12 Eylül Cehenneminde Kalanlar
Türkiye’nin yakın tarihinde devletin yurttaşına karşı kurduğu en ağır baskı düzenlerinden biriydi. Darbenin üzerinden yıllar geçti; fakat o günlerin acısı, işkencesi, cezaevleri ve insan onurunu hedef alan uygulamaları hâlâ hafızalarımızda yaşıyor. 1980 li yıllarda Türkiye sağcı-solcu, Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayrımları üzerinden çatışmanın içine sürüklenmişti. Her gün cinayet haberleriyle uyanıyorduk. Gençtik; çoğu zaman ne olduğunu tam anlamadan kendimizi büyük bir çatışmanın ortasında bulduk. Darbe, “Atatürk ilke ve inkılapları” adına yapıldı. Duvarlarda Atatürk portreleri çoğalırken, cezaevlerinde insanların bedenleri ve onurları parçalanıyordu. Diyarbakır Cezaevi bunun en karanlık sembollerinden biri oldu. Orada insanlara yalnızca işkence yapılmadı; insanlıkları hedef alındı. Köpeklerin kullanıldığı işkenceler, insanların zorla dışkı yedirilmesi, çıplak bırakılması, dayak, hakaret, uykusuzluk, bitlenme, açlık ve aşağılanma… Bunların her biri insanı yalnızca bedenen değil, ruhen de çökertmek için uygulanıyordu. Türkçe bilmeyen Kürt annelerin cezaevi kapılarında yaşadığı çaresizlik ise başlı başına bir başka acıydı. Çocuklarının ne söylediğini anlayamıyor, kendilerini anlatamıyor, çoğu zaman kapılardan geri çevriliyorlardı. Bir annenin evladının acısına tanıklık edip onunla kendi diliyle konuşamaması bile başlı başına bir işkenceydi. Ben de 12 Eylül cehenneminden nasibimi aldım. Genç yaşta cezaevine girdim. orada bir gün bin gündü..Bitlendim, işkence gördüm, onurumla oynandı. İnsanların elleri arkadan bağlanıyor, bedenleri kadar iradeleri de teslim alınmak isteniyordu. Fakat biz teslim olmadık.
Kategori: Siyaset
Yayın: 12 Eylül 2026 16:17 · Kaynak: guneydoguekspres.com