Habermetrik
← Ana Sayfa
28 Ekim 2026 12:46
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Kürt ulusunun haklı mücadelesini belgeleyen bir eser

Kürt ulusunun haklı mücadelesini belgeleyen bir eser
Görsel kaynağı: artigercek.com
⏱️ 10 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Chris Den Hond ve Mehmet Ali Doğan'ın Paroles de Kurdes (Kürtler Konuşuyor) adlı eserinde Kürt Ulusu'nun haklı mücadelesinin 22 tanıklığı dile getiriliyor Türk Hükümeti'nin geçen hafta Avrupa başkentini ziyaret eden üç mücahit bakanının, "Terörsüz Türkiye" adı altında yürütülen sürece rağmen,
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Chris Den Hond ve Mehmet Ali Doğan'ın Paroles de Kurdes (Kürtler Konuşuyor) adlı eserinde Kürt Ulusu'nun haklı mücadelesinin 22 tanıklığı dile getiriliyor Türk Hükümeti'nin geçen hafta Avrupa başkentini ziyaret eden üç mücahit bakanının, "Terörsüz Türkiye" adı altında yürütülen sürece rağmen, Belçika'yı başta PKK olmak üzere Türkiye kökenli örgütlerin yurt dışındaki varlığına son verici önlemler almamakla suçlamasının ardından, Brüksel'de Kürt Ulusu'nun haklı mücadelesini belgeleyen önemli bir eserin tanıtımı yapıldı.* Yıllarca Belçika'daki Med TV ve Roj TV de dahil Kürt medyasına önemli katkılarda bulunduğu gibi, Türkiye, Irak ve Suriye'deki Kürt direnişi üzerine röportajlar yapmış, bu nedenle de Türkiye'ye girişi yasaklanmış olan gazeteci Chris Den Hond ile antropolog Mehmet Ali Doğan'ın Paroles de Kurdes (Kürtler Konuşuyor) adlı eserde, Hamit Bozarslan'ın sunuş yazısıyla birlikte 22 tanıklık yer alıyor: Hozane Ehmed, Doğan Özgüden, Helin Gül, Ragıp Zarakolu, Doğan Amed, Fidan Yıldırım, Rıza Altun, Mehmet Ali Doğan, Nuray Şen, Akın Birdal, Eren Keskin, Remzi Kartal, Ferda Çetin, Gültan Kışanak, Feleknas Uca, Berivan Aslan, Derwich Ferho, Cüneyt Yılmaz, Tuncay Doğan, Seydi Firat, Can Dündar. Mezopotamya Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen toplantıda Chris Den Hond'un sunuş konuşmasından ve kitapta tanıklıkları yer alan Rojava'nın Belçika'daki temsilcisi Hozane Ehmed ve Brüksel Kürt Enstitüsü Başkanı Derwich Ferho'nun açıklamalarından sonra yaptığım konuşmanın tam metnini paylaşıyorum: Değerli dostlar, Öncelikle, Kürt ulusunun özgürlüğü için mücadelede yer almış beş Türk'ün tanıklıklarına da yer verdikleri için bu kitabın yazarları Chris ve Mehmet Ali'ye teşekkür etmek istiyorum.

Elbette, sadece biz değil, Türkiye'den olduğu gibi Ermeni, Asuri, Yunan, Yahudi ve Türk diasporalarından birçok önde gelen isim de Kürt davasını savunmak için çok ağır bedeller ödemiş bulunuyor. Makedonya kökenli bir ailenin çocuğu olarak doğdum.

Kürtlerle ilk karşılaşmam, İkinci Dünya Savaşı sırasında, yedi veya sekiz yaşındayken olmuştu. Demiryolcu babamın görev yaptığı Kayseri'nin küçük bir tren istasyonu yakınındaki mühimmat deposunu korumakla görevli askerler arasında Kürtler de vardı.

Kürdistan'daki köylerinde gidecek ilkokul olmadığından Türkçe okuma yazma bilmiyorlardı. Türkçe alfabeyi sökmelerinde onlara yardımcı olmuştum. Gençliğimin ilk yıllarında, babam Ankara'da görevliyken, Diyarbakır'dan gelmiş büyük bir Kürt ailesiyle komşuyduk.

Onların yaşıtım olan çocuklarından Diyarbakır'da Kürt halkına uygulanan jandarma zulmü hakkında çok şey öğrenmiştim. Üniversite yıllarımda ve gazetecilik yaşamımda çok Kürt arkadaşım oldu. Kürt halkının haklarını savunmaya aktif katılımım, 1962 yılında Türkiye'nin ilk yasal sosyalist partisi olan Türkiye İşçi Partisi'nin İzmir'deki yöneticilerinden biri olduğumda başladı.

Kürt üyelerinin militanca çalışmaları sayesinde partimiz, 1964 yılında yapılan bir seçimde İzmir'in işçi mahallesi Gültepe'de Türkiye'nin ilk sosyalist belediye başkanını seçmeyi başardı. İstanbul'daki parti genel merkezinde 1963 yılında sorumluluk üstlendiğimde, Enver Aytekin, Selahattin Hilav, Musa Anter ve Sait Kırmızıtoprak gibi birçok önde gelen Kürt şahsiyetini tanımam mümkün oldu.

Dahası, Türkiye İşçi Partisi'nin o dönemdeki gençlik kollarının genel başkanı da Kürt arkadaşım Ali Yaşar'dı. Aynı yıl partimiz Kürt illerinde örgütlenmeye başlamıştı. Reşit Güçkıran, Galip Ataç, Tarık Ziya Ekinci, Canip Yıldırım, Naci Kutlay, Hasan Akkuş, Edip Karahan, Mehmet Ali Aslan, Tahsin Ekinci ve Kemal Burkay gibi Kürt önderler sayesinde Kürt halkının sorunları ve istemleri Türkiye'nin siyasi gündemine girmeye başladı..

1964'ten 1966'ya kadar, ülkenin en eski günlük gazetesi Akşam'ın genel yayın yönetmenliğini üstlenmiştim.… İnci Tuğsavul ve tüm yazı işleri kadromuzla birlikte, bu gazeteyi Türkiye İşçi Partisi'nin ve Kürt halkının taleplerinin savunucusu haline getirdik. 1965 seçimlerinden sonra 15 milletvekiliyle Meclis'e giren Türkiye İşçi Partisi, sosyalist ve anti-emperyalist mücadeleyi parlamento gündemine taşırken, Kürt milletvekillerimiz Tarık Ziya Ekinci, Adil Kurtel ve Ali Karcı Kürt halkının eleştirilerini ve istemlerini Meclis kürsüsünden dile getiriyorlardı.

Kapitalistlerin ve Demirel hükümetinin baskıları sonucunda Akşam gazetesindeki sol ekibimizin tasfiye edilmesinin ardından, Kürt yazar Yaşar Kemal ve diğer sosyalist yazarların katkılarıyla 1967 yılında sosyalist dergi Ant'ı yayınlamaya başladık. Ant Kürt taleplerinin savunulduğu sayılı platformlardan biri oldu.

TİP'in Kürt illerinde başlattığı siyasi uyanış, 1967'de Silvan, Diyarbakır, Siverek, Batman, Dersim, Ağrı ve Erzurum'da düzenlenen "Doğu Mitingleri" ile ivme kazanırken biz de Ant'ta Tarık Ziya Ekinci'nin "Doğu Kalkınması Edebiyatı'nın İçyüzü" başlıklı mükemmel bir makalesini yayınladık. 1968'de, birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi, Türkiye'de de büyük gençlik direnişi başladığında bu tarihi direnişin başını çeken, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının yanı sıra, genç bir Kürt de vardı: Kemal Bingöllü… 1969'da süregelen "Doğu Mitingleri", Kürdistan'da, Ankara'da ve İstanbul'da Doğu Devrimci Kültür Merkezlerinin (DDKO) kurulmasıyla sonuçlandı.

Bu, Kürt siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktasıydı. İstanbul'daki DDKO'nun örgütlenmesi, büyük ölçüde, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra Diyarbakır hapishanesinde işkenceyle katledilen Kürt dostumuz Necmettin Büyükkaya'nın eseriydi.

Türkiye İşçi Partisi de, 1970'teki 4. büyük kongresinde Kürt halkının hak ve talepleri üzerine önemli bir karar tasarısını onaylamıştı. Ancak bu, 12 Mart 1971 darbesinden sonra, cuntacıların dayatmasıyla partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmasının nedeni olacaktı.

12 Mart darbesinin öncesinde Kürt halkının taleplerini yansıtan birçok yazı ve belge yayınlamıştık. Ant dergisinin yöneticileri ve yazarları aleyhine açılan davaların çoğu, Kürt istemlerini dile getiren ya da çağrıştıran her türlü yayını suç sayan Türk Ceza Kanunu'nun 142. maddesini ihlal iddiasıyla açılmıştı.

Örneğin, İsmail Beşikçi'nin Doğu Anadolu'nun geri kalmışlığının nedenlerini açıklayan bir makalesini yayınladığımız için ikimiz de 12 Mart darbesinden sonra Diyarbakır'da bir sıkıyönetim mahkemesinde yargılanacaktık. Ocak ayında İsveç'te kaybettiğimiz dostumuz Mehmet Emin Bozarslan'ın yazıları ve çevirileri hakkında da İstanbul'da birçok dava açıldı.

1967'deki ilk duruşmasında Kürt alfabesi yazmış olduğu için yargılandı. Sonraki yıllarda da, Bozarslan'ın yazdığı veya çevirdiği "Hilafet ve İslamcılık Sorunu", "Filistin ve Orta Doğu'da Halk Savaşı", "Sosyal Devrimler ve Milli Savaşlar" ve "Şerefname - Kürt Tarihi" adlı kitaplardan dolayı çeşitli davalar açıldı.

12 Mart darbesinden önce, jandarma ve komando birliklerinin Diyarbakır, Mardin ve Siirt illerinde Kürt halkına karşı başlattığı korkunç operasyonun ayrıntılarını Nisan 1970 tarihli Ant'ta "Bir Utanç Raporu" başlığı altında yayınladık. 1971 darbesinden sonra, yüzlerce yıl hapis cezası tehdidi altında, İnci ile birlikte ülkeyi illlegal olarak terk etmek zorunda kaldık.

Kürt ulusunun haklarını savunma mücadelemiz sürgünde de, önce Demokratik Direniş örgütü içinde, son 52 yıldır ise İnfo-Türk ile devam etti. Sürgünümüzün başından beri Avrupa'daki tüm Kürt girişimleriyle yakın ilişki ve güçbirliği içinde olduk.

1970'lerin başlarında, Kemal Burkay tarafından yayınlanan Ronahi dergisiyle temas halindeydik. Daha sonra, Almanya merkezli Kürdistan Sosyalist Partisi'ne bağlı Kürt örgütleri KOM-KAR ve KKDK ile dayanışma içinde olduk. Kürt diasporasının Avrupa'daki kitlesel varlığını ön plana çıkaran ilk büyük olay, 9 Aralık 1979'da Brüksel'de Amerikan ve Sovyet füzelerine karşı düzenlenen gösteriydi.

Almanya'dan gelen KOM-KAR üyeleri bu yürüyüşe geleneksel giysileriyle katılmış ve davulları, Avrupa Birliği ve NATO'nun merkezinde tüm yürüyüş güzergahında yankılanmıştı. Brüksel'deki PKK ile ilk temasımız ise 1986 yılında Kürt avukat Hüseyin Yıldırım ve meslektaşları tarafından Abdullah Öcalan'ın mesajıyla kurulmuştu.

1990'larda, sürgündeki Kürt milletvekilleri Yaşar Kaya, Remzi Kartal, Zübeyir Aydar, Nizamettin Toğuç, Ali Yiğit ve Mahmut Kılınç'ın Belçika'da Kürt Sürgün Parlamentosu'nu ve Kürdistan Ulusal Kongresi'ni kurmasının yanı sıra, Kürt televizyon kanalları Med TV ve Roj TV'nin de yayına başlaması Kürt ulusunun hakları için verilen mücadeleyi yeni bir uluslararası boyuta taşımıştı. Bu vesileyle, Belçika'daki Kürt televizyon yayınlarına yaptıkları değerli katkılarından dolayı dostlarım Chris ve Mehmet Ali'yi kutluyorum.

Asla unutmayacağım... 1 Eylül 1998 Dünya Barış Günü'nden tam üç gün önceydi. Dostum Günay Arslan beni arayarak Öcalan'ın 28 Ağustos'ta canlı yayında barış için önemli bir çağrı yapacağını duyurmuştu. Açılış konuşmasında Öcalan, silahlı çatışmanın her iki taraf için de kalıcı bir çözüm sağlayamayacağını vurgulayarak Türk devletiyle her türlü barışçıl çözüm için müzakereye ve ateşkes imzalamaya hazır olduğunu açıklamıştı.

Ancak o sırada, Türkiye Cumhuriyeti'nin 75. yıldönümü kutlamaları aşırı milliyetçi gösterilere dönüşmüş, bayrağın, milli marşın, onuncu yıl marşının ve Atatürkçülüğün yüceltilmesi histeri haline gelmişti. Bu nedenle bu programda Öcalan'a sormuştum: "Bu ortamda, Türk devletinin Kürt ulusal hareketiyle siyasi bir çözüme ulaşması beklenebilir mi?" Öcalan da yanıtında 75. yıldönümünü kutlayan cumhuriyetin kendi varlığı için Kürt sorununa bir çözüm bulması gerektiğini vurgulamıştı.

Ne var ki, 1 Eylül Uluslararası Barış Günü'nde Milli Güvenlik Kurulu PKK konusunda Suriye'ye baskı yapma kararı alacak, Kara Kuvvetleri Komutanı General Attila Ateş'in Suriye sınırındaki, Cumhurbaşkanı Demirel'in de Parlamento'nun açılışındaki tehdit dolu konuşmalarından sonra Öcalan Suriye'den ayrılmak zorunda kalacaktı. Sürgündeki deneyimimize geri dönüyorum...

Belçika'da, Brüksel Kürt Enstitüsü, Belçika Demokratik Ermeniler Birliği, Belçika Asuri Enstitüsü, Avrupa-Ermeni Adalet ve Demokrasi Federasyonu, Brüksel Halkevi ve Belçika Kürt Toplulukları Demokratik Konseyi (NAV-BEL) ile aynı mücadeleyi paylaşmaktan onur duyuyoruz. Avrupa başkentinde Kürt ulusunun sesini yükselten bu örgütlerle her daim dayanışma içindeyiz.

Bu akşam aramızda bulunan Derwich'in başkanlığındaki Brüksel Kürt Enstitüsü'nden de bahsetmeliyim... Brüksel Kürt Enstitüsü, 1970'lerde, Tekoşer adıyla örgütlenmeye başlamıştı. 1980'de faşist darbesinden sonra, 14 Şubat 1981'de Brüksel'de cuntaya karşı düzenlediğimiz kitlesel bir gösteride Tekoşer, mesajı ve folklor grubu aracılığıyla Kürt halkının sesini Avrupa kamuoyuna duyurmuştu.

17 Kasım 1998'in o korkunç gecesini asla unutmuyorum... Brüksel'in Saint-Josse semtinde bulunan Kürt Enstitüsü'nün binası, Türkeş ve Bahçeli'nin lideri olduğu ırkçı partinin bayrak ve flamalarını taşıyan faşistler sürüsünün saldırısına uğrayarak ateşe verilmişti.

Kürdistan Ulusal Kongresi'ndeki arkadaşlarımla ilgili olarak da acı anılarım var… 16 yıl önce, Türk devletinin ısrarlı talepleri üzerine, Belçika savcılığı, sürgündeki Kürt milletvekilleri Remzi Kartal ve Zübeyir Aydar da dahil olmak üzere 36 Kürt şahsiyet hakkında "terör örgütüne üye oldukları" suçlamasıyla dava açmıştı. Duruşmalar sürerken Kartal ve Aydar, haklarında çıkarılan kırmızı bültenler nedeniyle, ziyaret ettikleri diğer Avrupa ülkelerinde tutuklandılar, haftalarca gözaltında kaldılar.

Ancak Belçika mahkemeleri, PKK'nın silahlı faaliyetlerinin "Türkiye içindeki bir iç çatışmadan" kaynaklandığına karar vererek savcılığın suçlamalarını asılsız buldu ve 36 Kürt arkadaşımızı beraat ettirdi. Onların kurmuş olduğu Kürdistan Ulusal Kongresi'nin Birleşmiş Milletler'de Kürt ulusunun temsili için verdikleri mücadeleyi memnuniyetle izliyor ve destekliyorum.

Ne var ki, Türkiye'de büyük umut bağlanan "Terörsüz Türkiye" sürecine rağmen, Türk Hükümeti'nin üç mücahit bakanı, geçen hafta Brüksel'e geldiklerinde, PKK başta olmak üzere Türkiye kökenli muhalif örgütlerin Avrupa başkentindeki varlığına son vermek için gerekli önlemleri almadığı gerekçesiyle Belçika'yı suçladılar. Tüm bunlara rağmen, Kürt ulusunun ve Türkiye demokratik güçlerinin tarihi direnişinin, Erdoğan-Bahçeli liderliğindeki islamcı-ırkçı iktidarının manipüle ettiği "Terörsüz Türkiye" sürecinin tuzaklarına düşmeden zaferle sonuçlanması dileğimizdir.

Umarım ki, yaşamımızın son döneminde, tüm tuzaklara ve ihanetlere rağmen, ülkemizin tüm halkları arasında kardeşliğin, eşitliğin ve dayanışmanın zafere ulaştığına bir gün şahit oluruz... Sözlerime, bu kitap aracılığıyla hepimizin paylaştığı bu hayalin gerçekleşmesine yaptıkları katkıdan dolayı Chris ve Mehmet Ali'yi tebrik ederek son veriyorum. *Mehmet Ali Doğan - Chris Den Hond, Paroles des Kurdes (Une histoire du mouvement kurde, Editions du Croquant - France.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: artigercek.com
Haber metni ve görseller artigercek.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 28 Ekim 2026 12:46 · Kaynak: artigercek.com
Kaynağı Oku ↗