkezine koyması ve doğanın buna karşı geliştirdiği tepki, romanın en güçlü düşünsel damarlarından birini oluşturuyor. Geleneklerine bağlı olan Tyvollus’un yolu iki kadın tarafından değişecektir.
Hikâyenin odağında Işıltılı Orman olsa da Işıltılı Orman’ın Gizemi bir son değil yeni bir dünyanın başlangıcıdır. Keyifli okumalar dilerim.
Kayıp Rıhtım’ı ve WhatsApp üzerinden takip edebilirsiniz.
Siz de Kayıp Rıhtım'da konuk yazar olabilirsiniz!
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 24 Ekim 2026 14:06 · Kaynak: kayiprihtim.com