Bir insan sevdiği kişiyi ne kadar tanıyabilir? | Metin Celâl
- “Gözleri Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut), dışarıdan kusursuz görünen evlilikleri, eşi Alice’in (Nicole Kidman) geçmişte bir başka adamla ilgili kurduğu cinsel fanteziyi itiraf etmesiyle sarsılan Doktor Bill Harford’ın (Tom Cruise) içine düştüğü kıskançlık ve saplantı dolu psikolojik krizi konu alır
“Gözleri Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut), dışarıdan kusursuz görünen evlilikleri, eşi Alice’in (Nicole Kidman) geçmişte bir başka adamla ilgili kurduğu cinsel fanteziyi itiraf etmesiyle sarsılan Doktor Bill Harford’ın (Tom Cruise) içine düştüğü kıskançlık ve saplantı dolu psikolojik krizi konu alır. Bu sarsıcı itirafın ardından kendisini New York gecelerinin karanlığına bırakan Bill, eski bir arkadaşı sayesinde elit ve nüfuzlu kişilerin katıldığı, maskeli ve gizli bir ayine sızmayı başarır.
Ancak bu tehlikeli topluluk tarafından fark edilmesiyle hayatı ve ailesi büyük bir tehdit altına girer; film, cinsellik, sadakat, gizli arzular ve evlilik kurumunun kırılganlığını bu gizemli paranoya üzerinden sorgular,” diye özetleniyor.
Gözleri Tamamen Kapalı, geçen yıl Jeffrey Epstein belgelerinin halka açılması sonrası ortaya atılan komplo teorileri nedeniyle yeniden dünya gündemine geldi ve sosyal medyada en çok konuşulan konulardan biri oldu. Jeffrey Epstein’ın küresel fuhuş ağı ve güçlü elitlerle olan ilişkilerini içeren resmi mahkeme belgeleri yayınlanınca bu konu, filmde tasvir edilen “güçlü ve dokunulmaz elitlerin maskeli gizli ayini” ile doğrudan bağdaştırıldı.
Sosyal medyada, yönetmen Stanley Kubrick’in bu tür küresel elit ağlarını çeyrek asır öncesinden bildiği ve film aracılığıyla deşifre etmeye çalıştığı iddia edildi. Hatta filmdeki bazı sahnelerin arka planında Epstein ve ortağı Ghislaine Maxwell’e ikiz gibi benzeyen figürlerin yer aldığı iddia edildi.
Bu iddialarla eş zamanlı olarak, filmin orijinal kurgusundan yaklaşık 20 ila 30 dakikalık bir bölümün yapımcı stüdyo tarafından sansürlendiği teorisi yeniden alevlendi. Komplo teorisyenleri, bu kayıp sahnelerde elitlerin dahil olduğu çocuk istismarı ağlarının açıkça gösterildiğini ve Kubrick’in bu sırları ifşa ettiği için filmin vizyona girmesinden hemen önce gizemli bir şekilde öldüğünü öne sürdü.
Stanley Cubrik’in bu kült filmi, 1999’da çekilmiş. Arthur Schnitzler’in 1926 tarihli “Traumnovelle” adlı kısa romanının uyarlaması. Kubrik, hikâyenin geçtiği mekânı yirminci yüzyıl başlarındaki Viyana’dan 1990’ların New York’una taşımış.
Arthur Schnitzler, Viyanalı romancı, öykücü ve oyun yazarı. 1862’de doğmuş. Tıp eğitimi almış, bir süre hekimlik yapmış, daha sonra edebiyata yönelmiş. Viyana modernizminin ve yüzyıl dönümü Avusturya edebiyatının önemli isimlerinden sayılıyor.
Schnitzler’in psikolojik dramalar ve anlatılardan oluşan eserleriyle yüzyıl dönümü Viyana burjuva yaşamını derinlemesine çözümlediği belirtiliyor. Schnitzler’in Yahudi kökenli oluşu ve eserlerindeki cinsel içerik, yapıtlarının kendi döneminde ve sonrasında tartışmalı bulunmasına, hatta yasaklanmasına yol açmış.
Rüya Novellası, Schnitzler’in psikolojik anlatı alanındaki en başarılı eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.
Bu kısa novellanın yazımı uzun sürmüş. Schnitzler 1907’de ilk notlarını ve taslaklarını oluşturmuş. Sonraki yıllarda metnin farklı taslaklarını yazmış ve önemli değişiklikler yapmış. 1924’te adını koymuş. 1925’te eser son biçimini almış ve aralık ayında Die Dame dergisinde tefrika edilmeye başlamış.
Tefrika 1926 mart ayına dek sürmüş. 1926 mayısında S. Fischer Verlag kitap olarak yayınlamış. 1927’de Dream Story adıyla İngiltere’de yayınlanmış. ABD’de yayın tarihi ise filmle eş zamanlı, 1999. Çünkü eserin uluslararası ölçekte yeniden tanınmasında ya da yeniden anımsanmasında Stanley Kubrick’in uyarlamasının önemli bir rolü olmuş.
İlk taslaklarda eserin adı Doppelgeschichte (İkili Öykü), daha sonra Doppelnovelle (İkili Novella) olarak geçiyormuş. Sonunda Traumnovelle adını almış. İlk iki adın iki eşin birbirine paralel gelişen deneyimlerine ve anlatının ikili yapısına işaret ettiği son başlığın ise bu iki deneyimin ortak zeminini, yani rüyayı öne çıkardığı belirtiliyor.
Sinema uyarlamasında mekân ve tarih değişikliği yani Viyana yerine New York’un seçilmesi, 1900’ler yerine 1990’larda geçmesi dışında novella ve film birbiriyle oldukça uyumlu. Rüya Novellası’nın merkezinde Viyana’da yaşayan evli bir çift var; Doktor Fridolin ve eşi Albertine.
Küçük kızlarıyla birlikte görünüşte düzenli, güvenli ve mutlu bir aile hayatı sürdürmekteler. Bir gece, aralarında arzular ve geçmişte yaşadıkları cinsel çekimlerle ilgili bir konuşma geçiyor. Albertine, evliliklerinden önce Danimarka’da karşılaştığı bir subaya duyduğu arzuyu anlatıyor.
Fridolin de benzer bir deneyimini paylaşıyor. Ancak Albertine’in itirafı Fridolin’i sarsıyor. Eşinin kendisine duyduğu bağlılığın mutlak olmadığını fark ediyor. Bu konuşmanın ardından gece boyunca sürecek bir yolculuğa çıkıyor. Maskeli toplantı da gecenin en önemli bölümlerinden biri.
Rüya Novellası 1926’da yayınlandığında heyecanla karşılanmış, başarılı bulunmuş. Thomas ve Katia Mann, 23 Mayıs 1926’da Schnitzler’e gönderdikleri mektupta “Traumnovelle’i büyülenmiş bir halde, ikimiz de bir solukta, nefes nefese okuduk ve büyük bir hayranlıkla selamlıyoruz” diye yazmışlar.
Diğer yandan Schnitzler’in cinsellik, sadakat ve evlilik konularındaki açık yaklaşımı tartışmalara neden olmuş. Romanın cinsel arzuyu, evlilik içindeki sadakatsizlik ihtimalini ve kadının bağımsız erotik dünyasını ele alması dönemin ahlak anlayışı açısından kışkırtıcı bulunmuş.
Schnitzler’in Freud’un çalışmalarını yakından izlediği biliniyor. Ama psikanaliz üzerine çalışan Schnitzler Freud’un görüşlerini tam olarak benimsememiş. Aynı şehirde, Viyana’da yaşamalarına rağmen Freud da onunla tanışıp görüşmekten kaçınmış. Novellanın yayınından sonra Freud’un Schnitzler’e bir mektup yazdığı biliniyor.
Freud mektubu 14 Mayıs 1922’de yollamış. Schnitzler’e doğum günü vesilesiyle yazılmış ama amacı farklı görünüyor. Freud, Schnitzler’le yıllardır aynı şehirde yaşamalarına ve eserlerini yakından tanımasına rağmen neden onunla görüşmekten kaçındığını açıklamaya çalışmış.
Mektubun en dikkat çekici yanı, Freud’un Schnitzler’i yalnızca başarılı bir edebiyatçı olarak değil, psikanalizin bilimsel kavramlarla açıklamaya çalıştığı ruhsal süreçleri sezgisel olarak kavrayan bir yazar olarak değerlendirmesi. Edebiyattaki ikizi olarak görüyor, “Sanırım sizden bir tür ikizden çekinme yüzünden uzak durdum” diye yazmış.
Schnitzler’in eserlerini okuduğunda, şiirsel anlatımın gerisinde kendi düşüncelerine, araştırmalarına ve vardığı sonuçlara benzeyen bir dünya bulduğunu söylemiş. “Siz, sezgi yoluyla –aslında ince bir öz-gözlem sonucunda– benim başka insanlarda büyük emeklerle ortaya çıkardığım her şeyi biliyorsunuz” diye yazmış ve “Bence özünüzde bir psikolojik derinlik araştırmacısısınız” diye eklemiş.
Mektuptan sonra da Schnitzler’i evinde, akşam yemeğinde ağırlamış. Ama bu buluşma kalıcı bir dostluğa dönüşmemiş.
“Schnitzler’in düşüncesinde insan ruhunu yalnızca bilinçdışıyla açıklamak mümkün değil. Bilinç, yarı bilinç ve bilinçdışı arasında kesin sınırlar çizilemez,” diye belirtiyor eleştirmenler. Freud rüyayı yorumlanabilir bir psikolojik yapı olarak ele alırken Schnitzler, rüyayı kesin bir açıklamaya ulaşmayı engelleyen, insanın iç dünyasını daha da karmaşıklaştıran bir anlatı alanı olarak kullanıyor.
Rüya Novellası da “psikanalizin edebî bir örneği değil, psikanalizle diyalog kuran ve onun açıklama sınırlarını da sorgulayan bir edebiyat eseri” olarak nitelendiriliyor. Schnitzler’in en önemli başarısı, karakterlerin düşünceleri ile dış dünyada gerçekleşen olaylar arasındaki sınırı belirsizleştirmesi olarak görülüyor.
Schnitzler olağanüstü olayları değil, gündelik hayatın içinden çıkarak giderek olağanüstü hale gelen bir deneyimi anlatıyor. Bence de novellayı sadece psikanaliz kuramlarıyla erken dönemdeki ilişkisi açısından değil ele aldığı konuyu işleyişi, anlatı tekniği açısından da incelemek gerekiyor, Kısa ama etkili bir metin ve bu niteliği ile kalıcı olmuş, klasikleşmiş.
Fridolin’in gece boyunca yaşadığı olaylar gerçekçi anlayışla anlatılıyor. Anlatılan rüya ise büyük bir yer kaplamıyor. Ama Albertine’in rüyası, anlatının anlamını değiştiriyor. Albertine’in rüyasını anlatarak cinsel arzularını dile getirmesi, anlayışlı yaklaşmaya çalışsa da Fridolin’in dünyasını altüst ediyor.
Fridolin kendi cinsel serüvenlerini anlatırken bunları kişisel özgürlüğünün bir parçası olarak görüyor ama karısının başka bir erkeğe duyduğu arzuyu kabullenemiyor.
Schnitzler’, insanın sevdiği kişiyi tanıma ve ona sahip olma arzusunu sorguluyor. Fridolin, karısı Albertine’i tanıdığını düşünüyor, ancak onun başka bir erkeğe duyduğu arzuyu öğrendiğinde aslında eşinin iç dünyasını hiç tanımadığını fark ediyor.
Albertine de Fridolin’in arzularını ve korkularını tam olarak bilmiyor. Anlattıkları şeyler birbirlerinden ne kadar uzak olabileceklerini ortaya çıkarıyor
Fridolin gündüzleri saygın bir doktor, iyi bir eş ve baba kimliğiyle yaşıyor ama gece boyunca bu kimlikler parçalanıyor. Gecenin zirvesi de maskeli toplantı. “Maske, kişinin gerçek kimliğini gizler. Fakat aynı zamanda toplum içinde zaten taşıdığı maskeyi de görünür hale getirir” diye belirtmiş eleştirmenler.
Toplantıda Fridolin’in maskesinin çıkarılması kimliğinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Dışarıdan güvenli sağlam görünen hayatın ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.
2026 Rüya Novellası’ nın yayınlanışının yüzüncü yıl dönümü. Hâlâ okunan bir eser. Türkçede de birçok çevirisi bulunuyor. Arthur Schnitzler’in eserleri Türkçeye ilk defa 1939’da çevrilmeye başlamış. Yahudi Düşmanları Yahut (Profesör Bernhardi) Beş Perdelik Piyes İbrahim Hoyi çevirisi ile Tan Evi’nin Cep Kitapları Serisi’nden çıkmış, kapağında “Neşreden Sabiha Zekeriya Sertel” ibaresi de yer alıyor.
Traumnovelle ise ilk kez 1995’te Rüya Roman adıyla Emel Bilal çevirisi ile Milliyet Yayınları’ndan çıkmış. 1995’te yayımlanması, romanın Kubrick’in filmi sayesinde tanınmaya başlamasından önce Türkçede yayınlandığını gösteriyor ki bu da ilgi çekici.
Novellanın Türkçede dört ayrı çevirisi var. Yüzüncü yılında usta çevirmen Mustafa Tüzel’in Türkçesi ile beşinci çeviriyi okuyoruz.
Rüya Novellası, evlilik ve sadakat üzerine yazılmış bir psikolojik anlatı olarak da okunabilir, ama aslında insanın sevdiği kişiyi bütünüyle tanıma ve onun arzularına sahip olma isteğinin imkânsızlığını anlatan bir eser. Arthur Schnitzler, bir gecelik macera üzerinden evliliğin güvenliğini, erkek egemen ahlakın çelişkilerini ve insan bilincinin sınırlarını sorguluyor.
Rüya ile gerçekliğin birbirine karıştığı bu anlatıda asıl gizem, maskeli toplantıda değil, birbirlerini tanıdıklarını düşünen iki insanın zihninde saklı, diye düşünüyorum.
Rüya Novellası, Arthur Schnitzler, çev. Mustafa Tüzel, İş Bankası Kültür yay. Ekim 2026.
Kategoriler Yazı Nermin Ülker’in “Dört Köşeli Üçgen: Yerini Bulamamış Cümlelerin Anıtları” adlı sergisi 5 Aralık’a dek Black Light Gallery’de Fatma Berber’den sanat, mekân ve bellek üzerine benzersiz bir çalışma: Taştan Düş Yaratmak | Zeynep... Unutulmuş Şairler Köşesi: Yeşil Gözlerin Sürgünü Mehmet Özdemir | Berkay Şen Bahçıvanın Ölümle Dansı | Mehmet Hanifi Sözün Ardı/Önü: 102 Yazdıkça Görülen: (44) Günsüz Günceler: XVII Zaman, Zaman İçindeydi Burada | Fe...
Edebiyatta itirafçılığın sahiciliği üzerine | Aytekin Yılmaz Cem Sağbil’in “Dünya Hala Çiçek Açıyor” sergisinde yaşamın kaynağı olarak doğa | Raşel Rakella Asal Yorum yapın Yanıtı iptal et Yorum yapabilmek için oturum açmalısınız.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Sağlık
Yayın: 08 Kasım 2026 06:09 · Kaynak: edebiyathaber.net