MHP Genel Başkanı Bahçeli: Terörsüz Türkiye gelecek nesillerin güvenliği için önemli
- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge” hedefinin stratejik önem taşıdığını belirterek, sürecin milletin huzuru, devletin gücü ve gelecek nesillerin güvenliği açısından hayati olduğunu vurguladı
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grup toplantısında yaptığı konuşmada, “Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge” hedefinin stratejik önem taşıdığını belirterek, sürecin milletin huzuru, devletin gücü ve gelecek nesillerin güvenliği açısından hayati olduğunu vurguladı. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) grup toplantısına başkanlık etti.
MHP’nin grup toplantısında konuşan Bahçeli, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı kutlayarak, en büyük hürriyetin cumhuriyet olduğu mesajını verdi. MHP lideri Bahçeli, "Cumhuriyet, Osmanlı’nın savaş ve işgallerle yaralanmış toprağının şifası, bitap düşmüş yüreklerin devası, şühedanın aziz ruhunun şadı, gaziyanın ise kutlu mirasının yadıdır.
Cumhuriyet Türk aklının feraseti, Türk iradesinin istinatgahı, Türk gönlünün dergahıdır. Cumhuriyet, tarihin coğrafyamızı aydınlattığı hakikat; Türk irfanından süzülen fazilettir. En nihayetinde Türk milletinin her bir ferdinin iradesine emanet edildiği hürriyettir.
Merhum Halit Fahri Ozansoy’un ifadesiyle ‘Bir insan nihayet kemikle ettir. Bu et ile kemiğe, can hürriyettir. En büyük hürriyet Cumhuriyettir!’ Ey Türk genci Cumhuriyet sana bırakılmış yalnızca bir miras değil; aklınla, ahlakınla, azmin ve fedakarlığınla yaşatacağın bir emanettir.
Ufuk sensin, güneş sensin, ümit sensin. Cumhuriyetin kutlu olsun! Ey çiçek açan Türk balası! Sen bu toprakların geleceğe uzanan dalısın. İstiklalin teminatı, istikbalin yarınısın. Tohum sensin, fidan sensin; hayat sensin, hayal sensin, umut sensin.
Cumhuriyetin kutlu olsun" diye konuştu. "TÜRKİYE’NİN DÜNYA SİYASETİNDEKİ YERİ MERKEZ, YÖNÜ İSE İNSANLIĞIN OLDUĞU HER YERDİR" Toplumsal değerlerin, ahlaki normların ve siyasi düzen anlayışının buharlaşarak yeni bir forma kavuştuğu bir aşamadan geçildiğini aktaran Bahçeli, "Böylesi bir dönemde şahsiyetli bireycilik, şuurlu hürriyetçilik ve dayanışmacı toplum anlayışı ile Türk milletinin milli ve manevi değerlerini muhafaza edecek, ahlaki standartlarını yükseltecek ilke ve vizyon Milliyetçi Hareket Partisi’nin müktesebatındadır.
Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyetin geleceğe bakan gözü, yarınlarını idrak eden aklı, istikbale koşar adım ilerleyen iradesidir. Cumhuriyet kazanımlarının varisi, milli devlet ve milli toplum düzeninin hamisidir. ‘Önce ülkem ve milletim’ düsturu ve sorumlu siyaset anlayışıyla milli uzlaşının zeminidir.
Tarihle kavga etmeyen, coğrafyaya sırtını çevirmeyen, köklerinden aldığı ilhamla daima geleceğe açılan Türk siyasetinin kutup yıldızıdır. Kuruluş döneminde atılan istikbal tohumlarını, büyütmek ve gürleştirmek vazifemizdir.
Cumhuriyetin kurduğu düzeni güçlendirerek hem bölgemizde hem kültür ve gönül coğrafyamızda hem de cümle cihanda müyesser kılmak Türkiye’nin tarihi misyonudur. Aziz Atatürk'ün koyduğu muasır medeniyetler seviyesine erişme ülküsü, demokratik standartları ileri seviyelere taşımak, hak ve özgürlükleri hukuk ile kurumsallaştırmak, dış politikada kimsenin aklına ve inayetine muhtaç olmamak ve elbette müstemleke zincirlerden, yeni nesil risk ve tehditlerden kurtulmaktadır.
Türkiye’nin dünya siyasetindeki yeri merkez, yönü ise insanlığın olduğu her yerdir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak kaos ve çatışmaların ürettiği fırtınalara gebe olan dünyada güven ve istikrarın limanı, barış ve refah ikliminin mimarı bir Türkiye idealinin sahibiyiz" ifadelerini kullandı.
"TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE TERÖRSÜZ BÖLGE DİYORUZ" Bu çağın adının'Türk ve Türkiye Yüzyılı' anahtarının ise Türk birliği olduğuna vurgu yapan Bahçeli, "O sebeple terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge diyoruz. Türk dünyasında birlik ve dirlik istiyoruz.
İş birliği potansiyelinin harekete geçirilmesiyle Türk Devletleri Teşkilatına üye devletlerin küresel etkinliğinin, huzur ve barışa katkılarının da artacağına inanıyoruz. Muradımız, Hazar ile Akdeniz’in hasretini sona erdirmek, Isık Gölü ile Van Gölü'nü kavuşturmak, Selenga ile Sakarya’yı buluşturmaktır.
Dileğimiz, Merv’in yıldızlarını Söğüt’te seyretmek, Taşkent’in havasını Konya’da solumak, Bakü’de çalan türküye, İzmir’de eşlik etmek, Bişkek’te doğan güneşi Ankara’da uğurlamak, Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmet ışığını, Mustafa Kemal Atatürk’ün cesaretini Türk dünyasıyla buluşturmaktır. Bu vesileyle Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı 13’üncü Zirvesinde üye ülkeler arasında kurumsal bağların güçlenmesi, ekonomik, teknolojik, kültürel ve askeri ilişkilerin gelişmesi, siyasal ve stratejik iş birliklerinin artması yönündeki kararlılığın ve güçlü iradenin, bir kere daha ortaya konulmasından memnuniyet duyduğumuzu vurgulamak istiyorum.
167 maddeden oluşan sonuç bildirgesindeki ortak geleceğimizi şekillendirecek iş birliği alanlarının bağımsız egemen her üye devletin huzur, güven ve refahına katkı sağlayacağına yürekten inanıyorum. Türk Devletleri Teşkilatı güçlenerek yoluna devam edecek, Türk yüzyılını inşa ederken bölgesel barış ve huzur ile küresel düzenin de kurumsal kalesi olacaktır" açıklamasında bulundu.
"AVRUPA BİSİKLET GİBİDİR, İLERLEMEK ZORUNDADIR, DURURSA DÜŞER" Fransa ile başlayan ve farklı vesilelerle diğer Avrupa ülkelerine de sirayet eden sosyal hareketlerin çok kısa bir zamanda kamu düzenini ve toplumsal huzuru bozan şiddet içerikli gösterilere dönüştüğünü söyleyen Bahçeli, şöyle konuştu: "Milliyetçi Hareket Partisi olarak Avrupa'da vuku bulan bu süreci başından beri yakından takip ediyoruz. Avrupa Birliğinin temel hak ve özgürlükler noktasındaki hassasiyetini, üyesi olan devletlere de hatırlatmasını bekliyoruz.
Şiddetin gittikçe tırmandığı gösterilerin altında yatan temel sebeplerin Avrupalılar tarafından iyi okunması gerektiği kanaatini taşıyoruz. Uzun zamandır göçmen karşıtlığıyla İslamofobi ve Türkofobiyi kaşımak suretiyle siyasi rant oluşturma peşinde koşan Avrupa’nın, ektiği fitne tohumları kendilerine dönmeye başlamıştır.
Avrupa bugün her zamankinden daha fazla güvenlik kaygılarıyla karşı karşıyadır. Artan maliyetler, azalan sosyal refah ve ekonomik sıkıntılar, Avrupa toplumlarında sosyal öfkeyi büyütmüştür. Avrupa artık sanayi devriminin dinamizmini yaşadığı, ekonomik ve teknolojik üstünlüğünü tartışmasız biçimde koruduğu dönemde değildir.
Küresel rekabette güç kaybetmekte, ekonomik ve siyasi etkisi giderek azalmaktadır. Buradan, Avrupa için söylenen ‘Avrupa bisiklet gibidir, ilerlemek zorundadır, durursa düşer’ sözünü hatırlatmak isterim. Zira Avrupa’nın pedal çevirecek dermanı da kalmamış görünmektedir.
Bu doğrultuda Avrupa Birliğine, Türkiye’nin egemenlik hakları kapsamında uluslararası hukuka uygun atılımlarını sorgulamak ve laf yetiştirmek yerine zayıflayan ekonomilerine, ihlal ettikleri değerlerine, tepetaklak giden sosyal ve ekonomik düzenlerine odaklanmalarını tavsiye ederim. Bugün Türkiye, sahip olduğu jeopolitik konum, güçlü devlet tecrübesi, üretim kapasitesi, genç nüfusu ve bölgesel ilişkileriyle Avrupa’nın her zamankinden daha çok ihtiyacı olan bir ülkedir.
Buna rağmen her fırsatta gösterilen Türkiye karşıtlığına devam edildiğinde, Türkiye’nin daimi üyelik talebi sudan bahanelerle görmezden gelindiğinde hatırlatırım ki Avrupa’nın yeniden doğrulmaya zamanı da fırsatı da kalmayacaktır." "NE TÜRKİYE NE DE LİBYA, AB’NİN BEKLENTİ VE TALEPLERİNE UYGUN DAVRANMAK ZORUNDA DEĞİLDİR" Türkiye’nin dirlik ve düzen içerisinde olmasına şükreden Bahçeli, Türkiye’nin dirlik ve düzeninin aynı zamanda bölgesel ve küresel sistemde denge ve istikrarın tesisiyle doğrudan ilintili olduğunu belirtti. Bahçeli, şu ifadelere yer verdi: "Uluslararası sistemde büyüyen ve derinleşen adaletsizlik, insanı yaşamından, toplumu huzurundan, devletleri ise istikrarından hızla uzaklaştırmaktadır.
Böylesi bir durumda Türkiye egemenlik haklarının gerektirdiği tedbirleri almak mecburiyetindedir. Türkiye ile Libya arasındaki Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası’nın Libya Temsilciler Meclisi tarafından 20 Ekim 2026 tarihinde onaylanmış olması memnuniyet verici bir gelişme olmuştur.
Uzun bir tarihi geçmişe, ortak kültür ve anlayışa sahip iki dost ülke arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi yönündeki iradenin bir sonucu olan söz konusu Mutabakat Muhtırası, uluslararası hukuk ve hakkaniyet ilkeleri temelinde iki ülkenin hak ve menfaatlerini gözetmekte, herhangi bir ülkenin hakkına ya da uluslararası hukukun ilke ve kurallarına halel getirmemektedir. Akdeniz havzasında, bilhassa da ülkemizin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemenlik sahasında, herhangi bir oldubittiye izin verilmeyeceğini defaatle ve kararlılıkla dile getiren Türkiye; komşularımızla dostane ilişkileri pekiştirmek, karşılıklı rıza ile iş birliği mekanizmaları ihdas etmek, hükümetler arasındaki yakınlaşmayı halklarımıza da teşmil etmek suretiyle tüm bölgede barış, huzur ve istikrarı tahkim etmek arayışındadır.
Ne var ki, Türkiye ile Libya arasındaki dostane ilişkilerden rahatsızlık duyanların bu gelişme üzerine feryat ettikleri de görülmüş ve tarafımızca not edilmiştir. Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve onları Türkiye aleyhine kışkırtan İsrail, ayrıca ‘birlik dayanışması’ adı altında Türkiye’yi Rum-Yunan tezleriyle eleştirmekten çekinmeyen Avrupa Birliği’nin bu gelişmeden rahatsızlık duydukları hemen ortaya çıkmıştır.
Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı ve Avrupa Birliği Konseyi Başkanı’nın yaptıkları ortak basın açıklaması, AB’nin çelişkilerle dolu yaklaşımını ve çaresizliğini ifşa etmiştir. Brüksel’deki tüm yetkililer anlamalıdır ki, tam bağımsız şekilde ve sadece kendi menfaatleri doğrultusunda kararlar alıp uygulayabilme kudretine ve iradesine sahip olan Türkiye’ye parmak sallamak, istikamet tayin etmek, neyi yapıp yapamayacağına dair talimatlar vermek, hiç kimsenin olmadığı gibi Avrupa’nın da harcı değildir.
Ne Türkiye ne de Libya, onların beklenti ve taleplerine uygun davranmak zorunda değildir. Ayrıca Akdeniz’e kıyıdaş ülkelerin egemenlik haklarına saygı göstermek herkes için hukuken ve siyaseten en doğru karar olacaktır. Diğer yandan, 23 Ekim tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen Türkiye, Mısır, Pakistan, Suudi Arabistan ile Almanya, Birleşik Krallık, Fransa ve İtalya Dışişleri Bakanlarının toplantısı Türkiye’nin uluslararası barış ve istikrar için yürütmekte olduğu çok taraflı diplomasinin somut bir tezahürü olmuştur.
Türkiye’nin sahadaki gücü ve diplomatik kapasitesini etkin bir şekilde kullanması; bölgesel meselelerde kilit bir role sahip olduğunu bir kere daha göstermiştir." "TERÖRSÜZ TÜRKİYE VE TERÖRSÜZ BÖLGE HEDEFİ STRATEJİK BİR HUSUSTUR" Bugün Türkiye’nin terörden arındırılmış, huzurun ve güvenliğin hakim olduğu bir geleceğe ulaşmasının; Türkiye ile bütün bölgenin istikrarı açısından da hayati bir mesele olduğunu kaydederek, "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefi, günübirlik siyasi hesapların ötesinde, milletimizin huzuruna, devletimizin gücüne ve gelecek nesillerimizin güvenliğine ilişkin stratejik bir husustur. Böylesine önemli bir süreçte atılan adımları, yürütülen çalışmaları ve ortaya konulan iradeyi görmeden, anlamadan ya da bütün bunları bildiği halde görmezden gelerek toplumu karamsarlığa, kutuplaşmaya ve kaosa sürüklemeye çalışmak kabul edilebilir bir siyasi tutum değildir.
Elbette her siyasi adım eleştirilebilir, her karar sorgulanabilir. Demokratik toplumların gücü de zaten eleştiri ve denetim mekanizmalarından gelir. Ancak eleştiriyle istismar arasındaki çizgiyi, demokratik itirazla toplumsal huzuru hedef alan kışkırtıcılık arasındaki farkı iyi bilmek gerekir.
Hele ki terörün sona ermesi, kardeşliğin güçlenmesi ve bölgesel huzurun tesis edilmesi gibi hayati hedeflerin söz konusu olduğu bir dönemde, sorumsuz söylemlerle toplumu sokağa çağırmak, milletin ortak geleceğini tehlikeye atmaktan başka bir sonuç doğurmayacaktır. Asıl mesele, eleştiriyi sorumlulukla yapmak; farklı düşünceleri ülkenin birliğini, milletin huzurunu ve hukukun üstünlüğünü gözeterek dile getirmektir" şeklinde konuştu.
"VATANDAŞLARIMIZIN SABRINI SINAYANLAR MİLLETİN İRFANINI DA FERASETİNİ DE HAFİFE ALMASIN" Artık yolsuzluğu, kirliliği ve siyasetin üzerine çöken bütün yükleri geride bırakmanın zamanı olduğunu kaydeden Bahçeli, "Siyaseti kişisel hesapların, parti taassubunun ve kısır çekişmelerin gölgesinden kurtarıp ahlakla; toplumsal hayatımızı ise huzurla, güvenle ve umutla buluşturmanın vaktidir. Vatandaşlarımızın sabrını sınayanlar, yük almak yerine yük olmaya devam etmekte ısrar edenler, milletin irfanını da ferasetini de hafife almasın.
Cumhurbaşkanımızın riyasetinde Cumhur İttifakı'yla büyütülen kardeşlik ve dayanışma iklimine zarar vermesin. Bu kadar emek ve gayretin nihai durağı insanlıktır ve insani değerler siyaset dahil her şeyin üstündedir. Akıl öfkeye, nezaket kabalığa, zarafet görgüsüzlüğe, helal kazanç tamahkarlığa, terbiye edepsizliğe terk edildiğinde insanlık ölür, adamlık da yok olur.
Uzaktan adam görünenlerle, adamlığa uzak olanlar; surette farklı olsalar bile sirette birdir ve bizim nazarımızda adam değildir Bu vesileyle bir kez daha siyasette arınma ve aklanmanın ertelenemez bir gereklilik olduğunu vurgulamak istiyorum. Zira; Türkiye kutlu sözdür, sinemizde satır satır.
Türkiye gören gözdür; ufkumuzu kuşatır. Türkiye cevherdir, özdür; kardeşçe yaşatır" açıklamasına yer verdi.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.





Kategori: Siyaset
Yayın: 03 Kasım 2026 09:27 · Kaynak: ilkhaber-gazetesi.com