Habermetrik
← Ana Sayfa
30 Ekim 2026 12:23 · Güncelleme 12:37
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

63. Antalya Altın Portakal'da Türk ve dünya sinemasının yıldızları buluştu

63. Antalya Altın Portakal'da Türk ve dünya sinemasının yıldızları buluştu
Görsel kaynağı: yenibakishaber.com
⏱️ 9 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
Hukuki not: Ölüm haberi: bilgiler adli makamların açıklamalarına dayanır, kesinleşmiş yargı kararı değildir.

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, ulusal ve uluslararası uzun metraj yarışmalarındaki film gösterimleri ve sinema ekiplerinin katıldığı söyleşilerle devam ediyor. Festival kapsamında Türk sinemasının yeni yapımları ile dünya sinemasından filmler izleyicilerin karşısına çıkarken yönetmenler, oyuncular ve yapım ekipleri de gösterimlerin ardından düzenlenen etkinliklerde seyircilerle bir araya geliyor.

Festivalin yarışma programında yer alan “Elisa”, “Kadim Mavi”, “Hakikatin Ölümü”, “Babalarımdan Biri Ay’dır”, “Umut Işığı” ve “Riverstone” filmlerinin gösterimleri gerçekleştirildi. Film ekipleri, Atatürk Kültür Merkezi'nde düzenlenen söyleşilerde yapımların ortaya çıkış süreçlerini, senaryo çalışmalarını, oyunculuk deneyimlerini ve ele aldıkları konuları anlattı.

Elisa filmi dünya prömiyerini Altın Portakal'da yaptı

Ulusal Uzun Metraj Yarışması'nda yer alan ve dünya prömiyerini Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde gerçekleştiren “Elisa”, Atatürk Kültür Merkezi Aspendos Salonu'nda seyirciyle buluştu. Bilim kurgu türündeki filmin gösteriminin ardından yönetmen Sinan Sertel, senarist Selman Kılıçaslan, oyuncular Sabahattin Yakut, Cemil Büyükdöğerli, Berfu Öngören, Ekin Türkmen, Mehmet Çepiç, Serkan Altıntaş, çocuk oyuncu Defne Doğar ve kurgucu Naim Kanat izleyicilerin sorularını yanıtladı.

Çocukluğundan itibaren bilim kurguya ilgi duyduğunu belirten Sinan Sertel, filminde türün alışılmış anlatım biçimlerinden farklı bir yaklaşım benimsediğini söyledi. Yapımda tek bir ana karakterin bulunmadığını ifade eden Sertel, hikâyenin bütün karakterlerin yaşamlarına odaklandığını, ölen karakterlerin de anlatının içerisinde yer aldığını dile getirdi.

Filmin dünya sinemasındaki bilim kurgu örnekleriyle karşılaştırılması hakkındaki soruya da yanıt veren Sertel, kendi kültürel coğrafyasından hareket eden bir bilim kurgu anlatısı oluşturmak istediğini belirtti. Yönetmen, “Bu sadece bilim kurgu değil bizim topraklarımız üzerinden bilim kurgu anlatma biçimi.

Dolayısıyla ben kendimi bu yarışa sokmuyorum, ben kendi minderimdeyim” ifadelerini kullandı.

Oyuncular ise projede yer alma kararlarında farklı bir sinema deneyiminin etkili olduğunu anlattı. Sabahattin Yakut, çekimler sırasında 30 kilometrekarelik bir mağarada çalıştıklarını söyledi. Berfu Öngören, filmin kendisine oyunculuk açısından sınırlarını değerlendirme fırsatı sunduğunu belirtti.

Ekin Türkmen ise klostrofobisi nedeniyle maden ortamındaki çekimlerde zorlandığını ifade ederek madencilerin fiziksel ve psikolojik açıdan ağır koşullarda çalıştıklarına dikkat çekti.

Mehmet Çepiç, kariyerinde ilk kez bu tür bir karakter canlandırdığını belirtirken senaryodan etkilendiğini ve çekim sürecini kendisi açısından farklı bir deneyim olarak değerlendirdiğini dile getirdi. Filmin kurgucusu Naim Kanat da kurgu sürecinin senaryo aşamasından itibaren planlandığını, yapımın farklı tarihsel ve kültürel dönemlerden beslenen anlatısı üzerinde kapsamlı çalışmalar gerçekleştirdiklerini söyledi.

Kadim Mavi'nin görsel dünyası ve mitolojik anlatımı konuşuldu

Ulusal Uzun Metraj Yarışması kapsamında gösterilen bir diğer film “Kadim Mavi” oldu. Gösterimin ardından yönetmen Emir Ziyalar, yapımcı Ahmet Ziyalar, uygulayıcı yapımcı Deniz Bilol Büyükgüral, oyuncular Umut Aksoy, Merve Kaya, Barış Kolik, Bilgi Aydoğmuş, Musa Öztep, Öykü Su Okur ve sanat yönetmeni Natali Yeres seyircilerle buluştu.

Yönetmen Emir Ziyalar, filmde tercih ettiği görsel anlatımın izleyiciler tarafından nasıl değerlendirildiğine ilişkin soruları yanıtladı. Filmin herkes tarafından aynı şekilde anlaşılması gereken tek bir anlam taşımadığını ifade eden Ziyalar, her izleyicinin yapımda kendi yorumunu oluşturmasını amaçladığını belirtti.

Ziyalar, bir seyircinin filmi anlamadığını ancak çok sevdiğini söylemesinin kendisi için yeterli olduğunu dile getirdi. Yönetmen, bu yaklaşımın filmin ortaya çıkışındaki temel amaçlarından biri olduğunu ifade etti.

Filmde kullanılan mitolojik unsurlara ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Ziyalar, geleneksel Yunan mitolojisinden uzaklaşarak yaşadığı coğrafyanın mitolojik birikiminden yararlanmayı tercih ettiğini söyledi. Keskin mitolojik göndermeler yerine arketiplerden hareket ettiklerini belirten yönetmen, izleyicinin kendi mitolojik anlatısını oluşturmasına alan bırakmayı hedeflediklerini aktardı.

Sanat yönetmeni Natali Yeres ise filmde kullanılan bütün objelerin sıfırdan tasarlanarak üretildiğini açıkladı. Hikâyenin merkezinde kişisel bir travmanın bulunduğunu belirten Yeres, bu durumu doğrudan göstermek yerine filmin görsel dünyasına yerleştirmeye çalıştıklarını ifade etti.

Yeres, mitolojik unsurlardan ve arketiplerden hareketle yapımın kendine özgü karakterlerini ve estetik yapısını oluşturduklarını söyledi.

Hakikatin Ölümü ekibi geçmişle yüzleşme temasını anlattı

Yönetmen Hüseyin Karabey'in son filmi “Hakikatin Ölümü” de Ulusal Uzun Metraj Yarışması kapsamında izleyiciyle buluştu. Yönetmenliğe adım attığı “Benim Marlon ve Brandom” filmiyle uluslararası ödüller kazanan Karabey, yeni yapımının gösteriminin ardından seyircilerin karşısına çıktı.

Söyleşiye oyuncular Mert Fırat, Mehmet Günsür, Yağmur Elif Seber, Ümit Çırak, Emre Yıldızlar ve Taylan Karabey'in yanı sıra görüntü yönetmeni Orçun Özçelik, yardımcı yönetmen Ali Çakmak, sanat yönetmeni Çağlar Narler, uygulayıcı yapımcı Serdal Doğan ile yapımcılar Doruk Acar, Cem Doruk, Ozan Kılavuz ve Abdullah Bozan katıldı.

İki eski arkadaşın geçmişten gelen ağır bir yük üzerinden yüzleşmesini konu alan filmin yönetmeni Hüseyin Karabey, kuşaklar arasında aktarılan sorunların ve geçmişte yaşananların sinemasında önemli bir yer tuttuğunu anlattı. Karabey, bu tür hikâyeleri ele almasının temel nedenlerinden birinin geçmişi unutmamak olduğunu belirtti.

Yönetmen, geçmişte yaşanan olayların hatırlanmasının gelecekte karşılaşılabilecek yeni travmalar açısından önem taşıdığını düşündüğünü ifade etti.

Filmde rol alan Mert Fırat, canlandırdığı karaktere yaklaşımını anlatırken özellikle 1990'lı yılların toplumsal ve siyasi atmosferine değindi. Söz konusu dönemi bizzat yaşamış olmasının karakteri değerlendirme sürecinde etkili olduğunu belirten Fırat, oyunculuğun karakterin çelişkilerini anlamayı ve onu kendi koşulları içerisinde ele almayı gerektirdiğini söyledi.

Filmde Feridun karakterinin karşısına çıkarak geçmişteki gerçekleri hatırlatan Timuçin'i canlandıran Mehmet Günsür ise anlatılan hikâyelerin taşıdığı sorumluluğa dikkat çekti. Gerçek olaylardan ve duygulardan hareket eden yapımlarda, yaşananları doğru aktarabilmenin önemli olduğunu vurgulayan Günsür, geçmişin unutulmaması gerektiğini ifade etti.

Hüseyin Karabey de Günsür'ün değerlendirmelerine katılarak filmin yalnızca Türkiye ile sınırlı bir anlatı olmadığını, farklı ülkelerde ve dönemlerde yaşanan benzer olaylarla ilişkilendirilebileceğini söyledi. Yönetmen, sanatın geçmişte yaşananları yeni kuşaklara hatırlatmada etkili olabileceğini dile getirdi.

Filmde emekliliği yaklaşan bir emniyet görevlisini canlandıran Ümit Çırak ise karakterinin kapatmak istediği bir dosyayla karşı karşıya kaldığını ancak bu sürecin beklediği şekilde ilerlemediğini anlattı. Çırak, karakterin çaresizliğini yansıtmanın ve rolün anlatım dengesini kurmanın oyunculuk açısından zorlayıcı olduğunu belirtti.

Hüseyin Karabey roman uyarlamasının perde arkasını paylaştı

“Hakikatin Ölümü” filminin edebiyat uyarlaması olması da söyleşide ele alınan konular arasında yer aldı. Yönetmen Hüseyin Karabey, bir romanı sinemaya uyarlamanın kendine özgü güçlükleri bulunduğunu belirterek eserin yazarı Hasan Öztoprak ile yürüttükleri çalışma sürecini anlattı.

Sevilen romanların sinema uyarlamalarının zaman zaman okurlarda hayal kırıklığı yaratabildiğini ifade eden Karabey, hikâyeyi sinemanın anlatım olanaklarına uygun şekilde yeniden yorumlamaya çalıştığını söyledi. Uyarlama sürecinde Hasan Öztoprak ile görüş alışverişinde bulunduğunu belirten yönetmen, bazı önemli kararların filmin sinemasal ritmine göre verilmesi gerektiğini ifade etti.

Karabey, yazarın bu süreçte kendisine destek verdiğini ve özellikle oyuncu seçimlerini olumlu karşıladığını aktardı.

Babalarımdan Biri Ay'dır filminde baba-oğul ilişkisi ele alındı

Festivalin Uluslararası Uzun Metraj Yarışması'nda yer alan George Ovashvili imzalı “Babalarımdan Biri Ay'dır” (The Moon is A Father of Mine), Atatürk Kültür Merkezi Aspendos Salonu'nda gösterildi. Gösterimin ardından yönetmen George Ovashvili, seyircilerin sorularını yanıtladı.

Filmin kendisi için kişisel bir anlam taşıdığını belirten Ovashvili, çocukluğundan bu yana zihninde bulunan baba-oğul ilişkisini sinemaya aktardığını söyledi. Yönetmen, yapımın aynı zamanda kendi ülkesinin hikâyesini de anlattığını ifade etti.

Filmde baba figürüyle anavatan kavramı arasında ilişki kurulduğunu aktaran Ovashvili, babanın ölümünün ardından yaşanan iç savaşın hikâyedeki yerinden söz etti.

Filmlerinde çocuk karakterlere sıkça yer vermesi hakkında da konuşan yönetmen, çocukların ve doğanın kendisi açısından benzer bir içtenlik taşıdığını belirtti. Çocuk oyuncularla çalışmanın kolay olmadığını ancak güven ilişkisi kurulduktan sonra bu sürecin farklı bir deneyime dönüştüğünü dile getirdi.

Umut Işığı filminin çekimleri İran'dan İstanbul'a taşındı

Uluslararası Yarışma filmlerinden Ali Asgarî'nin yönettiği “Umut Işığı” (A Bit of Light), Türkiye prömiyerini Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde gerçekleştirdi. Mesleği insan hayatı kurtarmak olan bir doktorun intiharını konu alan filmin gösteriminin ardından yapımcı Milad Hüsrevî, izleyicilerle buluştu.

Hüsrevî, filmin hazırlıklarının İran'da başladığını ancak savaş nedeniyle çekimlerin İstanbul'a taşındığını açıkladı. Senaryonun önceki yıl şubat ayında protestoların ardından yazılmaya başlandığını belirten yapımcı, ön hazırlık çalışmalarının Tahran'da gerçekleştirildiğini söyledi.

İran'da çekimlerin başladığı dönemde savaşın da devam ettiğini aktaran Hüsrevî, yakın bölgelere düşen bombalara rağmen çalışmaları bir süre sürdürmeye çalıştıklarını ifade etti. Yönetmen Ali Asgarî'nin yaşadığı binanın yakınlarına da bomba düşmesinin ardından çekimlerin İran'da devam ettirilemeyeceğine karar verdiklerini anlattı.

Bu gelişmenin üzerine yapım ekibinin bütün prodüksiyonu Tahran'dan İstanbul'a taşıdığını belirten Hüsrevî, filmin iç mekân sahnelerinin İstanbul'da yaşayan İranlıların evlerinde çekildiğini söyledi.

Yapımcı, karanlık dönemleri sinemaya aktarmalarının nedenleri hakkında da açıklamalarda bulundu. Gerçeklerin anlatılması gerektiğini düşündüklerini belirten Hüsrevî, filmin yalnızca zor olayları ele almakla sınırlı kalmadığını, izleyicilere umut verme amacı da taşıdığını ifade etti. Filmin adının da bu düşünceden hareketle belirlendiğini söyledi.

Riverstone yönetmeni filmin siyasi arka planını anlattı

Sri Lanka'nın Oscar adayı olarak gösterilen ve çeşitli ödüller kazanan “Riverstone” filmi de festivalin Uluslararası Uzun Metraj Yarışması kapsamında seyirciyle buluştu. Gösterimin ardından yönetmen Lalith Rathnayake, filmin hikâyesi ve arka planındaki siyasi konular hakkında açıklamalarda bulundu.

Rathnayake, filmin ülkesinde yaklaşık 30 yıldır yaşandığını belirttiği bir durumdan hareketle hazırlandığını söyledi. Yönetmen, devlet ile yeraltı dünyası arasındaki ilişkileri konu alan anlatının, özellikle öldürülmek üzere hedef alınan bir kişiyle onu öldürmekle görevlendirilen kişiler arasındaki insani ilişkiye odaklandığını ifade etti.

Filmin doğrudan siyasi sistemi anlatmak yerine belirli bir olay üzerinden ilerlediğini belirten Rathnayake, hikâyenin merkezinde karakterler arasındaki insani etkileşimin bulunduğunu dile getirdi.

Sri Lanka'da sanatçıların devleti kamuoyu önünde eleştirmesinin zor olduğunu savunan yönetmen, bu konuyu ele almanın doğurabileceği sonuçların farkında olduğunu söyledi. Rathnayake, film aracılığıyla özellikle yeraltı dünyasıyla bağlantılı kişilerin ve polis memurlarının yaşanan olayları farklı bir bakış açısıyla değerlendirmelerini amaçladığını belirtti.

63. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde ulusal ve uluslararası uzun metraj yarışmalarına katılan filmlerin ekipleri, gösterimlerin ardından düzenlenen söyleşilerle seyircilerle buluşmayı sürdürdü. Etkinliklerde bilim kurgu, mitoloji, geçmişle yüzleşme, aile ilişkileri, savaş ve toplumsal sorunlar gibi farklı temaları ele alan yapımların hazırlık ve çekim süreçleri sinemaseverlerle paylaşıldı.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: yenibakishaber.com
Haber metni ve görseller yenibakishaber.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 30 Ekim 2026 12:23 · Kaynak: yenibakishaber.com
Kaynağı Oku ↗