Bir şehrin güvenliği binalarından başlar, altyapısında sınanır
- Www.kocaelidenge.com yazarı Nurgul Tunçcu'nun kaleminden
- Depremi konuşurken toprağı, yağmuru konuşurken suyun yolunu unutamayız
www.kocaelidenge.com yazarı Nurgul Tunçcu'nun kaleminden...
Depremi konuşurken toprağı, yağmuru konuşurken suyun yolunu unutamayız.
Yağmur yağdığında pencereden dışarı bakmayı severim. Toprağın suyla buluşmasını, ağaçların yıkanmasını, sokakların o kendine özgü sessizliğe bürünmesini...
Fakat artık yağmurun sesiyle birlikte başka sesler de duyuyoruz.
Su basan evlerin haberleri, kapanan yollar, taşan mazgallar, mahsur kalan araçlar, telaşla dışarı çıkan insanlar...
Bir doğa olayının ne zaman afete dönüştüğünü düşünmeden edemiyorum.
Yağmur mu değişti, yoksa biz şehirlerimizi doğanın gerçeklerini unutarak mı büyüttük?
Kocaeli'de yaşıyoruz. Deprem gerçeğini çok iyi bilen, 17 Ağustos 1999'un acısını hafızasında taşıyan bir şehirde.
O geceyi yaşayanların, yakınlarını kaybedenlerin, evlerinden çıkanların, bir daha aynı güven duygusuyla uyuyamayanların hatıraları hâlâ aramızda.
Bu yüzden bizim için güvenli şehir meselesi yalnızca teknik bir konu olamaz.
Bir evin sağlamlığı, bir yolun dayanıklılığı, bir derenin yatağı, bir yağmur suyu hattının kapasitesi doğrudan insan hayatıyla ilgilidir.
Bir binanın güzel görünmesi, güvenli olduğu anlamına gelmez.
Yeni yapılmış olması da tek başına yeterli değildir.
Bir yapının güvenliğini belirleyen şey dış cephesindeki malzeme, balkonunun genişliği ya da satış ilanında kullanılan gösterişli kelimeler değildir.
Yıllar içinde yapılan değişikliklerin, müdahalelerin ve bakım ihtiyaçlarının ciddiyetle takip edilmesidir.
Çünkü deprem olduğunda binanın rengine, manzarasına, kaç odalı olduğuna bakılmıyor.
Bu yapı, içindeki insanları koruyabilecek mi?
Bir evin güvenli olması, çevresinin de güvenli olduğu anlamına gelir mi?
Yağmur yağdığında sokağı suyla doluyorsa, evin önündeki yol kapanıyorsa, dere yatağına müdahale edilmişse, yağmur suyunun gideceği güzergâh doğru planlanmamışsa o evin kapısından dışarı adım attığımızda başka bir riskle karşılaşabiliriz.
İşte bu nedenle şehir güvenliğini yalnızca binalar üzerinden değerlendirmek eksik kalır.
Güvenli bir şehir, yerin üstü kadar yerin altını da doğru yönetebilen şehirdir.
Altyapı dediğimiz şey çoğu zaman gözümüzün önünde değildir.
Kanalizasyon sisteminin nasıl çalıştığını düşünmeyiz.
Menfezleri, drenaj kanallarını, dere geçişlerini ancak bir sorun çıktığında fark ederiz.
Oysa bir şehrin günlük hayatını sürdürebilmesi için en önemli sistemlerin bir kısmı toprağın altında çalışır.
Üstelik şehir büyüdükçe bu sistemlerin taşıdığı yük de değişir.
Yeni binalar yapılır, yollar genişler, açık alanlar azalır. Suyu emen toprak yüzeyler yerini beton ve asfalta bırakır.
Yağmur suyu artık eskisi kadar kolay toprağa karışamaz.
Yüzeyde birikir, eğim boyunca hareket eder ve kendisine bir yol arar.
Suya yol bırakmazsak o yolunu yine bulur.
Yalnızca yeni yollar yapmak değil, o yolların altında suyun nasıl hareket edeceğini de hesaplamak gerekir.
Yalnızca yeni yerleşim alanları açmak değil, o alanların mevcut altyapıya getireceği yükü de değerlendirmek gerekir.
Yalnızca bugünün nüfusuna göre değil, gelecekteki ihtiyaçlara ve değişen yağış koşullarına göre de planlama yapmak gerekir.
Çünkü şehircilik, bugünü inşa ederken yarını hesaba katma işidir.
Sahada çalışan ekiplerin emeğini de görmezden gelemeyiz.
Yağmurun altında su tahliye eden, yolları temizleyen, bozulan alanlara müdahale eden, vatandaşların yardımına koşan insanlar var.
Bir afet ya da olağanüstü hava olayında gece gündüz çalışan bu ekiplerin emeği kıymetlidir.
Ancak burada birbirinden ayırmamız gereken iki önemli kavram bulunuyor:
Müdahale, sorun ortaya çıktığında hayatı yeniden normale döndürmeye çalışmaktır.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Hava · Bölge: Konya/Derbent
Yayın: 30 Ekim 2026 09:27 · Kaynak: kocaelidenge.com