İmralı’da konut, masada statü… Peki şehitlerin hatırası nerede?
- İki yıl önce ulusal gazeteler yazmıştı… İmralı’da Abdullah Öcalan için farklı bir yapı hazırlanıyor, diye kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmışlardı
- O günlerde bu iddialar reddedildi
İki yıl önce ulusal gazeteler yazmıştı…
İmralı’da Abdullah Öcalan için farklı bir yapı hazırlanıyor, diye kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmışlardı.
O günlerde bu iddialar reddedildi.
Aradan zaman geçti.
Bu kez İmralı’da yeni bir konut yapıldığı, DEM Parti tarafından da doğrulandı.
Konutun “villa” olarak nitelendirilmesine ise itiraz edildi.
Adalet Bakanlığı ise daha önce İmralı’da özel olarak bir konut yapılmadığını, bölgede yeni yapıların idari ihtiyaçlar kapsamında bulunabileceğini açıklamıştı.
Şimdi asıl mesele yapının kaç metrekare olduğu, denizi görüp görmediği ya da villa denilip denilemeyeceği değildir.
Asıl mesele statüdür.
İşte burada kamuoyunun sorması gereken soru şudur:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, terör örgütü PKK’nın kurucusu ve lideri olarak hükümlü bulunan bir kişiye hangi sıfatı, hangi yetkiyi ve hangi hukuki çerçevede verecektir?
Eğer mesele sadece cezaevi koşullarının iyileştirilmesi ise bunun açıkça anlatılması gerekir.
Yok eğer mesele, cezaevindeki bir hükümlünün siyasi bir aktör veya müzakereci sıfatıyla yeni bir konuma taşınması ise bunun da millete açıkça söylenmesi gerekir.
Çünkü devlet yönetiminde en tehlikeli şey, yapılan işten ziyade ne yapıldığının topluma açıkça anlatılmamasıdır.
Bugün kamuoyunda konuşulan tablo şudur:
İmralı’da yeni bir yapı vardır.
DEM Parti, Öcalan’ın süreçteki rolünün hukuki bir zemine oturtulmasını istemektedir.
Öcalan’ın mesajları İmralı heyeti üzerinden kamuoyuna aktarılmaya devam etmektedir.
Öyleyse artık vatandaşın sormaya hakkı vardır:
Bu süreç nereye gidiyor?
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin iradesi nerede başlayacak, nerede bitecek?
Devletin kırmızı çizgileri nelerdir?
Öcalan'a verilecek herhangi bir sıfat, Türkiye Cumhuriyeti hukukunda hangi karşılığa sahip olacaktır?
Ve en önemlisi…
Bu süreçte şehitlerimizin ve gazilerimizin hatırası nasıl korunacaktır?
Bakınız, mesele yalnızca siyasi bir tartışma değildir.
Bu ülkenin evlatları yıllarca terörle mücadele etti.
Anneler evlatlarını toprağa verdi.
Babalar tabut başında dimdik durdu.
Eşler, çocuklar, kardeşler bir daha dönmeyeceklerini bile bile sevdiklerini uğurladı.
Ve bütün bu acıların ardından milyonlarca insanın dilinden aynı cümle yükseldi:
“Vatan sağ olsun.”
Şimdi o insanların çocuklarının, eşlerinin, anne ve babalarının bugün yaşananları sorgulaması son derece doğaldır.
Devlet elbette barışı arayabilir.
Terörün sona ermesini istemek elbette doğrudur.
Silahların susması, yeni anaların ağlamaması, yeni şehitlerin gelmemesi hepimizin ortak temennisidir.
Ama barış ile terör örgütü liderine siyasi meşruiyet kazandırılması aynı şey değildir.
Bu ayrım çok net yapılmalıdır.
Çünkü Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, kapalı kapılar ardında yürütülen pazarlık söylentileri değil; milletin önünde açık, şeffaf ve hukuka bağlı bir süreçtir.
Kim ne istiyor?
Devlet ne veriyor?
Karşılığında ne alıyor?
Bütün bunlar millet tarafından bilinmelidir.
Kimse şehit ailelerinden yaşadıkları acıyı unutmalarını bekleyemez.
Kimse gazilerden geçmişi bir kalemde silmelerini isteyemez.
Kimse de “artık bunları konuşmayalım” diyerek milyonların vicdanındaki soruları susturamaz.
Çünkü bu mesele sadece bugünün siyaseti değildir.
Bu mesele, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin terör karşısındaki duruşudur.
Bugün İmralı’da yapılan yapının adına konut mu diyeceğiz, villa mı diyeceğiz, cezaevi yerleşkesinin bir bölümü mü diyeceğiz…
Bunlar ikinci derecede meselelerdir.
Asıl mesele, o yapının içinde kimin hangi sıfatla bulunacağı ve o sıfatın Türkiye Cumhuriyeti hukukunda ne anlama geleceğidir.
Eğer gerçekten yeni bir dönem başlatılacaksa bunun adı, çerçevesi ve sınırları açıkça ortaya konulmalıdır.
Çünkü devlet ciddiyeti bunu gerektirir.
Ve tarih sadece yapılanları değil, yapılmasına izin verilenleri de kaydeder.
Bugün soruyoruz:
İmralı’da yeni bir sayfa mı açılıyor, yoksa Türkiye'nin yıllardır ödediği ağır bedellerin üzerine yeni bir siyasi hesap mı kuruluyor?
Bunu zaman gösterecek.
Ama bir şeyi hiçbir zaman unutmamak gerekir:
Bu ülkenin şehitleri sadece geçmişimizin değil, geleceğimizin de emanetidir.
O emanete sahip çıkmak, terörün bitmesini istemekle çelişmez.
Tam tersine…
Terör bitsin.
Silahlar sussun.
Ama Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin onuru, hukuku ve şehitlerinin aziz hatırası da aynı kararlılıkla korunsun.
Çünkü barışın bedeli, şehitlerin hatırasını unutturmak olmamalıdır.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Ekonomi · Bölge: Afyonkarahisar
Yayın: 04 Kasım 2026 04:08 · Kaynak: medyabar.com