Habermetrik
← Ana Sayfa
Ankara/Elmadağ 29 Ekim 2026 06:05 · Güncelleme 06:07
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Beyin göçü tehlikesinden küresel lobiye geçiş

Beyin göçü tehlikesinden küresel lobiye geçiş
Görsel kaynağı: yeniankara.com.tr
⏱️ 11 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Beyin göçü, ülkemizin köklü sorunlarından biri olarak büyümeye devam etmektedir
  • "Beyin göçü" diye kısaca ifade ettiğimiz bu tabir; eğitimini standartların üzerinde tamamlamış, dinamik ve gelecek vaat eden kişileri kapsamaktadır

Beyin göçü, ülkemizin köklü sorunlarından biri olarak büyümeye devam etmektedir. "Beyin göçü" diye kısaca ifade ettiğimiz bu tabir; eğitimini standartların üzerinde tamamlamış, dinamik ve gelecek vaat eden kişileri kapsamaktadır.

Göç edeceği ülkenin kültürü ile entegre olan, yeni çalışacağı firmanın iş standartlarına ve proseslerine katma değer katacağına inanılan iş gücünün daha gelişmiş ülkelere fiziken transferi olarak tanımlayabiliriz. Beyin göçü; bilim insanı, doktor, mimar, mühendis, yatırımcı, yazılımcı, iş insanı, tüccar, mucit, araştırmacı gibi daha çok teknik alanlardaki iş gücü sahiplerini kapsar.

Ancak bu da yeterli değildir; vatandaşı olduğu ülkesinde başarılı olan ve değer kabul edilen insanların transferini beyin göçü olarak adlandırmak daha doğrudur. Göç etmeye karar veren kişinin göç nedeni sorgulandığında genelde birbirine yakın açıklamalar yapılmaktadır.

Beyin göçü yapılacak ülkenin; topluluk anlayışı, ahlaki düzeni, hukuki gerekçeleri, çevre ve kültürel altyapısı ile sosyal hakları bireylere daha kolay ve adil imkânlar verir şeklinde bir düşünce hayalini öne sürmektedirler. Bu davranış kalıpları ile kişi kendi iç dünyasını da yolculuğa hazırlamaya çalışmaktadır.

Ancak göç etmek için alınan kararların büyük çoğunluğu ekonomiktir. İkinci sırayı gelecek endişesi ve yaşam kalitesi oluşturmaktadır. Üçüncü sırada ise mesleki kariyer planlaması ve tecrübe isteği gelmektedir. İnsanlar henüz iş yaşamlarının başlangıcındaysa, kalifiye olana kadarki istihdamları beyin göçü olarak adlandırılamamaktadır.

Bu eylem daha çok çalışma izni alan yabancılar şeklinde uzmanlar tarafından değerlendirilmektedir ve beyin göçü istatistiklerine dâhil edilmemektedir. Yabancı bir ülkeye turist olarak giriş yapan kişi anlaştığı şirketin destekleriyle önce oturum iznini, daha sonra çalışma izni alarak istihdam edilmeye başlar.

Birinci derecede akrabası sayılan eş ve çocuklara kimi ülkelerde direkt oturum izni verilirken, kimi ülkelerde ise turist olarak adlandırılıp giriş çıkış yaptırılarak belli sürelerde misafir edilmektedirler. Genellikle bir yıl sonra belli şartları sağlayanlara oturum, eğitim ve hatta çalışma izni verilir.

Avrupa ülkelerince "Kültürel Entegrasyon Zaman Eşiği" olarak adlandırılan bu süreç, göç edilen ülkenin menfaatlerini koruma amaçlıdır. İş gücü olarak gelen kişiler her ne vasıf veya tecrübede olursa olsun, ülke toplumuna, yaşam ve iş standartlarına uyumu için bir şekilde sınava tabi tutulmuş olur.

Bu sınav bazı ülkelerce her sene veya 3 ila 5 senede bir tekrarlanır. Çalışma izinlerinin iptal edilebilme ihtimali her zaman mevcut olup örnekleri çoktur. Hatta çalıştığı firmaları yıl içinde birden fazla değiştiren kişilerden tüm işletmelerden bonservis mektubu talep edilir.

İlgili ülkenin çalışma bakanlığı ofisleri; emniyet, belediye ve adalet bakanlığı ile ortak hareket ederek "deport", yani sınır dışı etme ihtimalini değerlendirirler. Yukarıda yazdığım tüm bu insani yıpratıcı, devamlı bir sınavdaymış gibi hissettiren davranış biçimine maruz kalmak, "mutlu olmak" için aldığı kararın ters paradigmasıdır.

Hayatı endişe dolu bir otokontrolle yaşamaya çalışmak, beyin göçü ile ülke değiştiren kişiye ilk başlarda modern hayatın içinde var olan gelişmişliğin bir sonucu olarak telkin sebebi yaratabilir. Fakat kendi ülkesinde kimsenin kişilik ve özlük haklarına dokunmadan yaptığı davranışları aklına geldiğinde; özgürlüğünün bir nevi tecrit altına alındığını ve çalıştığı ülkeye emanet olarak teslim edildiğini düşünmeye başlar.

Ki bu durum, geri dönüşü imkânsız sonuçları ruhsal olarak menfi ve müspet bir şekilde yaşatmaya başlar. Şu ana kadar anlatılanların kötü senaryo olduğunu ifade etsek de göç edenlerin yaşadıkları tecrübelerle ilgili yapılan araştırmalar, bu kişilerin%60’a yakınının ilk 2 senede,%80’e yakınının ise ilk 5 senede geri döndüğünü belirtiyor.

Vatandaşlık alıp kalanların sayısı beyin göçü yaşayanların içinde%12’ler seviyesindedir. İstatistiki olarak çalışma ve oturum izni alanlar iş gücü transferi olarak kabul edilir. Transfer oldukları ülkede vatandaşlık alarak çalışmaya başlayan veyahut göç ettikleri ülkede iş kuranlar ise "değer kaybı" olarak ifade edilip verilerin içine alınmaktadır.

Beyin göçü tabiri ile adlandırılan kümeye giren insanlar diğer gruplarla karıştırılmamalıdır. Bu gruba; işçi olarak çalışma izni alıp yurt dışına çıkanlar, turist olarak gidip dönmeyenler, kaçak yollarla ülkeye girip göçmen statüsü almaya çalışanlar, siyasi veya başka bir konu nedeniyle mültecilik hakkını elde edenler dâhil değildir.

İstatistikler bize ne söylüyor? TÜİK’in yayımladığı en son "Yükseköğretim Beyin Göçü İstatistikleri" raporu, nitelikli iş gücü kaybımızın ciddiyetini son 10 yılın rekor seviyeleriyle ortaya koymaktadır. Yükseköğretim mezunlarının yurt dışına göç oranı yüzde 2,2’ye yükselmiştir.

Bu göç dalgasının merkez üssü ise yüzde 4'lük oranla İstanbul olmuştur. Eğitim alanlarına göre incelediğimizde en dramatik kayıp, yüzde 7 ile bilişim ve iletişim teknolojilerinde yaşanırken, bunu yüzde 4,8 ile mühendislik kadroları izlemektedir.

Bölüm bazında moleküler biyoloji ve genetik yüzde 13,1, işletme mühendisliği ise yüzde 13 ile zirvededir. Nitelikli beyinlerimizin göç etmek için seçtiği ilk tercih ise yüzde 22 ile Almanya olmuştur; Almanya'yı sırasıyla ABD, Birleşik Krallık ve Hollanda takip etmektedir.

Bu son istatistikler, "beyin göçü" feryadının ve geleceğimizin nasıl bir risk altında olduğunun en taze kanıtıdır. O hâlde bazı soruları ve cevaplarını vermeye çalışarak konuyu nihayetlendirelim: Genç, dinamik, iyi eğitimli insanlar kariyer sorunu neden yaşıyor?

Bu sorun bizim çalışma koşullarımızı bir türlü ILO standartlarına uyum sağlayamamakla kısaca açıklanabilir. Bu standartlara ek olarak, daha önceki yazılarımda bahsettiğim Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin içinde firmaların yapması ve uygulaması gereken birçok çalışan hakkı prosesleri mevcut.

Bu standartları bilen, kurumunda uygulamaya çalışan yöneticiler ise sayıca maalesef çok az. Endişeleri, üzüntüleri, yılgınlıklarının kaynağı en kurumsal firmaların bile liyakat sistemini işletememeleri mi? Ülkemizde vahşi bir kapital hiyerarşi oluşmakta.

X kuşağının ve "baby boomer" diye adlandırılan büyük buhran ve 2. Dünya Savaşı sonrası nesli kuşağı şu an yönetim kademesindeki yaş grubunu oluşturuyor. Bu grup, dünyanın evrildiği gelişmişlikteki gerçekleri kabul etmek istememeleri kadar küresel ilkeleri bilmemesinin sonucu beyin göçünü oluşturuyor.

Eğer beyin göçü istemiyorsanız, şu an çalışma hayatına girmeye başlayan Y kuşağı ile kapının ucunda eğitimlerinin tamamlanmasını bekleyen Z kuşağını anlamak ve onların taleplerini, hayat standartlarını, hayallerini, odaklarını, değerlerini şirket içine entegre etmek durumundasınız. Tanzimat sonrası Osmanlı İmparatorluğu'nun ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat öncülük ettiği; “Yurt dışına git, oku, öğren, çalış, tecrübe kazan, ülkene dön, uygula, öğret…” mantalitesi Y ve Z kuşağında hangi sosyolojik kültürel hatalarımızla kırıldı?

Yukarıda belirttiğim konuları da kapsayacak şekilde bizler kırdık maalesef. Milliyetçiliğin içini dolduramadık. Kişisel çıkarlarımızı ülke çıkarlarının üzerine koyduk. Değer yaratma, değer geliştirme ve değerlerimizi koruma konusunda kapitalist dünya zorlamalarına boynu bükük davrandık.

Sistem mimarisi ve küresel lobi gücü olarak "yeni nesil münevverler"Tam da bu kırılma noktasında, ülkemizin ve aydınlarımızın önüne sığ tartışmaların ötesinde, makro düzeyde yeni bir vizyon koymak zorundayız. Bir doktorun ya da mühendisin yurt dışına gidip bürokrasinin ve yabancılaşmanın kıskacında, Batı'nın çarkları arasında âdeta "en alttakiler" gibi niteliksiz rollerde, benzin istasyonlarında cebelleştiği bir dünya kurmamalıyız.

Biz, ülkemizde henüz bütüncül ve sürdürülebilir bir sistem mimarisi kuramadığımız kritik alanlarda "büyük beyinleri" hedeflemeliyiz. Bugün gelişmiş ülkelerin küresel tekelinde tuttuğu; uzay teknolojileri ve uydu sistem mimarileri, havacılık ve yeni nesil otonom savunma sanayii sistemleri, nükleer enerji mimarisi ile mikroçip ve yarı iletken donanım teknolojileri gibi alanlara kafa yoracak elit bir iş gücünü buralara odaklamalıyız.

Yani elbette gitsinler ve gittikleri alanda muvaffak olsunlar. Ancak özellikle devletin de desteği ve ülkeler arası antlaşmalarla bilgi mübadelesi için beyin göçünün ne şekilde gerçekleşmesi gerektiğini yönlendirmeliyiz.

Ülkemizde olmayan yahut gelişim evresinde olan yukarıda saydığımız gibi daha da örnekleri çoğaltılabilecek sektörlere yönelik stratejik hedeflerimizi daha; İş Dünyası, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Ticaret Bakanlığı, Savunma Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı talepleri oluşturmalıdır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, YÖK, TÜRKAK, MYK, Savunma Sanayii müesseseleri, İletişim Başkanlığı, BTK, TÜBİTAK, KOSGEB, sanayi ve ticaret odaları, OSB birlikleri, TOBB da planlayarak bu yönlendirmelere yönelik genel bir stratejik gelecek vizyonu programı şimdiden ortaya çıkarmalıdır.

Bunu ayrıca yıllar bazında da yeniden her yıl gözden geçirmeli ve ülkenin geleceğine yönelik çalışmalara hız vermelidirler. Yurt dışında beyin göçü ile giderek çalışmaya hevesli bu arkadaşların misyonu sadece teknik üretimle de sınırlı kalmamalıdır.

Sınırların ötesine geçen her yetişmiş beyin, bulunduğu yabancı ülkede mutlaka sivil toplumun merkezinde yer almalı, güçlü derneklere üye olmalı ve bizzat kendi derneklerimizi kurmalıdır. Kendilerini sürekli geliştirirken; ülkemizi, kültürümüzü, yaşam biçimimizi ve dinimizi o toplumlara doğru tanıtacak kurumsal birer elçiye dönüşmelidirler.

Bana göre siyasi yapı ile ilişki içerisinde olduğu kadar, Türk birlikleri ve Türk büyükelçilikleri ile muazzam bir koordinasyon içinde sistematik bir iletişim ve perspektif ağı kurmalıdırlar. Yurt dışındaki nitelikli iş gücümüz; hem kendi aralarında kenetlenerek güçlü dernekler kurmalı hem çalıştıkları profesyonel iş kollarındaki uluslararası sivil toplum kuruluşlarında aktif rol almalı hem de bulundukları kentlerde siyasi mekanizmalara üye olarak karar alma süreçlerine dâhil olmalıdır.

Devletimiz de bu insanları maddi ve manevi olarak tüm imkânlarıyla desteklemelidir. Sosyal ve siyasi bir güç hâline gelen bu beyinler, Batı medyasındaki dezenformasyonlara karşı dimdik durmalı; İslamofobi ve Türkofobi dalgasına asla müsaade etmemelidir.

Bulundukları ülke kamuoyuna da "Biz ne yapıyoruz, bu değerli insanlara ve geldikleri medeniyete haksızlık mı ediyoruz?" sorusunu sordurabilmelidirler. Ezici ve pasif birer "diaspora" topluluğu değil; Batı'da kalıcı, proaktif ve nitelikli bir "Türk lobi faaliyeti" yürüten, Batı dünyasında yeni "Türkofiller" (Türk dostları) yetiştiren modern münevverler ordusu kurmak asıl millî ülkümüz olmalıdır.

Amerika, İngiltere, Kanada, Fransa, Almanya ve diğer Batılı ülkelerin iş standartlarında çalışanına verdiği imkân ve değerleri Türk şirketlerinin oluşturamamasının sebepleri ekonomik, sosyal, bürokratik önyargıların yarattığı baskıların neticesi mi? Kesinlikle hayır.

Bir ülkeyi oluşturan sinerjinin nedeni, vatandaşların toplamının yarattığı intibadır. Eğer kâr amacı güden kuruluşlar, kâr dağıtımını sadece hissedarlara yapıyorsa yanlışlıklar burada başlamaktadır. Eğer çalışanların sosyal haklarını iyileştirmeye çalışacak programlar oluşturmazsanız; aidiyet yaratamaz, firma mesuliyetini çalışanlarla paylaşamazsınız.

Ülkemizdeki en güçlü kurum ailedir. Aile aidiyetini firma aidiyetine, oradan şehir, çevre, toplum ve ülke aidiyetine çevirecek millî bir yaklaşım sergileyemezsek sürdürülebilirliği sağlayamayız. Güç birliği ve memleket aidiyetini toplumumuza eğitimin içinde nakşetmeliyizBeyin göçünün kişi ve toplumda açtığı yaralar nasıl onarılır?

Bence en az konuşulan ve en önemli husus budur. Toplumumuz yüzyıllardır bir göç toplumudur. Göç ederken birlikte hareket eden güç birliği felsefesini Orta Asya’dan beri sürdüregelmiştir. İçinde hiçbir zaman bireyselcilik barındırmamıştır.

Gelişen toplum diye bize sunulan motorize hayat, modernlik çılgınlığı ile birleşmiş, ülke bilincini ve idealizmini zayıflatmaya çalışmaktadır. Her şeyde ayrışan ve sınıf fraksiyonlarına bölünen toplumlar ezici ve yıkıcı sonuçlara katlanmak zorunda kalırlar.

Burada en büyük görev devlete ve yönetimdeki hükûmete düşmektedir. Ulusal politikaları hiçbir ayrım gözetmeksizin uygulayacağı; devamlı geliştireceği birleştirici, toplumu heyecanlandıran hedefleri uygulamaya devam etmeli ve yeni hedefleri topluma yayarak ortak amaç şeklinde gerçekleştirmeye çalışmalıdır.

Sevdiklerinin bir kısmını, yani aile, arkadaş, sosyal çevrelerini bırakmalarına neden olan temel sıkıntılar nelerdir? Günter Wallraff’ın “En Alttakiler” adlı kitabında yarattığı imgesel Türk işçisi algısı ve antipatisi yurt dışında hâlen geçerlidir.

Köklerinden uzak kalan hiçbir organizma hür yaşayamaz. Gelişmiş hayat standartlarını çalışma hayatımıza entegre ettiğimiz sürece geleceğimiz nokta, beyin göçüne neden olan olasılıkları azalttığımız nokta olacaktır. Toplumumuzun en parlak, gelecek vaat eden üst düzey çalışanlarını yitirmemizin sebepleri nelerdir?

Küresel dünyada yer değiştirme ve transfer gayet olağan bir durumdur. Yetenek simsarları spordan tutun da sanatta, iş yaşamının her noktasında bulunur. Kimi zaman bu meslekler menajer, kimi zaman "headhunter", kimi zaman kariyer avcısı şeklinde vücut bulurlar.

Eğer küresel ilkelerdeki eşitlik ve cinsiyet eşitliği kavramlarını eğitim, hukuk, hak ve adalet ile ekonomide uygularsanız sorun kalmaz. Transfer ve göçlerin tersine bile faydası olur. Göç kavramı ürkütücü ya da kötü bir şey değildir.

Bireysel olarak idealizmin doruğundaki kendini ispat sürecidir. Bu meydan okumanın keyifli yanları da vardır. Sorun olduğu nokta; bulunduğu çevreden, gittiği ülkeyi ve kapsamını bilmeden, tam olarak hazır olmadan gidenlerin seçeneklerini daha iyi kullanamamalarıdır.

Aile, iş ve toplum yaşamına getirdiği sıkıntıları öngörememeleridir. Bilinçli ve hazır olmak başka bir olgudur.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: yeniankara.com.tr
Haber metni ve görseller yeniankara.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Genel · Bölge: Ankara/Elmadağ
Yayın: 29 Ekim 2026 06:05 · Kaynak: yeniankara.com.tr
Kaynağı Oku ↗