Dördüncü Kuvvet Basının Asaleti
Bugün kafamızı nereye çevirsek bir bağırış çağırış sarmalının içindeyiz. Televizyon ekranlarında birbirinin sesini bastırmaya çalışan yorumcular, sosyal medyada en sert sloganı atarak haklı çıkacağını sanan kalabalıklar, gürültüyle parlatılan uydurulmuş başarı hikâyeleri ve iftiralar...
Herkes daha yüksek sesle konuştuğunda hakikatin daha görünür olacağını sanıyor. Oysa yanılıyoruz. Desibel yükseldikçe, hakikatin o asil ve berrak sesi kayboluyor. Çünkü kurgulanmış dünyalar, parlatılmış imajlar ve uydurulmuş tarihler varlıklarını sürdürebilmek için sürekli gürültü çıkarmak, illüzyon yaratmak zorundadır.
Onların bağırış çağırışı, aslında kendi açıklarını gizleme telaşından başka bir şey değildir. Gerçek ise arsızdır. Makyaj istemez, süslü cümlelere, arkasına saklanacağı kalabalıklara ihtiyaç duymaz. Çıplaktır ve olduğu gibi meydandadır.
Önemli olan, o gerçeği uykusundan uyandıracak sabırlı bir elin, adanmış bir kalemin varlığıdır. Tıpkı 20. yüzyılın başında, dünyanın en zengin adamı John D. Rockefeller’ın imparatorluğunu sarsan Ida Tarbell’in kalemi gibi.
Tarbell, çocukluğunda babasının Standard Oil şirketinin acımasız dişlileri arasında ezilişine tanık oldu. İçinde büyük bir öfke vardı ama o, bu öfkeyi sokaklarda savrulan geçici bir intikam çığlığına dönüştürmedi. Bir savcı titizliğiyle; binlerce resmî belgeyi, gizli sözleşmeyi ve mahkeme kaydını yıllarca sabırla inceledi.
1902’de yazmaya başladığı araştırma dizisinde tek bir kelime bile bağırmadı, suçlama savurmadı. Sadece belgeleri masaya koydu. Ve o sessiz, bağırmayan kalemin sarsılmaz belge işçiliği; 1911 yılında Amerikan Yüksek Mahkemesi kararıyla koca bir petrol tekelini 34 parçaya böldü.
Bir kadın, elindeki arşiv çantasıyla hakikatin gücünü gösterdi. İşte bu yüzden basın, yasama, yürütme ve yargının ardından "4. Kuvvet" olarak anılır. Ama bu unvan, elinde mikrofon tutana ya da en çok bağırana değil; kalemin namusunu popülizme feda etmeyen, belgeyle ve sabırla tarihe sarsılmaz bir kayıt düşenlere verilmiştir.
Peki ya bugün? Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda, dördüncü kuvvetin bu asil unvanı kimin, neyin yanında kullandığını görmek sarsıcı bir hezimettir. Son günlerde şahit olduğumuz adli süreçlerde, kaset şantajlarında, sızdırılan dosyalarda veya iktidar kavgasına dönüşen soruşturmalarda medyanın aldığı pozisyon, dördüncü kuvvetin adaletin yanında mı yoksa güç odaklarının hizmetinde mi olduğunu bizlere ispatlayacak.
Bugünün basını hakikatin izini süren soğukkanlı bir araştırmacı olmak yerine yargısız infazların yapıldığı bir arena, dedikodu ve şantaj malzemelerinin köpürtüldüğü bir vitrin olmayı mı seçecek? Belgenin peşine düşen cesur, bağımsız kalemler bizzat cenderenin içine çekilip yalnızlaştırılırken; bir kısmı sırf reyting, bir kısmı ise angaje olduğu siyasi veya ticari güç grubunun hesabına adalet dağıtmaya kalkışıyor.
Netice-i kelam; Bugün uydurulmuş tarihlerin, parlatılmış maskelerin ve her köşeden yükselen çiğ gürültünün arasında yönümüzü bulmakta zorlanıyorsak, dönüp yeniden Ida Tarbell’in o masasına bakmalıyız. Basın, birilerinin kılıcı veya itibar suikastı aygıtı olmayı bıraktığı; amansız bir adalet arayışıyla belgenin, sabrın ve liyakatin yanında durduğu gün yeniden "4.
Kuvvet" asaletine kavuşacaktır. Unutmayalım: Dünyadaki en güçlü, en yıkılmaz şey; elinde yeterli kanıt bulunan, öfkesini mürekkebe dönüştürmüş sabırlı ve asil bir insandır. Kurgular elbet bir gün çöker, geriye sadece o arsız hakikat kalır.
Kategori: Asayiş · Bölge: Konya
Yayın: 26 Ekim 2026 07:45 · Kaynak: sakaryayenihaber.com