Fon vurgunu sonrası Kasım ayı Türkiye ekonomisi için kritik riskler barındırıyor
- Kasım ayı, ABD seçimleri ve ekim enflasyonu nedeniyle küresel ve Türkiye ekonomisi için kritik bir dönemeç olacak
- Fon vurgunu sonrası tasfiyede 1 milyon TL'ye kadar ön ödeme söylenmesine rağmen ödemeler 250 bin TL'de kaldı; mağdur tasarruf sahiplerinin şikayetleri büyüyor
Erdal SAĞLAM(ANKARA) - Bu yıl Kasım ayı, hem küresel ekonomi hem Türkiye ekonomisi açısından çok kritik bir ay niteliği kazandı. Kasım'ın ilk haftasına girilirken, Salı günü yapılacak ABD seçimleri, Türkiye ekonomisi açısından, aynı gün açıklanacak Ekim enflasyonuna kıyasla, çok daha önemli olacak gibi gözüküyor.
Küresel piyasalarda, ABD'nin seçim sonrasında İran'a kapsamlı bir saldırı düzenleyeceği beklentisi büyürken, geçen hafta ABD'de teknoloji şirketlerindeki balon tedirginliğini büyüten borsa düşüşleri yaşandı. Tüm bu gelişmeler, petrol fiyatlarındaki seyri de etkileyeceği için küresel ekonomide yeni bir kriz beklentisinin doğmasına neden oluyor.
Bu tehlikelerin hepsinin birden gerçekleşme ihtimalinin düşük olması umuluyor. Ancak önümüzdeki döneme ilişkin küresel ekonomi açısından belirsiz bir dönemin başladığını, Kasım'da olası tehlikeler konusunda somut ipuçlarının alınmaya başlayacağını söyleyebiliriz.
Küresel tehditlerden ayrı olarak, Türkiye ekonomisinin bir süredir içine düştüğü "sürüklenme hali"nin derinleşerek sürdüğünü söyleyebiliriz. Küresel ekonomideki risklerin de gerçekleşmesi halinde, Türkiye ekonomisindeki zaten kritik hele gelen istikrarsızlığın daha da derinleşeceği tedirginliği yaşanıyor.
Kısacası, küresel ekonomideki yaşanacak bozulmanın, Türkiye ekonomisi açısından çok daha ağır yaşanması kaçınılmaz gözüküyor. FON TASFİYESİ YÖNETİLEMİYORÇünkü, 3,5 yıldır uygulanan ekonomik program, enflasyonla mücadelede başarısız olurken, bu kadar uzun süren program hem geniş toplumsal kesimleri yoksullaştırdı, hem de üretimin durmasına, sonuçta tablonun iyice ağırlaşmasına neden oldu.
Uzun AKP iktidarının ekonomide yaptığı kritik hatalar, kurumlar ve kuralların uygulanmasını savsaklaması, yönetimde liyakata izin vermemesi, sonuçta "fon vurgunu gibi devasa bir ekonomi kazası"na neden oldu. Kurumların çalışmadığı, yeterli denetimin yapılmadığı, "siyaset-iş insanı- bürokrat üçgeninde kayırmacılık ve hukuksuzluğun yıllardır sürdürüldüğü" bu kaza ile açığa çıktı.
Yıllardır piyasada konuşulmasına, Bakanın uyarmasına rağmen olaya müdahale edilmemesi, bu hatanın bilinçli olarak, iktidar yakın kişilerin desteğiyle sürdürüldüğünü açığa çıkartmış oldu. Çok sayıda tasarruf sahibinin mağdur edildiği fon vurgunu patlayınca, acil önlem alınmaya çalışıldı.
16 Eylül'den sonra piyasaya likidite sağlanıp ilk panik atlatılmaya çalışılsa da fon tasfiye sürecinin iyi yönetilemediği görülüyor. Son olarak 1 milyon TL'ye kadar alacaklı hesaplara ön ödeme yapılacağı söylenmişken, başlayan ödemelerde ancak 250 bin TL'ler ödenebildi.
Alacaklıların anapara hesabına ve ödemelere ilişkin şikayetleri büyürken, uygulama aşamasında da şeffaflığın olmaması, tasfiye sürecinin iyice karmaşıklaşmasına, kimsenin önünü göremez hale gelmesine yol açıyor. Bu durum özel şirket tahvillerindeki ödeme sorununu büyütürken, hisse senedi piyasalarındaki düşüşlerin devam ettiği görülüyor.
Varlık Fonu'nun yoğun müdahalesine rağmen, borsadaki düşüş süreci devam ediyor. Bağımsız analistler "büyük ve saygın şirket değerlerinin, fon vurgununun etkisiyle, ederlerin yarısına kadar indiğini" söylüyorlar. Varlık Fonu'nun yoğun müdahalesi, kısa dönemde bu şirketlerin değerlerinde artışın sağlanamayacağını gösterir nitelikte.
LİYAKATLI KADROLAR ATANIR MI?Fon tasfiye sürecinde iktidara yakın bazı kişiler hakkında açılan soruşturmalar ve varlıklarına el konulmasına ilişkin yargı kararlarının kısa süre içinde tersine dönmesi, "fon hikayesinin büyümesinde olduğu gibi, tasfiye sürecinde de hukuka uygun, adaletli bir yaklaşımın benimsenemeyeceği" algısını pekiştiriyor. Bununla birlikte Devlet Denetleme Kurumu raporu beklendiği söylense de hatalı kadrolarda henüz değişiklik yapılmadığı görülüyor."Nas politikası" uygulanması için göreve getirilen kadroların hala SPK, BDDK, BİST gibi hassas kurumların başlarında bulunmaları dikkati çekiyor.
İktidara yakın bazı siyasetçi ve danışman kadrolarının, tekrar kendilerine yakın kişilerin atanması konusunda baskıyı sürdürdükleri konuşuluyor. Bu eğilim tüm piyasaları endişelendiriyor. "AKP içindeki farklı grupların güç çatışması"nın ekonomiye büyük zarar verdiği açık.
Kadro değişikliği açısından da Kasım, kritik öneme sahip bir ay olacak. Türkiye küresel ekonomiyle uyumlu, kuralların hakim olacağı yeni bir anlayış için kesin kararını vermediği sürece, ekonomik istikrarın tehlikeye gireceğini söylemek yanlış olmaz.
Uygulanan idari sistemin bu fon vurgununa zemin hazırladığı açık. İktidara sahip olanlar, bu zemini hazırlayan sistemin değişmesine izin verebilir mi, göreceğiz.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Asayiş
Yayın: 01 Kasım 2026 08:36 · Kaynak: rss.haberler.com