Avrupa Meydanlarında Yükselen Ses: Gen Z Regelt…!
- Z Kuşağı Halleder… İnsanlar bıktı artık
- Dünyadaki gelir adaletsizliğini, geleceksizliği ve en çok da kapalı kapılar ardında kendileri adına verilen kararları sorgulayan bir gençlik var karşımızda
Z Kuşağı Halleder…
İnsanlar bıktı artık..! Dünyadaki gelir adaletsizliğini, geleceksizliği ve en çok da kapalı kapılar ardında kendileri adına verilen kararları sorgulayan bir gençlik var karşımızda. Barınma krizinden gelecek kaygısına kadar uzanan devasa bir enkazın ortasında, bir kuşak kendisine miras bırakılan bu yamalı hayatı kökten reddediyor.
Yıllarca bir tekerleme gibi gençlerin önüne konulan,” çalışırsan başarırsın, okursan yükselirsin.” o sahte vaatler patladı..!
Bugünün gençliği, içi boşaltılmış bu sistem reçetelerinin karşısına dikilmiş, tek ve sert bir soruyla hesap soruyor. Bize vadettiğiniz her şeyi yapsak bile, yarın nefes alabileceğimiz bir dünya kalacak mı..? Avrupa’nın kalbinden yükselen o kitlesel öfkenin şifresi işte bu soruda gizli.
Fransa’dan İtalya’ya, İspanya’dan Almanya’ya kadar meydanları dolduran dalga tesadüf değil. Karar verici çevreler(!) ise kendi köşelerinden bıyık altından gülerek o meşhur teselliyi mırıldanıyor: "Gen Z regelt..." yani "Z Kuşağı halleder..!"
Peki, nasıl halledecekler..?
Kendilerinden önceki kuşakların hoyratça tükettiği bir dünyayı temizleyerek mi, yoksa faturalar altında ezilerek mi..!
Diploma Karın Doyurmuyor, Çalışanlar da Yoksul..!
Yazılmamış o toplumsal sözleşme çöktü. Eskiden yoksulluk iş bulamayanın sorunuydu. Bugün ise her sabah işine giden, üreten insanın yakasına yapışan yapısal bir belaya dönüştü. Gençler dirsek çürütüyor, diplomalar alıyor ama kazandıkları para sadece kiraya ve faturalara yetiyor.
Emeğinin karşılığında bir gelecek satın alamayan bir kuşaktan bahsediyoruz. Kuşaklar arası adalet dediğimiz şey de tam olarak burada başlıyor: Bir kuşağın refahı, kendisinden sonra gelen kuşağın geleceğini tüketerek kurulamaz..!
Bugünün bütçe açıklarını yarının gençlerine, bugünün yanlış kararlarını henüz doğmamış nesillere fatura edemezsiniz. Bugünün konforu, yarının gençliğini yiyerek besleniyorsa, buna kalkınma denmez, haksızlık denir..!
Çürüyen Bedenler, Susturulan Sorular.
Bu ağır fatura sadece cüzdanları boşaltmıyor; gençliğin sağlığını, bedenini ve ruhunu da canlı canlı kemiriyor. Küresel pandeminin ardından gelen o büyük yıpranma, Uzun COVID şikayetleri ve çöken sağlık sistemleri güvensizliği tavan yaptırdı.
Genç yaşta aniden aramızdan ayrılanlar, duran kalpler artık sadece tıbbi istatistik değil… Sokağın en gerçek, en çıplak korkularındandır..! Gençlerin aşıların olası yan etkilerine dair sorduğu haklı sorulara kibirli bir sessizlikle kulak tıkamak da hatadır.
Çünkü, aşılar sonrası görülen kalp kası iltihabı vakaları bir gerçekliktir ve mağduriyetler asla hasıraltı edilmemelidir. Elbette her sağlık sorununu körü körüne sadece aşıya bağlamak ne kadar bilimsellikten uzaksa, insanların can güvenliğiyle ilgili şüphelerini küçümsemek de o kadar suçtur.
İnsanın en temel hakkı sadece nefes alıp vermek değildir; sağlıklı, güvende ve insanca yaşayabilmektir.
Peki, Ne Yapılmalı..?
Sürekli "sabredin" demekten başka bir şey yapmayan muktedirlerin artık o fildişi kulelerinden inmesi ve gerçekçi adımlar atması gerekiyor. Çözüm süslü reform paketlerinde ya da kağıt üzerindeki bütçe raporlarında değil, hayatın tam içinde saklı.
Eğitime ayrılan bütçe, bürokrasinin dehlizlerinde kaybolmak yerine doğrudan sınıflara, amfilere, laboratuvarlara ulaşmalı. Gençler o paranın kendi zihinlerine yatırıldığını hissetmeliler. Başını sokacak bir ev, gençlerin ömür boyu köle gibi borçlanarak satın alabileceği bir lüks ya da bir ayrıcalık olmaktan derhal çıkarılmalı.
Barınma, piyasanın vahşi insafına terk edilemeyecek kadar temel, anayasal bir haktır..! Sağlık hizmetleri ise insanları poliklinik önlerinde, aylorca süren randevu kuyruklarında çaresizce bekleten, hastalık ilerledikten sonra yüzünü dönen o hantal yapısından kurtulmalı.
Hastaya da topluma da şeffaf ve hesap verebilir bir güvence sunulmalı. Hepsinden önemlisi, istihdamın adı artık "modern kölelik" olmamalı. Harcanan her damla alın teri, sadece faturaları ödeyip hayatta kalmaya değil, insanca yaşamaya yetecek adil bir karşılık bulmalı.
Mevcut sosyal güvenlik sistemleri, gençleri geçmiş kuşakların borçlarını ödeyen ve yaşlıların faturasını sırtlayan birer sessiz işçi gibi görmeyi bırakmalı. Sistem, kuşakları sinsi bir kavganın içine itmek yerine, aralarında hakkaniyetli ve adil bir köprü kurmak zorunda.
Çünkü bir ülkenin zenginliği yalnızca merkez bankasındaki kasasıyla ya da gökdelenleriyle ölçülmez. O ülkenin gerçek serveti; gençlerinin kaçının kendi evinin kapısını açabildiğiyle, kaçının nitelikli eğitimle dünyaya kafa tutabildiğiyle, hastalandığında kaçının çaresiz hissetmediğiyle ve en önemlisi kaçının yarın sabah için özgürce hayal kurabildiğiyle ölçülür..!
Vicdanı Sorgulama Vakti
Elbette protestolar kontrolü kaybedip şiddete dönüştüğünde, o en haklı talepler bile gölgelenir. Kamu malına zarar vermek özgürlük değildir..! Ancak..! Sırf birkaç kişinin çıkardığı taşkınlığı bahane edip koskoca bir neslin çığlığını boğmaya çalışmak da adalet değildir..!
Gençleri peşinen yaftalamadan önce ne söylediklerini, neden bu kadar öfkelendiklerini gerçekten anlamak gerekir. Üstelik bu ses sınırları aşıp bizim kapımıza da dayanıyor. Türkiye’de barınamayan, liyakat duvarına toslayan, emeğinin karşılığını alamayan gençlerin yaşadığı hayal kırıklığıyla Avrupa sokaklarında yükselen itirazların kesiştiği noktalar var.
Gençler yalnızca daha ucuz bir hayat istemiyor; yaşayabilecekleri, gelecek kurabilecekleri ve kendilerini güvende hissedebilecekleri bir hayat istiyorlar. Daha da önemlisi, kendi gelecekleri üzerinde söz sahibi olmayı talep ediyorlar.
Çünkü onları ilgilendiren kararların alındığı masalarda gençlerin de yeri olmalı. Onlar adına konuşmak yerine onlarla konuşulmalı. Onlara yalnızca geleceğin emanetçileri gözüyle değil, bugünün eşit haklara sahip bireyleri olarak bakılmalı.
İnsanın ömrü zaten sınırlı. Sınırlı bir ömür, bir de yoksullukla, korkuyla ve adaletsizlikle kısaltmaya kimsenin hakkı yok..! Gençlerin hayata tutunmak için sokağa döküldüğü bir yerde, onların neden bağırdığı değil, düzenin neden bu kadar sağır olduğu sorgulanmalıdır.
Çünkü gençliğin umudunu kaybettiği yerde, hiçbir ülkenin geleceği güvende değildir. Bir kuşağın umudunu tüketen toplum, aslında kendi geleceğini tüketir. Ve şimdi soruyorum: Bugün bir kuşağın hayallerini elinden alırsanız, yarın hangi ülkenin geleceğini kurtarabilirsiniz..?
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Trafik
Yayın: 05 Kasım 2026 07:30 · Kaynak: sakaryayenihaber.com