Bir Kitabın Açtığı Pencereler
İnsanın hayatında gerçekten dostum diyebileceği kaç kişi vardır? Hayatımıza pek çok arkadaşlığı sığdırırız lakin zaman içinde hemen hepsinden bir şekilde uzaklaşırız. Uzaklaşmasak bile kurulan ilişkiyi fazla derinlere indiremeyiz.
Eskilerin dediği gibi kafa dengini bulmak zordur. Bazense kurulan arkadaşlıklar ilk andan itibaren farklı bir yola girer ve çok daha derin bir bağ kurulur. Bu derin bağla arkadaşlıklarda geçerli olan pek çok sosyal kural devre dışı kalır.
Ne mesafeler ne de birbirinizle uzun süreler boyunca görüşmüyor olmak aradaki duygusal bağı koparamaz. Koparamaz çünkü artık o kişi sizin dostunuz olmuştur. Benim de hayatımda ne mutlu ki böyle üç kişi yer alıyor ve dostluk söz konusu olduğunda üç bence çok iyi bir rakamdır!
Bu üç insanla okuduğumuz kitapların aynılığı, kurulan ilişkinin arkadaşlıktan dostluğa geçişinde önemli katkılar sundu. Aynı yahut benzer türde kitapları okumuş olmak aynı dili konuşmak gibi bir şeydir ve birbirini daha iyi anlamayı sağladığı gibi, hayata aynı pencereden baktığınızı gösteren bir göstergedir de.
Hayata benzer pencerelerden baktığınızı daha çabuk fark etmenizi sağlar. Bunun yanında pencereyi genişletmekte kitapları kullanırken, birbirinize bu anlamda yardım edebilme imkanınız olur. Arkadaşlığın dostluğa evrilmesinde kitap aynıdaşlığı önemli bir kilometre taşı olsa gerek savı, kendi deneyimlerim göz önüne alındığında yanlış durmuyor.
Yeni bir kitap okudum. Bu yeni kitabı geçenlerde ziyaretime gelen dostum tavsiye etti. Bende o kitabı hemen aldım fakat onu alırken aynı yazarın başka bir kitabını daha aldım. Kitabın adı Akhilleus'un Şarkısı. Okuduğunuz her eser, üstünden zaman geçtikçe, konu olarak ana hatlarıyla aklınızda kalır.
Buna rağmen hemen her kitaptan özel bir cümle, bir paragraf, bir olay sizde kalıcı olarak kendine yer bulur. Bu kalıcılar kuşkusuz ki kişiye özeldir. Herkesin kitabın aynı yerinden aynı derecede etkilenmesi söz konusu olamaz.
Kitaplar kelime hazinemizi geliştirirken, ufkumuzu da genişletir. Bazen farkında olmadığımız bir şeyi bize gösterir. Bazense farkında olduğumuz fakat farkında olduğumuzu önemsemediğimiz bir şeyin önemini gösterir. Kocaman bir kitap okursunuz, bir cümle yahut da kitapta bir iki paragrafta anlatılan bir olay unutulamaz bir biçimde sizde kalan olur. Artık o hep sizinle birliktedir.
Akhilleus'un Şarkısı'ndan bende kalacak olanlar da belli oldu.. Kitabın başlarında Akhilleus ile Patroklos henüz çocuk yaştalar. İkisinin çok önemli bir ortak yönleri var. Bu çok önemli ortak yön, anne sevgisinden mahrum büyümek!
Bu mahrumiyet kanımca, iki erkeğin de karşı cinse yönelememesinin etkenlerinden birini teşkil ediyor. Sevgiyi bulma, anlaşılma ve tamamlanma duygusunu karşı cinste bulma umudunu yitirme ve hemcinsinde bulma! Karşı cinsten umudunu kesme kuşkusuz ki uzun bir süreç.
Yavaş yavaş ve derinde oluşan bir durum. Akhilleus'un Şarkısı aynı dertten muzdariplerin birbirini bulma hikayesi. Akhilleus ve Patroklos bir çocuğun yaşaması gereken anne sevgisini yaşayamamış iki insan. Bununla birlikte ikisi de sosyal ilişkiler açısından çok yalnız.
Bu yalnızlığın farkındalığı onları birbirine çekiyor ve birbirleri ile çok iyi anlaşan iki insan oluyorlar. Kitap boyunca her iki kişiye de baktığımızda, ikisinin de oldukça iyi insanlar olduklarını görüyoruz. Çevrelerindeki insanlardan daha dürüstler, hakkaniyetliler, adiller, yardımsever ve şefkatliler!.
Aşkın çirkini var mıdır? Aşktan günümüzde olduğu gibi, sadece cinsel birliktelik kastedilmiyor; kendi benliğini unutabilecek kadar, bir diğer insanı sevebilmek kast ediliyorsa, cevap elbette aşkın çirkini yokturdur. Ruh aşk ile tekamül eder.
Ruhu aşk kadar tekamül ettirebilen başka hiçbir duygu yoktur. Niye böyledir diye baktığımızda kişisel egonun sadece aşkla dizginlenebildiğini görürüz fakat aşkı da sadece iki insan arasında yaşanan bir duygu olarak sınırlandıramayız.
Evlat aşkı, vatan aşkı, doğa aşkı, sanat aşkı gibi çeşitlendirmek mümkünken, elbette ki aşkların içinde en önemlisi Allah aşkıdır.
Allah aşkı sizin yaşama bambaşka bir pencereden bakmanızı sağlar. Evreni ve yaşadığınız bu yaşamı anlamlandırmada, değer biçmede, benzersizdir. Egoyu yenmeden insan-ı kamil olunmaz, aşksız egoyu yenmek ise mümkün görünmez fakat her aşk yaşayan da insan-insanı kamil olamaz.
Benim gördüğüm kadarıyla bu kitap bir aşk kitabı. Troya savaşı ise biraz daha geri planda kalıyor ve kalmasına rağmen savaşın kötücüllüğünü iyi anlatıyor. Bir diğer konu ise mitolojik hikayelerin insanları sürüklediği sapkınlıklar.
Öyle ki, kral Agamemnon tanrıları teskin edebilmek için, kendi kızını bizzat öldürüp, ölümünü seyredebiliyor!
Bir mitolojinin izini sürdüğümüzde, o mitolojinin ait olduğu toplumların bugünkü kültürlerine olan etkilerini görebilme fırsatını elde ederiz. Böylece şimdiki zamanda oluşan davranışları anlamlandırmamızda elimizde bir done daha olmuş olur.
İşimiz bir nebze daha kolaylaşır çünkü toplumlarda, günümüzde de, tarihsel davranış kalıpları sandığımızdan fazla yer alır. Buna efsaneler, masallar, hikayeler de dahildir. Hem toplumların davranışlarında hem de bireylerin davranışlarında kültür hakimiyetini korur.
Hem kendi Türk mitolojimizi, hem Yunan ve hem de Mısır mitolojisini öğrenmek, dünyaya mutlaka daha aklıselim bakmamızı sağlayacaktır. Yaşadığımız coğrafyada bu üç mitolojiyi bilmek bugünkü dünya siyasetini anlamlandırmamıza katkı sağlayacaktır.
Katkı sağlayacaktır çünkü mitoloji toplumların kültürlerini etkileyen bir etmendir. Kültür ise bir milletin dilini, dinini, folklorünü, adetlerini gelenek ve göreneklerini aynı zamanda hukukunu iktisadını içine alan değerler sistemidir.
Son olarak kitaptan bana kalan cümleyi söylemek isterim. Kitapta yer alan at adam Kheiron'un bir cümlesi bu " birisi senin peşine düştüyse, ona senden daha fazla isteyeceği bir şey vermelisin"! Bu cümleyi insan ilişkilerinde, devlet ilişkilerinde ve uluslararası ilişkilerde aklımızda olması gereken bir cümle olarak gördüm.
Cümleyi ilişkilerdeki güç mücadelelerinin nasıl işlediğini göstermesi bakımından manidar buldum.
Şimdi ikinci kitaptayım. Adı Ben Kirke. Bu da mitolojik bir kitap. Yunan mitolojisini anlatıyor. Henüz başlardayım ama Kirke hem tanrıça hem de cadı güçleri olan bir kadın. Bu sebeple o da yalnızlığa mahkum! Yalnızlığa mahkum olması cadı olmasından kaynaklanmıyor.
İyi kalpli bir cadı olmasından kaynaklanıyor çünkü etrafındaki diğer tanrılar ve cadılar okuduğum kadarıyla kötücül!!! Bu kitabı bitirince zamanında okuduğum başka bir kitabı yeniden okuyacağım. Yeniden okuyacağım çünkü Anadolu topraklarında yaşayan mitolojik hikayeleri ondan okumak,
hem büyük bir zevk hem de bana göre konuyla ilgili en doğru bilgiye ulaşmak demek! Bu kitabın adı Hey Koca Yurt ve yazarı Cevat Şakir Kabaağaç, namı diğer Halikarnas Balıkçısı. Konu ile ilgili onun birkaç kitabını daha okumayı planlıyorum.
Yorumunuz için teşekkürler, en kısa sürede gözden geçirilip yayınlanacaktır
Kastamonu Açıksöz Haber, Kastamonu ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.
Kategori: Kültür-Sanat · Bölge: Iğdır
Yayın: 26 Ekim 2026 10:32 · Kaynak: aciksoz.com.tr, bolgeninsesigazetesi.com