Devletin Kasası Kimsenin Babasının Malı Değil!
Bir belediye başkanının kapısına sabahın erken saatinde polis gidiyorsa, aynı kamu zararının hesabı devletin en üst katlarında da soruluyor mu?
Vatandaşın bugün sorması gereken soru tam da budur. Çünkü devletin parası, ne bir siyasi partinin ne bir bakanın ne bir belediye başkanının ne de herhangi bir yöneticinin şahsi parasıdır.
İYİ Parti Grup Başkanvekili Turhan Çömez ise fon krizinin boyutunu çarpıcı bir hesapla gündeme taşıdı. Çömez’e göre tasfiye kapsamındaki fonlarda bulunan yaklaşık 830 milyar lira, 200 liralık banknotlarla hesaplandığında 188 TIR dolusu paraya denk geliyor. Çömez, bu paranın akıbetinin ve küçük yatırımcının uğradığı kayıpların açıklığa kavuşturulmasını istiyor.
Devletin parası milletin parasıdır. Son dönemde kamu kaynakları, Merkez Bankası, belediyeler ve çeşitli mali soruşturmalar üzerinden yaşanan tartışmalar, Türkiye'nin asıl meselesinin sadece para olmadığını gösteriyor.
Asıl sorun yönetme anlayışıdır. Liyakat var mı? Denetim var mı? Hesap verme kültürü var mı? Ve en önemlisi, hukuk herkes için aynı mı?
Bir belediyede kamu zararı, ihale veya başka bir usulsüzlük iddiası ortaya çıktığında operasyonlar yapılıyor, gözaltılar gerçekleştiriliyor, soruşturmalar açılıyor ve konu kamuoyunun önünde günlerce tartışılıyor. Elbette soruşturma suçluluk değildir. Bir insan hakkındaki iddia delilleriyle araştırılır; suçluluk ancak yargılama sonucunda kesinleşir.
Fakat burada vatandaşın sormaya hakkı olan çok önemli bir soru var: Muhalefet belediyelerinde bu kadar görünür ve sert biçimde işletilen hukuk mekanizması, merkezi yönetimin veya üst düzey kamu yöneticilerinin sorumluluğuna ilişkin ciddi iddialarda da aynı açıklık ve kararlılıkla işletiliyor mu?
Eğer kamu zararı varsa, bunun makamı olmaz. Hukukun da makamı olmaz.
Belediye başkanı için başka, bürokrat için başka, bakan için başka, siyasi gücü yüksek bir kişi için başka ölçü uygulanamaz.
Kim olursa olsun; İddia varsa araştırılmalı. Delil varsa soruşturulmalı. Sorumluluk varsa ortaya çıkarılmalı. Suçsuz olan da hukuk önünde aklanmalıdır.
Asıl hesap verme mekanizması ise yalnızca son imzayı atan kişiye kadar indirgenmemelidir.
Kararı kim hazırladı? Kim onayladı? Kim denetledi? Kim gördü? Kim müdahale etmedi? Çünkü büyük kamu zararları, çoğu zaman tek bir imzadan ibaret değildir. Burada liyakat sorununa geliyoruz. Kamu yöneticisinin ve siyasetçinin dürüstlüğü, söylediği sözlerle ölçülmez.
Dürüstlük makam geldiğinde ortaya çıkar. Kamu parasına nasıl davrandığıyla
Yakınlarına ve çevresine nasıl davrandığıyla, Devlet imkanlarını kullanırken eşit davranıp davranmadığıyla, yanlış yapan kendi çevresinden biri olduğunda hukuku işletip işletemediğiyle. İşte gerçek ölçü budur.
Bu nedenle devlet kadroları oluşturulurken siyasi aile bağı, kişisel yakınlık, dostluk veya sadakat değil; liyakat, ehliyet, tecrübe ve dürüstlük esas alınmalıdır. Çünkü yanlış insanı doğru makama getirdiğinizde bedeli sadece bir kurum ödemez. Bazen bütün toplum öder.
Millet bugün evinin kirasını, mutfağının masrafını, elektrik faturasını, çocuklarının eğitimini hesaplıyor. Emekli geçinmeye, çalışan ay sonunu getirmeye, esnaf borcunu çevirmeye çalışıyor. Böyle bir ülkede devletin tek bir kuruşunun hesabı bile küçümsenemez.
Millet kendi bütçesini kuruşu kuruşuna hesaplıyorsa, devletin parasını yönetenler de kuruşu kuruşuna hesap vermelidir.
Hukuk, yalnızca siyasi gücü sınırlı olanların kapısını çalan bir mekanizmaya dönüşmemelidir. Güç sahibi olan da hesap vermeli. Yakın olan da hesap vermeli. Makam sahibi olan da hesap vermeli. Çünkü kamu görevi bir ayrıcalık değil, millet adına taşınan bir emanettir.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla siyasi slogan değil; daha fazla liyakat, daha güçlü denetim, daha fazla şeffaflık ve herkese eşit uygulanan hukuktur.
Siyasetçinin gerçek karnesi söylediği sözler değil, göreve geldiğinde yaptığı işlerdir. Kamu yöneticisinin gerçek referansı da siyasi bağlantısı değil, millete bıraktığı sonuçtur.
Mustafa Kemal Atatürk'ün sözünü bir kez daha hatırlayalım:
Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Bugün bu söz bize yalnızca bağımsızlığımızı değil, egemenliğin ve kararın sahibinin kim olduğunu da hatırlatıyor.
Makamlar geçicidir. Siyasi güç geçicidir. İnsanlar değişir. Ama milletin emaneti kalır. Ve o emanetin adı Türkiye Cumhuriyeti'dir.
Yorumunuz için teşekkürler, en kısa sürede gözden geçirilip yayınlanacaktır
Yorum yazarak Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Yorum yazarak Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Adapazarı Akşam Haberleri Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Kategori: Siyaset · Bölge: Sakarya/Adapazarı
Yayın: 01 Ekim 2026 06:35 · Kaynak: aksamhaberleri.com.tr