Ruhsatsız Silah Suçlarında Hukuka Aykırı Arama Ve Delil Yasağı: Ele Geçirilen Silah MahkÛmiyete Esas Alınabilir Mi?
RUHSATSIZ SİLAH SUÇLARINDA HUKUKA AYKIRI ARAMA VE DELİL YASAĞI: ELE GEÇİRİLEN SİLAH MAHKÛMİYETE ESAS ALINABİLİR Mİ?
Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır; ancak maddi gerçek her ne pahasına olursa olsun değil, hukukun çizdiği sınırlar içerisinde aranır. Bu ilkenin en çok sınandığı alanlardan birisi, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarıdır. Zira bu suç tipinde silahın kendisi hem suçun maddi konusu hem de neredeyse tek delildir. Silah çoğu zaman bir durdurma sırasında, bir yol uygulamasında, konutta veya iş yerinde yapılan arama neticesinde ele geçirilir. Aramanın hukuka uygun yapılıp yapılmadığı sorusu, bu nedenle doğrudan mahkûmiyetin mümkün olup olmadığı sorusuna dönüşür. Uygulamada sıkça karşılaşılan tablo şudur: Kolluk, elinde adli arama kararı bulunmaksızın, çoğu kez genel nitelikli bir önleme araması kararına dayanarak kişinin üstünü, aracını veya kapalı alanını aramakta, ruhsatsız tabanca ele geçirilmekte ve sanık da soruşturmanın ilk anlarında silahın kendisine ait olduğunu ikrar etmektedir. Peki bu ikrar ve bu silah, mahkûmiyet için yeterli midir?
I. Anayasal ve Yasal Çerçeve
Sorunun cevabını önce normatif çerçevede aramak gerekir. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası "Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez." hükmünü içermektedir. Dikkat edilirse Anayasa koyucu "delil" kavramını dahi kullanmamış, daha geniş bir kavram olan "bulgu" ifadesini tercih etmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu bu anayasal yasağı usul hukuku düzleminde somutlaştırmıştır. CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine göre ortaya konulması istenilen delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur. CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrası yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceğini öngörür. CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesini emreder. Nihayet CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasını hukuka kesin aykırılık halleri arasında saymıştır. Görüldüğü üzere kanun koyucu delil yasağı konusunda takdire alan bırakmayan, emredici bir sistem kurmuştur.
Arama tedbirinin usul ve esasları ise CMK'nın 116 ilâ 134. maddelerinde düzenlenmiştir. CMK m. 116 uyarınca şüphelinin yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa arama yapılabilir; m. 119 uyarınca arama kural olarak hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, savcıya ulaşılamayan hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emriyle gerçekleştirilir. Konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda kolluk amirinin yazılı emriyle arama yapılamayacağı gibi, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın bu yerlerde yapılan aramada o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması da aynı maddenin dördüncü fıkrasının amir hükmüdür. Önleme araması ise farklı bir rejime tabidir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 9. maddesinde düzenlenen önleme araması, bir suçun veya tehlikenin önlenmesi amacına hizmet eder ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18 ilâ 26. maddelerinde ayrıntılandırılmıştır. Yönetmeliğin 19. maddesi önleme aramasını "Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir." şeklinde tanımlamaktadır.
II. Yargıtay’ın konuya yaklaşımı
Önleme aramasının muhatabı henüz suç şüphesi altında bulunmayan kişilerdir. Somut bir suç şüphesi doğduğu anda artık önleme araması rejimi devreden çıkar ve CMK hükümleri uygulama alanı bulur. Yargıtay birden fazla ceza dairesi genel olarak önleme araması ile adli aramayı birbirinden net bir şekilde ayırmıştır. Adli aramayla elde edilmesi gereken bir delil önleme aramasıyla elde edilmişse delilin hukuka aykırı bir şekilde elde edildiği yönünde genel bir görüş mevcuttur. Yine birçok kararda kolluk görevlilerinin suç şüphesi dahi oluşmadan, Cumhuriyet savcısına haber verilmeksizin önleme araması kararına dayanarak delil elde etme amacıyla arama yapmasının hukuka aykırı olduğunu vurgulanmıştır. Yani ihbar, istihbarî bilgi veya fiziksel takip neticesinde belirli bir kişiye yönelmiş şüphe varsa, elde tutulan genel önleme araması kararı o kişinin aranması bakımından hukuki dayanak olamaz. Yine adli aramanın kanun ve yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre yapılması gerekir.
Konunun 6136 sayılı Kanun özelindeki mihenk taşı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihli ve 2014/166 Esas, 2014/514 Karar sayılı içtihadıdır. Sonraki yıllarda 19. Ceza Dairesinin onlarca kararında aynen tekrarlanan bu içtihada göre; "Hukuka uygun olmayan arama işlemi sonucunda ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağının belirlendiği olayda; 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçunda, ruhsatsız tabanca suçun maddî konusu olup, arama işleminin hukuka aykırı yapılması nedeniyle ele geçirilen ruhsatsız tabancanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olmasından dolayı hükme esas alınmayacağının kabulü karşısında, başkaca maddi delillerle desteklenmeyen ikrara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması usul ve kanuna aykırıdır." Ceza Genel Kurulu, 28.04.2015 tarihli ve 2013/464 Esas, 2015/132 Karar sayılı kararında da arama tanıkları hazır edilmeden yapılan arama sonucu elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu bir kez daha teyit etmiştir. Anayasa Mahkemesi ise 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 başvuru numaralı kararıyla, ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmadan yapılan arama sonucunda elde edilen hukuka aykırı delillerin hükme esas alınmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir.
Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2018/1426 E., 2018/4678 K., 25.04.2018 T. kararında: "Suça konu tabancanın 6136 sayılı Yasa kapsamında kalıp kalmadığına yönelik ekspertiz raporunun alınmaması, Sanığın aracına yönelik usulüne uygun bir arama kararının dosya içerisinde bulunmadığı cihetle, anılan yerde yapılan arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka aykırı olduğu, ele geçirilen suç eşyasının hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil olmasından dolayı hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanık hakkında atılı suçtan yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması," bozma sebebi yapılmıştır.
Bu içtihat çizgisinin uygulamaya yansımasında üç husus özellikle dikkat çekicidir.
1. İkrarın akıbeti: Hukuka aykırı aramada ele geçen silah sanığın önüne konularak alınan savunmadaki ikrar, özgür iradeye dayalı sayılamamakta ve soyut ikrar mahkûmiyete yeterli görülmemektedir. 19. Ceza Dairesi bir kararında bu hususu şu ifadelerle gerekçelendirmiştir: "Aynı şekilde hukuka aykırı biçimde elde edilip, "delil" olma özelliği bulunmamasına rağmen, suçun sübutuna en büyük delil olarak sanığa gösterilerek alınan savunmadaki "ikrar" özgür iradeye dayalı olmayacağından, değer atfedilmemelidir. Usulsüz olarak gerçekleştirilen denetleme/arama/elkoyma işlemi sonucunda elde edilen suçun konusu ve maddi unsuru olan eşya ele geçmeden yapılacak savunma ile suçun konusu eşyanın ele geçirilmesinden sonra yapılacak savunma aynı olacak mıydı? Cumhuriyet savcısı veya Hâkim, hukuka aykırı olarak elde edildiğini belirterek, suça konu eşya ele geçmemiş gibi sanıktan savunma yapmasını isteselerdi sanık aynı şekilde suçunu ikrar edecek miydi? Suçun maddi unsuru ortada yokken ikrarda bulunulsa bile bu ikrar soyut kalacağından, mahkumiyete yeterli delil olarak kabul edilemez." (Yargıtay 19. CD, 28.12.2015, E. 2015/5002, K. 2015/9324). Yani delil yasağı yalnızca silahı değil, silaha dayanılarak elde edilen beyanı da kapsamaktadır.
2. Bilirkişi raporunun akıbeti: Hukuka aykırı aramada ele geçen silah üzerinde düzenlenen kriminal raporun da hükme esas alınamaması gerekmektedir. Dairenin ilgili kararının karşı oy gerekçesindeki ifadeyle "bilirkişi raporu aramada ele geçen ürünün değerlendirilmesine yönelik bir araçtır" (Yargıtay 19. CD, 23.11.2015, E. 2015/13906, K. 2015/7572). Uzak etkiyi kabul eden bu yaklaşım, delil yasağının dolanılmasını engellemektedir.
3. Sonucun beraat olması: Hukuka aykırı delil değerlendirme dışı bırakıldığında geriye mahkûmiyete yeterli delil kalmıyorsa verilmesi gereken karar beraattir. Nitekim 8. Ceza Dairesi, şüphe üzerine durdurulan araçta usulüne uygun arama kararı bulunmaksızın yapılan aramada ruhsatsız tabanca ele geçirilen bir olayda; "anılan yerde yapılan arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka aykırı olduğu, ele geçirilen suç eşyasının hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil olmasından dolayı hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, suç eşyasının müsaderesiyle sanığın beraati yerine atılı suçtan yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi" gerekçesiyle hükmü bozmuştur (Yargıtay 8. CD, 24.05.2022, E. 2021/4149, K. 2022/7635). Aynı yönde, mahkeme kararlı aramada dahi CMK m. 119/4'e aykırılık nedeniyle yerel mahkemenin beraat kararının isabetli bulunduğu kararlar mevcuttur (Yargıtay 19. CD, 05.10.2015, E. 2015/4795, K. 2015/5072).
Ne var ki içtihadın seyri tek yönlü değildir ve savunma makamının aksi yöndeki çizgiyi de bilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi 15.04.2015 tarihli ve 2013/2392 başvuru numaralı kararında, arama sırasında bulundurulması gereken kişilerden birinin eksikliğinin kanuna aykırılık teşkil etmekle birlikte, delillerin güvenilirliğini şüpheye düşüren somut bir durum bulunmadıkça yargılamanın adilliğini zedelemeyeceği sonucuna varmıştır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi de 17.10.2023 tarihli ve 2023/7441 Esas, 2023/8952 Karar sayılı kararında, arama tanıklarının hazır bulundurulmamasının tek başına, arama işleminin sıhhatini ve elde edilen delillerin gerçekliğini şüpheli hâle getirmeyen durumlarda delili hukuka aykırı kılmayacağı yönünde değerlendirme yapmıştır. Yine geçerli bir önleme araması kararının mevcut olduğu hâllerde yapılan aramanın hukuka uygun sayıldığı kararlar da azımsanmayacak sayıdadır. 8. Ceza Dairesi, uygulama noktasında durdurulan araçta olay yeri ve tarihini kapsayan önleme araması kararına istinaden yapılan aramada ele geçen ruhsatsız tabanca yönünden, aramayı hukuka uygun kabul ederek yerel mahkemenin beraat kararını isabetsiz bulmuştur (Yargıtay 8. CD, 12.04.2023, E. 2021/6595, K. 2023/2231). 7. Ceza Dairesi de Ceza Genel Kurulunun 21.02.2017 tarihli ve 2016/20-763 Esas, 2017/80 Karar sayılı içtihadına atıfla, geçerli önleme kararı uyarınca durdurulan araçta sanıkların tedirgin tavırları üzerine yapılan aramayı hukuka uygun saymıştır (Yargıtay 7. CD, 02.12.2024, E. 2021/11722, K. 2024/10641). Şu hâlde 2014-2016 döneminin katı şekilci yaklaşımı ile güncel uygulama arasında belirgin bir yumuşama olduğu, tanık eksikliği gibi şekli aykırılıkların tek başına delil yasağına götürmediği, buna karşılık arama kararının veya emrinin hiç bulunmaması yahut adli arama gereken hâlde önleme kararına sığınılması durumlarında delil yasağının istikrarlı biçimde uygulandığı tespit edilmelidir.
Son olarak Ceza Genel Kurulunun 03.12.2025 tarihli ve 2024/43 Esas, 2025/552 Karar sayılı güncel içtihadına değinmek gerekir. Kaçakçılık suçuna ilişkin olmakla birlikte arama hukukunun bütününü ilgilendiren bu kararda Genel Kurul, gözle görülür biçimde açıkta bırakılan eşyanın muhafaza altına alınmasının teknik anlamda "arama" sayılmayacağını, zira aramanın gizli olanı ortaya çıkarmaya yönelik bir faaliyet olduğunu belirtmiş; buna karşılık suç şüphesi doğduktan sonra kapalı bölümlerde önleme kararına dayanılarak re'sen arama yapılamayacağını vurgulamıştır. Kararda yer alan "Konutta, yerleşim yerinde, kamuya açık olmayan iş yerlerinde ve eklentilerinde hiçbir şekilde önleme araması yapılması mümkün olmayıp bu yerlerde şartları varsa ancak adli arama yapılabilir." tespiti, ruhsatsız silah dosyaları bakımından da yol göstericidir. Genel Kurul aynı kararda, açıkta ele geçen eşya ile kapalı bölümde ele geçen eşyayı ayrı ayrı değerlendirmiş; ilkini hukuka uygun, ikincisini hukuka aykırı delil saymıştır. Bu ayrıştırma yöntemi, silahın "görünür vaziyette" mi bulunduğu yoksa "araştırma neticesinde" mi ele geçirildiği sorusunu, savunmanın ilk elden incelemesi gereken bir mesele hâline getirmektedir.
III. Değerlendirme ve Sonuç
Tüm bu çerçeve karşısında varılması gereken sonuç şudur: Ruhsatsız silah taşıma ve bulundurma suçlarında silah suçun maddi konusudur ve hukuka aykırı arama neticesinde ele geçirilmişse Anayasa m. 38/6 ile CMK m. 206/2-a, 217/2, 230/1-b ve 289/1-i hükümleri uyarınca hükme esas alınamaz; bu silaha dayanılarak alınan ikrar soyut kalır, kriminal rapor da değerlendirme dışı bırakılır ve dosyada başkaca hukuka uygun delil yoksa beraat kararı verilmesi gerekir. Ancak her arama eksikliği aynı sonucu doğurmamaktadır. Güncel içtihat; arama kararının yokluğu, adli arama gerektiren hâlde önleme kararına dayanılması ve kapalı alanlarda önleme araması yapılması gibi öze ilişkin aykırılıklar ile arama tanığı eksikliği gibi şekle ilişkin aykırılıklar arasında giderek belirginleşen bir ayrım yapmaktadır. Bu itibarla savunma makamının, dosyadaki arama tutanağını, arama kararının veya emrinin varlığını, kapsamını, süresini ve aramanın fiilen hangi saikle yapıldığını titizlikle irdelemesi; iddia ve yargılama makamlarının ise mahkûmiyet hükmü kurmadan önce delilin elde ediliş biçimini CMK m. 230/1-b'nin emrettiği şekilde gerekçede açıkça tartışması gerekmektedir. Hukuk devletinde suçla mücadele meşru bir amaçtır; fakat bu mücadele, bizatihi hukukun kendisini araçsallaştırarak yürütülemez.
Av.
Kategori: Genel
Yayın: 16 Eylül 2026 10:14 · Kaynak: hukukihaber.net