İmparatorluk Ruhu Roma, İtalya Ve İsviçre üstüne
- ♦♦♦ … Gönül diyor ki:” Tarihi çevir nal sesi, kısrak sesi bunlar, Delmiş Roma’nın kalbini, mızrak gibi Hunlar…” Türklük gurur ve şuurunu hep yaşasaydık, yaşatsaydık ne güzel olurdu … ♦♦♦ Dostlarım dünya seyahat edebiyatının ilkleri: Marco Polo (1254-1324), İbn-i Batuta (1304-1369) ve Evliyâ
♦♦♦ … Gönül diyor ki:” Tarihi çevir nal sesi, kısrak sesi bunlar, Delmiş Roma’nın kalbini, mızrak gibi Hunlar…” Türklük gurur ve şuurunu hep yaşasaydık, yaşatsaydık ne güzel olurdu … ♦♦♦
Dostlarım dünya seyahat edebiyatının ilkleri: Marco Polo (1254-1324), İbn-i Batuta (1304-1369) ve Evliyâ Çelebi’dir. (1611-1682)
İbn-i Batuta seyahat için: “Seyahat, önce seni sözsüz bırakır sonra ise iyi bir hikaye anlatıcısına dönüştürür” derken ne kadar haklı. Kültürel ve akademik bilgi yerinde görülünce ve incelenince daha bir anlam kazanıyor.
Eylül ayının son haftası planladığımız İtalya- İsviçre turunu gerçekleştirdik. İlk izlenim Avrupa artık turizme kapanmak istiyor. Bunun içinde şehir giriş vergileri, konaklama hizmetlerinde kalite düşüklüğü, ulaşım hizmetlerini zorlaştırma gibi yaptırımları hissettiriyor.
Ama halkın ilgisi çok güzel. İnsan gücü çok pahalı. Onun içinde altyapı hizmetlerini yabancılar yürütüyor.
İmparatorluk ruhunu başlık attık… Dünyada az millet bu onuru yaşıyor: Türkler, Japonlar, Ruslar, Moğollar ve Roma…
Roma imparatorluğu M.Ö 27’de kuruldu. İkiye ayrıldı ve Batı Roma 476 yılında, Doğu Roma 1453 yılında Fatih Sultan Mehmet Han tarafından yıkıldı. Ama ruhu hala Colesseum’da Roma Forumu’nda, Aşk Çeşmesi’nde, Pisa’da, yüzen şehir Venedik’te her şehirde ki; kilise ve tarihi binalarda, İstanbul’da Yerebatan Sarayı’nda, Selçuk Efes’te, Antalya Aspendos’ta, Ankara ve Yozgat’ta hamamlarda, Diyarbakır Zerzevan Kalesi ve Mardin Dara Antik Kenti ile Tokat Sulusaray Sebastapolis (Büyük şehir) Antik kentinde yaşamaktadır… Örnekler on binlere kadar çıkar… Ve bütün kapılar Roma’ya… Şunu belirteyim ki Alman tarihçi Hieronymus Walf yazdığı “Corpus Histoirae Byzantine” adlı eserinde Doğu Roma’yı “Bizans” tanımı Avrupa’da rağbet görmemiştir. Prof. Dr. Semavi Eyice’nin belirttiği: “Bizans adı uydurmadır” ve siyasi bir plandır…
Bu gün İtalya elli dokuz milyon nüfusuyla AB’nin en etkili üyelerinden biri. Dünya moda merkezi, dünya otomotiv merkezi, dünya turizm cenneti, geçen sene sadece Venedik’i otuz milyon kişi ziyaret etmiş… Sporda dünyada ilk beşte… Nüfus%44 obez.
Gençlerde sigara çeşitlerini kullanma korkunç boyutlarda. Bizde ki gibi her yer sigara satan işyerleri… Otuz yaş üstü bayan ve baylar çok modern giyimli gençler ise dünya ile aynılaşmış… Dünya mafyasının merkezi… Ayrıca sinema sektörü çok canlı.
Türk dizileri oldukça rağbette. Her türlü bilim ve sanat dalında öndeler… Rönesans ve reformun bilgi ışığı hala aydınlatmaktadır.
İSVİÇRE İLK İZLENİMLER… (20 Eylül 2026 Pazar)
Çok temiz… Pırıl pırıl yollar caddeler. İdari yapısı 26 kanton üzerine kurulu bir ülke. Kuruluşu 1499. Önce Roma’dan sonra da Avusturya’dan özgürlüklerini kazanmışlar. Demokratik sistem kantonlarda yaşatılıyor. Kurallar ülkesi, yaşıyorlar yaşatıyorlar.
Basit kurallar. Gece saat 10.30’dan sonra sifon çekmek yasak, eğitimini almadan köpek beslemek yasak, kuşlar ancak erkek-dişi besleniyor vs.
Zürih’ten Lugano Gölü’ne gidiyoruz. Alp’lerin eteklerinde buzul gölü… Çok temiz ve çevresi çok güzel korunmuş. Halka açık yüzme ve su spor alanları, yatlar, kotralar, tur tekneleri. Çok kalabalık. Ama uzun bir yürüyüşle ulaşıyorsun.
Şehir Roma anılarını yaşatıyor. Adı bile Roma zamanından kalma. İsviçre’nin altıncı büyük kenti… Halkı göl kenarındaki sosyal alanlarda günlerini geçiriyor. Akan sular içiliyor. Çok lüks arabalar sergileniyor…
Lugano’dan İsviçre- İtalya sınırında ki İtalya’ya ait Como Gölü’ne geçiyoruz. Yine uzun ve yorucu bir yürüyüşle göle ulaşıyoruz. Dünyanın en ihtişamlı buzul gölü. Derinliği 425 metre. Nadide balıklar yetişiyor. Çok güzel korunmuş etrafı ormanlarla çevrili ve yerleşime açık.
Dünya starlarının malikhaneleri var: Coorge Clooney, Madonna, Sylvester Stalione, Richard Bronson, Versace ve David Beckham gibi… Fotoğrafçılar yat turlarıyla anı ölümsüzleştiriyorlar. Maalesef bizim Salda Gölü, Bafa Gölü, Uzun Göl hak ettikleri yere ne zaman kavuşacaklar… Ah Salda Gölü ah… Sen bir dünya harikasısın ama öksüz ve gariban. Hala Dünya turizmine açılamadın… Hala tehlikede olmasaydın ne güzel olurdun…
Diğer adıyla yüzen şehir. Bin üç yüz yirmi dokuz yıldır ayakta. Savunma amaçlı kurulmuş teknoloji harikası. Önce milyonlarca kazık sonra deniz üstüne binlerce saray ve dini yapılar… Birbirine: “Ahlar, Yumruklar, İğneler, Şeytan, Yalın ayak” gibi mizahi adlı 435 köprüyle bağlı 126 adadan oluşuyor.
Adalar 150 kanalla birbirine bağlı. Ulaşım gondollarla yapılıyor. Güvenliği deniz polisi sağlıyor ve bütün kanallar açık denizle buluşuyor. Deniz yükseldiğinde yaya ulaşımı özel ahşap yollarla sağlanıyor… Marco Polo’nun memleketi Venedik’te hem onarım hem de yeni binalar tesisi devam ediyor.
Giriş 5 ile 10 avro ama 50 avro olması konuşuluyor. Yaz aylarında günlük 753.000 turist ağırlıyor. Gondol turundan sonra deniz otobüsü ile anakaraya dönüyoruz…
Floransa, Avrupa’nın finans merkezi. Dünyanın hala aktif ilk bankası 1472 yılında bu bölgede kurulmuş. Unesco, Floransa’nın tarihi merkezini 1982 yılında:”Dünya Miras Alanı” ilan etmiştir. Duamo Katedrali, Giotto Çan Kulesi, Vaftizhane, Uffizi Galerisi, Accedemia Müzesi ve Veccihio Köprüsü dikey duvarları ve doğal yeşil çimlerinde oturma grupları ve çınar ağaçlarıyla muhteşem… Ah Yeşilırmak Amasya’ya can veriyor.
Tokat sel önleme amaçlı yatay çok çirkin bir mimari… Ağaç yok… Sosyal alan ise sadece Hıdırlık köprüsü ile Merkez Camii arası… Hıdırlık Köprüsü ile Toki Köprüsü arası kurtarılırsa ne güzel olur. Su kültürdür. Yaşadığı bölgeye can verir… Yine Floransa’da 19. yüzyıla kadar sahipsiz veya istenmeyen çocukların bırakıldığı: “Terk etme dolabı” geleneği vardır.
Kilise ve hastane önlerine yerleştirilen silindir dolaplar döndüğünde içerde bir zil çalar ve çocuklar alınır…. Bizde ki avlu geleneği gibi.
Tarihi şehre o kadar güzel bakılıyor ki koruma adına ne gerekiyorsa yapılmış. Devletin kararlarına itiraz hiç yok. Yeni yerleşim yerleri çok modern ama kalp eski Floransa’da atıyor. Şehir dar sokaklarından dolayı ulaşım hizmeti mini araçlarla yapılıyor. Ah İstanbul, dikilen her rezidansla biraz daha bile bile yok ediliyor…
İlk cümle yaşayan yaşatılan tarih. Yedi tepeli şehir. Aynı İstanbul gibi… Başkent ama hiç hissedilmiyor. Siyah devlet arabaları ve çok şık çalışanları dışında. Diğer adı: “Edebi şehir” …
Mö.753 yılında kurulmuş 28 yüzyılı kapsayan devlet. Önce Roma sonra Batı Roma İmparatorluğunun başkenti… Katolik alemin kalbi… Uzun yıllar: “Papalık Devletleri” olarak kalmış ve 1870 yılında bu günkü halini almış. Yıllık ortalama 23 milyon turist geliyor. Unesco dünya mirası yüzlerce eser var. Ayrıca uluslararası çok teşkilatın merkezi…
Gezimize Hipodrom, Roma Forumu, Kolezyum ve çevresinden başlıyoruz. Aşırı kalabalık ve hırsız çok. Sürekli uyarılıyoruz ama nafile… Kolezyum hem onarımda hem de ziyarete açık. Türkiye’mizden çok arkadaşla tanışıyoruz. Rehberimizin anlattığına göre tarihi gösteri örnekleri yeniden başlayacakmış… Oradan “Aşk Çeşmesi” etrafı turistik eşya ve dondurma dükkanlarıyla dolu. Ayrıca atlı fayton turları yapılıyor.
Oradan yürüyerek ‘İspanyol Merdivenleri’ ne geçiyoruz. 135 basamaktan oluşan ve 1725 yılında bir Fransızın yaptırdığı esere yine su kültürü hakim. Tepe noktasında Monti Kilisesi bulunur. Alt noktasında “Batık Tekne Çeşmesi“vardır. Adını yanında bulunan İspanya Büyükelçiliği binasından alır…
İspanyol Merdivenleri’nden Vatikan’a geçiyoruz. İtalya’nın 1929 yılında bağımsızlığını tanıdığı devlet. Kutsal makam olarak tanınan şehir devleti. Nüfus tahmini 1000 civarında, İsviçre’li 100 katolik askerden oluşan ordusu vardır.
Gittiğimizde: “Teröre Lanet Ayini“yapılıyordu. Devasa kalabalıktı. Dev ekrandan ayini izledik. Dünyanın her tarafından gelenler anı ölümsüzleştiriyordu. Ama Filistin’de hala çocuklar ve anneler soykırımı devam ediyordu. Papa, ABD’li… Çatal dil siyaseti! İstese terör durabilir…Durdurulur…
Pisa Kulesi, yani mucizeler diyarı. Dünya Mirası Listesi’nde. Yüksekliği 55.86 m. Sekiz katlı, beyaz mermer. Eğikliği 5.5 derece ve 294 merdivenli… Onarımı yeni yapılmış. Yanında Pisa Katedrali ve Vaftizhane hepsi Şövalyeler Meydanı’nı süslüyor.
Muhteşem bir kapıdan giriliyor. Dışında alış-veriş stantları var. Çalışanlar Pakistan, Bangladeş ve Somali’li… Pakistanlı Mahmut’la tanışıyoruz. Türkiye hayranı. İşyerine girişte: “Varlığım, Türk varlığına armağan olsun.
Ne Mutlu Türk’üm Diyene” Mustafa Kemal Atatürk asılı… Yine Pisa yolunda bir bahçe dekorunda Türk Bayrağı görmek gurur vericiydi…
Bir şarkı bir yerin kaderini bu kadar mı değiştirir sorusunun cevabı Portofino için evet. “Love in Portofino” sözleri Leo Chiosso’ya, bestesi Fred Buscaglione ait yerel şarkıyı Dalida, Bocelli bizde ise Nükhet Duru, Efgan Şeşen söyler. Artık her dilde söylenen aşk şarkısıdır.
Portofino’nun kaderi değişir ünlüler kentine dönüşür. Bizim Datça gibi denizden ulaşım daha kolay. Bizde öyle yaptık. Çok pahalı ve lüks… Arka fonda şarkı hala çalıyor… Gözde balayı tercihi…Tabiatına hiç müdahale edilmemiş. Oradan Milan ve Autlet Center’e geçiyoruz.
Milano, spor ve moda kenti. Çok temiz ve modern. Yeme içme yerleri çok kalabalık. Rezervasyonla giriliyor. Gençler dünya ile aynılaşmış ve obez…
Tarihi semtler ileri derecede korumada. Ulaşım metro ve raylı sistem….
Tekrar İsviçre’ye geçiyoruz. Montrö 20 Temmuz 1936 yılında Boğazlar Sözleşmesi’nin imzalandığı göl kenarında bir şehir. Çivi çakılmadan eski hali korunmuş… Tren Garı ile ünlü. Biz de: “Goldenpass Express“ile Montrö, Gstaad ve Interlaken hattını takip ederek Zürih’e geçeceğiz.
İsviçre tüneller ülkesi. 1200 tren ve karayolu tüneli var. En uzunu Gotthard tüneli 57 km. İsviçre sermayesi İtalya işçiliği ile yapılmış…
Tren gezi amacıyla ve yavaş gidiyor. Çokça resim çekme imkanı sağlanıyor. 4000 metre Alplere tırmanışı olağanüstü. Köy evleri, küçük havaalanları ve hayvancılık mükemmel. Bilgiyi yaşamanın sonucu bu… Dünyayı besliyorlar.
Zürih’e akşama doğru ulaşıyoruz. Önce şehir gezisi, tarihi yerleri araç trafiğinin olmadığı caddeleri geziyoruz. Son durak tren garı mükemmel bir tarihi bina. Altı yeraltı çarşısı. Yemekte Çorumlu kardeşimiz çok yardımcı oluyor. 32 senedir aynı işletmenin müdürü imiş. Helal olsun.
Boş zamanda bankta Brezilyalı Beatris ve eşi Fernando ile telofondan çeviri ile sohbet ediyoruz. Bayan doktor eşi mühendis Almanya’da yaşıyorlarmış. Hafta sonu gezisi diyor Fernando. Türkiye’yi ve Türkiye’de oynayan Alex. Roberto Carlos ve Gabi’yi takip ediyorlar. Vedalaşarak otelimize geçiyoruz..
Çok yürüdük, çok yorulduk ama İbn-i Batuta’nın dediği gibi gördüklerimizi ve yaşadıklarımızı çevremize aktaracak hikaye anlatıcısına döndük…
Gönül diyor ki bizde tarihimize; büyük servetimiz, imparatorluk ruhuna sahip çıksaydık ne güzel olurdu…
Gönül diyor ki:”Tarihi çevir nal sesi, kısrak sesi bunlar,
Delmiş Roma’nın kalbini, mızrak gibi Hunlar…”
Türklük gurur ve şuurunu hep yaşasaydık, yaşatsaydık ne güzel olurdu…
ADRES: Yeşilırmak Mah, Orkide Sokak Saymaz Apt, Zemin Kat No: 8 / TOKAT TEL: (0356) 212 48 84 GSM: (0546) 449 51 62 E-POSTA: haber.60@hotmail.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel
Yayın: 27 Ekim 2026 12:39 · Kaynak: tokathaber60.com