Diyarbakır'da Doç. Dr. Nas’tan dikkat çeken zihin dengesi mesajı
DİYARBAKIR HABER- İnsanların olaylara, çevresindeki kişilere ve hayata bakış biçimi, ilişkilerden ruh sağlığına kadar birçok alanı etkileyebiliyor. Paranoya ve pronoya kavramları da bu bakış açılarının iki farklı ucunu ifade etmek için kullanılıyor.
Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Eşref Nas, röportajımızda paranoya ve pronoya kavramlarının günlük yaşamda nasıl karşımıza çıktığını anlattı. Nas, bir tarafta olayları sürekli olumsuz yorumlamanın, diğer tarafta ise her şeyi aşırı olumlu görmenin insanı farklı risklerle karşı karşıya bırakabileceğine dikkat çekti.
Nas, bu iki uç arasında denge, sağlıklı düşünme, tedbirli olma ve kanıt olmadan kesin yargıya varmama çağrısı yaptı. Röportajımızda ayrıca suizan, hüsnüzan, ilişkilerde aşırı şüphe, aşırı güven ve sağlıklı iletişim konularını da ele aldık.
Paranoya ve Pronoya Nedir? Günlük Hayatta Nasıl Karşımıza Çıkıyor?
Paranoya ve pronoya şeklinde iki kavramdan bahsediyorsunuz. İzleyicilerimizin daha iyi anlaması açısından bu kavramları biraz açabilir misiniz? Nedir bunlar ve günlük hayatımızda kullanılabilir mi?
“Paranoya kavramını daha anlaşılır hale getirmek için psikiyatrik kısmına girmeden, insanların hayata ve çevresine bakış açısı üzerinden değerlendirebiliriz. Paranoya dediğimiz durumda kişi hayata tamamen karamsar ve olumsuz bir bakışla yaklaşabiliyor. Örneğin, “Gençler bozuluyor, aileler dağılıyor, ülke perişan, insanlık çığırından çıktı” gibi düşünceler üzerinden dünyayı tamamen olumsuz bir çerçeveden değerlendirmek söz konusu olabiliyor. İnsanların yaşadıkları olaylar sonucunda zihinlerinde bazı kodlamalar ve şemalar oluşuyor. Kişi bu algıya göre olaylara, insanlara ve hatta kendi yaptıklarına bile olumsuz bakabiliyor. Bu durum aşırıya gittiğinde en ufak olayda kişinin kendisini yıpratmasına ve başkasına zarar verebilmesine kadar varabiliyor. Bunun diğer tarafında ise pronoya kavramı bulunuyor. Pronoya, paranoyanın zıttı olarak hayatı tamamen olumlu görmek, her şeyin mükemmel ve çok güzel olduğuna inanmak şeklinde ifade edilebilir.
Suizan ve Hüsnüzan: İki Uç Arasında Denge
Bu iki farklı bakış açısının kültürümüzdeki karşılıkları nelerdir? Her şeyi kötü görmek ya da her şeyi iyi görmek ne gibi sonuçlar doğurabilir?
“Paranoyanın bizim kültürümüzdeki karşılığını suizan olarak değerlendirebiliriz. Her şeyi kötüye yorumlamak suizandır. Diğer tarafta pronoya için hüsnüzan ve hüsnü talil kavramlarından söz edebiliriz. Bu durumda da her şeyi olumluya bağlamak söz konusudur. Hüsnüzan elbette iyidir ancak bunun da aşırıya kaçan tarafı, kişiyi gaflete düşürebilir. Çok aşırı bir saflık söz konusu olduğunda insan bazı problemlere açık hale gelebilir. Örneğin bir arkadaşınız sizden yardım istiyor ve siz ona destek oluyorsunuz. Daha sonra tekrar tekrar yardım talep ediyor. “İyilik yapmak lazım, mutlaka destek olmam lazım” düşüncesiyle sürekli hareket ederseniz, farkında olmadan sömürülmeye açık hale gelebilirsiniz. Diğer tarafta ise paranoyaya ilişkin şöyle bir örnek verebiliriz: Eşinize mesaj atıyorsunuz, mesaj görülüyor ama cevap gelmiyor. Buradan hemen “Beni önemsemiyor, eşim beni sevmiyor” gibi çok daha büyük bir sonuca ulaşabiliyorsunuz. Yani en ufak bir duman gördüğümüzde kesin orada ateş vardır dememek gerekiyor”
Sağlıklı Düşünmenin Yolu: Ne Aşırı Şüphe Ne de Sonsuz Güven
Peki bu iki uç arasında nasıl bir denge kurulabilir? İnsanlara ne tamamen şüpheyle yaklaşmak ne de aşırı güvenmek durumunda mı?
“Bazı durumlar ve bazı insanlar zor veya kötü olabilir. Ancak bütün insanların kötü olduğunu söyleyemeyiz. Diğer taraftan bazı insanlar iyi olabilir ama bütün insanların iyi ve mükemmel olduğunu da söyleyemeyiz. İnsanlara ne şeytani pencereden ne de melek penceresinden bakmak lazım. İnsan insandır. Kişilerin hem iyi hem de kötü taraflarının olabileceğini kabul etmek gerekiyor. Paranoya tarafında insanlar aşırı tedbirli ve aşırı vesveseli olabiliyor. Bu durum hem fizyolojik hem de ruh sağlığı açısından çeşitli problemlere neden olabilir. Sağlıklı düşünmek için dengeli olmak, tedbirli davranmak ama aşırı şüpheci olmamak gerekiyor”
Gazetecilikten Günlük Hayata: “İddia İddia Olarak Kalmalı”
“Bir insanla ilgili birisi bir şey anlattığında hemen kesin bir hükme varmamak gerekiyor. Olumsuz bir şey varsa araştırmak lazım. Doğru mu, değil mi? Kesin kanıt var mı? Elimizde delil var mı? Bu durum gazetecilik açısından da önemli. Elimizde kesin bir belge yoksa ve kesin olarak bilmediğimiz bir konuysa, onu olduğu haliyle bırakmak gerekir. Biz buna “iddia” diyoruz. Hikmetle hareket eden insan, hüküm verirken elindeki doğru bilgiler ve gerçeklerle hareket eder. Bunun dışında kalan şeyler insanı yıpratabilir ve zarar verebilir. İnsanlara sonsuz güvenmek doğru olmadığı gibi, insanlara karşı aşırı şüpheci olmak da doğru değildir. İnsanların iyi olma ve iyilik yapma potansiyelini kabul etmekle birlikte tedbirli olmak gerekir. Sağlıklı ilişkiler geliştirmek ve yaşama sağlıklı bakmak için dengeli bakmak lazım. İnsanların potansiyel olarak iyi tarafının da kötü tarafının da olabileceğini kabul etmek gerekiyor. İnsanlara saf bir şekilde güvenmemek ama aynı zamanda gaflete de düşmemek lazım. Çok aşırı şüpheci de olmamak lazım.”
Kategori: Eğitim · Bölge: Diyarbakır/Dicle
Yayın: 24 Eylül 2026 04:42 · Kaynak: ozdiyarbakirgazetesi.com