Habermetrik
← Ana Sayfa
21 Ağustos 2026 10:46 · Güncelleme 20 Eylül 10:33
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

AKP'nin 25. yılı: Çeyrek asırda Türkiye'de neler değişti?

AKP'nin 25. yılı: Çeyrek asırda Türkiye'de neler değişti?
⏱️ 10 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Ordu/Aybastı: Türkiye'de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 14 Ağustos'ta 25

Türkiye'de iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) 14 Ağustos'ta 25. yılını kutladı. 2001'de kurulan parti, 3 Kasım 2002'den bu yana iktidarda. Peki bu çeyrek asırlık dönemde Türkiye'de neler değişti? Bu dönemde yaşananları 10 ayrı başlık altında inceledik.

Ekonomide farklı dönemler, farklı politikalar19 Şubat 2001'deki Milli Güvenlik Kurulu toplantısında yaşanan gerilim Türkiye'yi ekonomik krize sürükledi. O dönem Dünya Bankası'nda çalışan Kemal Derviş, Türkiye'ye davet edilip ekonomiden sorumlu devlet bakanlığına atandı.

IMF ile stand-by anlaşması imzalandı ve yeni bir ekonomi programı uygulandı. AKP'nin de ilk yıllarında yoğunlaştığı en önemli gündemlerden biri ekonomi oldu. Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, 2002-2006 arasındaki yılların, yakın geçmişin "altın dönemi" olduğunu söylüyor.

Prof. Dr. Demiralp, bu dönemin özelliklerini şöyle açıklıyor: "IMF ile stand-by anlaşması ve Derviş reformlarının uygulandığı, doğrudan yabancı yatırımların rekor kırdığı, dönemin sonlarına doğru iki haneli büyüme yaşanan, enflasyonun tek hanelere indiği ve makroekonomik istikrarın sağlandığı bir dönem."Demiralp'e göre "altın dönemden" sonra Türkiye, 2007-2017 arasında yeni bir döneme girdi."Merkez Bankası üzerindeki baskıların artmaya başladığı, enflasyonun yüksek tek haneleri zorlamaya başladığı, dönemin sonunda çift haneli enflasyona geçtiğimiz, kurumsal aşınmanın başladığı dönem" diye tarif ediyor Demiralp bu yılları.2018 yılında ABD ile yaşanan Rahip Brunson gerilimi ardından kur krizi patlak verdi.

Prof. Dr. Demiralp, 2018-Mayıs 2023 dönemi için, "Yıllar sonra ilk kez yüzde 25'li enflasyon seviyelerini gördüğümüz, fiyat istikrarına son verdiğimiz, enflasyonu düşürme maliyeti arttıkça büyüme yönünde kullanılan tercihler ile ne enflasyonu düşürebildiğimiz ne de büyümede arzu edilen seviyeleri yakaladığımız, kısa vadeli, palyatif çözüm odaklı politikaların yaygınlaştığı bir dönem" diyor.

2021'in sonunda Hazine ve Maliye Bakanı olan Nureddin Nebati, 2023 yazına kadar olarak görev yaptı. Prof. Dr. Demiralp'e göre, Eylül 2021'den Mayıs 2023 seçimlerine kadar seçim ekonomisi uygulandı. Demiralp böylece, "makroekonomik temellerin iyice sarsıldığını, enflasyonun kontrolden çıktığını, Merkez Bankası'nın uluslararası rezervlerinin eritildiğini ve kurumun bağımsızlığının ciddi erozyona uğradığını" savunuyor.

Mayıs 2023'ten bugüne kadarki sürede ise "rasyonel politikalara zorunlu dönüş yapıldığını" söylüyor. 2002-2026 döneminde Türkiye ekonomisinin ana dinamosunun inşaat, konut ve altyapı yatırımlarıyla bunlara bağlı finans ve iç talep genişlemesi olduğunu anlatıyor Prof.

Dr. Demiralp. Bu süreci şu sözlerle açıklıyor: "Özellikle 2002-2007 döneminde bu genişlemeyi, Türkiye'nin görece yüksek TL getirisinin çektiği güçlü sermaye girişi (carry trade) besledi. 2009-2013 döneminde ise küresel merkez bankalarının parasal genişlemesiyle oluşan düşük faiz ortamında hayat bulan düşük faiz/yüksek büyüme tercihi ve bol likidite aynı dinamiği güçlendirdi."Buna ek olarak otomotiv, dayanıklı tüketim ve son yıllarda savunma sanayii ile ihracata dönük imalat sektörleri büyümeyi sürükleyen diğer önemli kollar oldu."Dış Politika: Yumuşak güç ile sert güç arasındaAKP döneminde Türk dış politikası da çeşitli dönemlerden geçti.

Son 25 yılda Türkiye'de önemli değişimler olurken dünyada da çok önemli değişimler yaşandı. Kadir Has Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serhat Güvenç, bu çeyrek asırda dış politikadaki değişimleri analiz ederken dünyada yaşananlara da bakmayı öneriyor.

Güvenç, bunların AKP'nin dış politika yapma parametrelerini bir ölçüde belirlediğini söylüyor. Ayrıca iç siyasetteki gelişmelerle dış politika arasında da bağlantılar kuruyor. ABD'de 2001'deki 11 Eylül saldırılarından sonra oluşan küresel iklimde iktidara gelen AKP, ilk döneminde dış politikada iki önemli sorunu önünde buldu.

Bunlardan biri 2003'te Irak savaşıyla ilgili 1 Mart tezkeresi, diğeri ise Kıbrıs Cumhuriyeti'nin 2004'te tamamlanan Avrupa Birliği (AB) üyeliği süreciydi. O yıllarda Türkiye'deki kamuoyunda AB üyeliği konusunda ciddi bir heyecan da vardı.

Güvenç'e göre "bu dönemde bir yandan da Türkiye'nin demokratikleşmesi, AKP'nin iç siyasetteki bekası açısından gerekliydi".1 Mart tezkeresinin Meclis'ten geçmemesinin AKP'yi AB çizgisine yönelttiğini belirten Güvenç'e göre aslında bu dönemde "eski dış politika çizgisi" sürüyordu. Güvenç, "Sonrasında ise AB reformlarının da etkisiyle ve sonra da Fethullah Gülen Hareketi'yle yapılan koalisyonun da etkisiyle eski Türkiye'nin temsilcilerinin dış politikada etkisinin azaldığı bir dış politika başladı" diyor.

Güvenç, 2007'den itibaren ikinci dönemdeki dış politikada 2008 mali krizinin de etkisini vurguluyor. Bu süreçte ABD'de Barack Obama yönetimi Irak'tan askerlerini çekme sürecine girdi. "AB ve ABD'nin kendi derdine düştüğü bir dönemde AKP'nin bölgesel anlamda politika izleyebileceği bir zemin oluştu.

Bu, Türkiye'de yumuşak güce dayalı dış politika uygulanması için imkan sağladı" diyen Güvenç'e göre bu, AKP dış politikasının "en parlak dönemiydi".Bu dönemde Batı'da "Türkiye modeli" ya da "AKP modeli" gibi tartışmalar da yapılmıştı. Güvenç, bu süreçte dış politikanın yumuşak güce dayandığını ve arabuluculuk ve çatışma çözümüne odaklandığını belirtiyor.

Bu dönemin simge anlayışlarından biri, dönemin dışişleri bakanı Ahmet Davutoğlu'nun formüle ettiği "komşularla sıfır sorun" politikası oldu.2011'de başlayan Arap Baharı'ndan sonra ise yavaş yavaş yeni bir döneme girildi. Güvenç, "askeri güçle" özdeşleşen bu yeni dönemi şöyle tarif ediyor: "Müslüman Kardeşlerle yakın çalışma ve Orta Doğu'daki dönüşümü Müslüman Kardeşler üzerinden şekillendirme gibi bir çabaya girildi.

Ama Mısır'daki rejim kısa ömürlü olunca ve Türkiye'de Gezi olayları da yaşanınca, Mayıs 2013'te o AKP'nin reformist ve demokratikleşme yanlısı ya da açık toplumcu imgesi büyük ölçüde zayıfladı."Zaten Arap Baharı da Türkiye'ye komşu coğrafyalara askeri güce dayalı dış politikaların dönüşünü de yol açtı. Biz özellikle Suriye iç savaşı nedeniyle Türk dış politikasının yeniden askerileştiğini görüyoruz."2013'te bir dönem Türkiye'nin bölge ülkeleriyle arasının açılmasıyla, o dönem Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı ve Dış Politika Başdanışmanı olan İbrahim Kalın'ın bir tweetinde kullandığı ifadeye atfen "değerli yalnızlık" tartışmaları yapıldı.

Bu süreçte Suriye'de muhalifler desteklendi, Mısır'daki Sisi yönetimine tepki gösterildi, Rusya, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'yle dönemsel sorunlar yaşandı. ABD ile Suriye'nin kuzeyindeki YPG, Fethullah Gülen'in iadesi, Rahip Brunson'un tahliyesi ve S-400'ler gibi başlıklar üzerinden gerilim yaşandı.

Türkiye, YPG'yi (Halk Savunma Birlikleri) "PKK'nın Suriye'deki kolu" ve "terör örgütü", ABD ise omurgasını YPG'nin oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri'ni o dönem IŞİD'le mücadelede en önemli müttefiki olarak görüyordu. Özellikle Türkiye'nin Rusya'dan S-400 hava savunma sistemi alması, ABD ile yıllar süren bir krizi tetikledi.

Prof. Dr. Güvenç'e göre S-400 kararı Türkiye'nin stratejik bir eksen değişikliği yapabileceğinin habercisiydi. Ama bu adımın ise çeşitli nedenlerle devamının gelmediğini anlatıyor Güvenç. Güvenç, 2020'de Türkiye'nin Libya'ya askeri olarak müdahil olmasının da önemli olduğunu söylüyor: "Erdoğan, o müdahalenin toplumsal desteğini arttırabilmek için Mavi Vatan'la bir bağlantı kurdu ve Libya meselesine Doğu Akdeniz boyutunu kattığınız zaman işte Türkiye'nin karşısında bugün dikilen İsrail, Kıbrıs Rum Kesimi ve Yunanistan cephesinin karşısına çıktı."Bütün bu yıllar içinde yaşanan gelişmelere paralel olarak Türkiye'de savunma sanayii de gelişti.

Baykar gibi kuruluşlar tarafından İHA (İnsansız Hava Aracı) ve SİHA (Silahlı İHA), projeleri geliştirildi. Ayrıca TCG Anadolu gemisi, Altay tankı ve "milli muharip uçak KAAN" gibi projeler hayata geçirildi. "Yerli ve milli savunma sanayii" vurguları ön plana çıkarıldı.

Güvenç, bir sonraki ve bugüne de uzanan aşamayı ise "realist politikalara dönüş" olarak yorumluyor ve bunun da Rusya'nın Ukrayna'yla saldırısıyla başladığını görüşünde. Bu yeni dönemi şöyle tarif ediyor: "Rusya'nın Türkiye'nin güvenlik ve ekonomik ihtiyaçlarına yanıt olamayacağı ortaya çıktı.

Batı ile ilişkileri özellikle Amerika ile ilişkileri düzeltme arayışları öne çıktı."Donald Trump'ın ikinci kez iktidara gelişiyle birlikte Türk Amerikan ilişkilerinde kurumsal ve sürdürülebilir temelleri ne kadar kurumsal olduğu ve sürdürülebilirliği tartışmalı olsa da liderlere dayalı bir ilişki ve daha iyi bir ilişki söz konusu."Güvenç, son dönemdeki en önemli gelişmelerden birinin ise AKP iktidarının, "NATO'yu yeniden keşfetmesi" olduğunu söylüyor. "Bunda Ukrayna'da yaşananlar ile İsrail'in saldırgan ve askeri güce dayalı fütursuz politikalarının etkili olduğunu" belirtiyor.

AKP iktidarının NATO ile ilişkisini yorumlarken, "Bunun eski Türkiye'nin dış politikasını anımsatan bir yanı olduğuna şüphe yok" diyor Prof. Dr. Güvenç. Demokrasi, haklar ve özgürlükler:'İki farklı dönem'Hukuk, demokrasi, haklar ve özgürlükler konusunda uluslararası endekslerde Türkiye'nin durumu, AKP iktidarının ilk yıllarında nispeten daha olumlu bir görüntü verirken son yıllarında ise düşüş görüntüsü verdi.

AKP öncesindeki dönemde başlayan ve AKP'nin ilk yıllarında süren AB ile uyum sürecine de paralel olarak Türkiye'de 2000'lerin başında bu alanlarda önemli gelişmeler yaşandı. Örneğin, Devlet Güvenlik Mahkemeleri kapatıldı, idam cezası kaldırıldı, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkı getirildi.

İşkenceyle mücadelede adımlar atıldı. Kürtçe yayın ve kültürel haklarda genişlemeler yaşandı. Milletvekili seçilme yaşı 2006'da 30'dan 25'e, 2017'deki anayasa değişikliği referandumuyla da 18'e düşürüldü. Kamuda başörtüsü yasağı uygulamasına son verildi.

Yıllar içinde ordunun siyaset üzerindeki etkisi belirgin biçimde azaltıldı. Bu süreçte, Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda ciddi hukuksuzlukların yaşandığı ise sonraki yıllarda ortaya çıktı. ABD merkezli Freedom House'un raporlarına göre Türkiye, 2002-2018 döneminde "Kısmen özgür" kategorisindeydi.

Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde, 2002'de 139 ülke arasında 100. sıradaydı.2000'lerin sonunda itibaren Türkiye bu tür endekslerde gerilemeye başladı. Özellikle 2013 Gezi Parkı protestoları ve 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimi sonrasındaki OHAL uygulamaları üzerinden eleştiriler arttı.

Freedom House'un raporlarında Türkiye 2018'den itibaren "Özgür değil" kategorisinde yer alıyor. Türkiye, kurum tarafından Avrupa'da bu şekilde tanımlanan tek ülke. Freedom House 2026 yılındaki son raporunda "Cumhurbaşkanı Erdoğan son 10 yılda giderek daha otoriter hale geldi" yorumunu yaptı.2026 yılında Sınır Tanımayan Gazeteciler Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'nde 180 ülke arasında 163. sıraya geriledi.

Dünya Adalet Projesi'nin Hukukun Üstünlüğü Endeksi'ne göre 2015'te Türkiye 102 ülke arasında 80. sırada yer alırken 2025'te 143 ülke arasında 118. sırada kendine yer buldu. Hükümet yetkilileri ise dönem dönem bu tür endekslere tepki gösterdi.

Bazı açıklamalarda yönteme dikkat çekilerek "önce verinin nasıl ve hangi kaynaklardan toplandığına bakılması gerektiği" belirtildi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da yaptığı değerlendirmelerde cezaevindeki kişilerin gazetecilik faaliyetleri nedeniyle değil, ceza gerektiren eylemler nedeniyle yargılandığını söyledi.

Hükümet yetkilileri ayrıca, Batı ülkeleriyle ilgili "çifte standart" eleştirisi de yaptı.16 Nisan 2017'de yapılan anayasa değişikliği referandumunda çıkan%51,41 evet oyuyla parlamenter sistem sona erdi, "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi" adıyla formüle edilen başkanlık sistemine geçildi. Hükümet yetkilileri yeni sistemi istikrar ve hızlı karar alma mekanizması olarak gördü.

Sistemi eleştirenlerin vurguladıkları olumsuz unsurlar ise denge-denetleme eksikliği, yürütme odaklılık ve yönetim tek kişide toplanması riski oldu. Bu arada Avrupa Parlamentosu'nun (AP), sert eleştiriler içeren Türkiye raporu, 17 Haziran'da kabul edildi.

Türkiye'deki yargı sistemi ve uygulamaları AP'nin her yıl sert şekilde eleştirdiği unsurlar arasında yer aldı. Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkındakiler de dahil olmak üzere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmasını isteyen AP, 23 Mart 2025'te tutuklanarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu'nun dava sürecini eleştirdi ve tutukluluk halini bir kez daha kınadı.

AP, CHP'yle ilgili olarak 21 Mayıs'ta alınan mutlak butlan kararını da, "muhalefete yönelik daha geniş çaplı bir baskı eğiliminin en son örneği" olarak değerlendirdi. Türkiye gerek AB'nin yürütme organı Avrupa Komisyonu'nun gerekse AP'nin raporlarında yargı, temel haklar ve iç siyasi gelişmelerle ilgili olarak yapılan vurguları "taraflı, önyargılı ve temelsiz iddialar" olarak değerlendiriyor ve kategorik olarak reddediyor.

Dışişleri Bakanlığı, raporun kabul edilmesinin ardından metnin "Türkiye karşıtı çevrelerin temelsiz iddialarına ve yanlış bilgilere dayandığını" söyledi. Kürt sorunu: Farklı süreçler Kürt sorunu, AKP iktidarı boyunca her dönem önemli gündem maddelerinden biri oldu.

Genel olarak üç tane çözüm süreci yaşandı. Bunlar 2009-2011 süreci, Dolmabahçe açıklamasını kapsayan 2013-2015 süreci ve 2024'te başlayıp bugüne uzanan süreç oldu. Erbil'deki Kürdistan Hewler Üniversitesi'nin öğretim üyelerinden Doç.

Dr. Arzu Yılmaz, AKP döneminde Kürt sorunuyla ilgili yaşanan gelişmeleri bölgesel ve tarihsel perspektifleriyle de değerlendiriyor. Yılmaz, Kürt sorununun Soğuk Savaş öncesinde bölgede ulus devlet açısından bir güvenlik sorunu olarak, 1990'larda ise liberal dünyanın demokratikleşme sorunu olarak değerlendirildiğini, AKP'nin iktidara geldiği 2002'den sonra, özellikle de Irak savaşının ardından jeopolitik güç mücadelesi çerçevesinde devlet dışı aktörler sorunu olarak ele alındığını belirtiyor.11.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: rss.haberler.com
Haber metni ve görseller rss.haberler.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Siyaset
Yayın: 21 Ağustos 2026 10:46 · Kaynak: rss.haberler.com
Kaynağı Oku ↗