ADD Gölcük: "Cumhuriyet Fazilettir!
- Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Gölcük Şube Başkanı Cemil Özbaş, Cumhuriyetimizin 103
- Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Gölcük Şube Başkanı Cemil Özbaş, Cumhuriyetimizin 103
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Gölcük Şube Başkanı Cemil Özbaş, Cumhuriyetimizin 103. yılı dolayısıyla bir basın açıklaması yayımladı.
Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Gölcük Şube Başkanı Cemil Özbaş, Cumhuriyetimizin 103. yılı dolayısıyla bir basın açıklaması yayımladı.
Açıklamanın tam metni şu şekilde: “Cumhuriyet Fazilettir” Gazi Mustafa Kemal Atatürk
Birinci Dünya Savaşı sonunda, 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondros Mütarekesi ile fiilen yaşamı sona eden Osmanlı İmparatorluğu’nun enkazı üzerinde, Mustafa Kemal Paşa ve bir avuç Kemalist Devrimci yol arkadaşının; 600 yıl boyunca dilinin alfabesinden uzak tutularak cahil bırakılmış, 400 yıl boyunca “Etrak-ı bi-idrak” (idraksiz, anlayışsız Türkler) denilerek aşağılanmış, 300 yıl boyunca cepheden cepheye sürülerek kırılıp yoksullaştırılmış ve nihayet 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması ile esaret ve zillete mahkûm edilmiş Türk ulusunu ayağa kaldırıp azim ve kararını harekete geçirerek yoktan var ettiği dünyanın en haklı, en ahlaklı, en namuslu devletidir Türkiye Cumhuriyeti.
Cumhuriyet’imizin, tarihin ilk antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı zaferini dünyaya kabul ettiren tapu senedi Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanmasının ardından ilan edilmesiyle Türk ulusu, egemenliğini kudretle ve zorla eline almıştır.
Cumhuriyetimiz; ulusumuzu asırlarca tutsak edildiği çağ dışı hurafelerle yoğrulmuş fikir fukaralığından kurtardığı gibi mazlum milletlerin bağımsızlık mücadelelerinin de esin kaynağı olmuştur.
Bu özellikleriyle “Türk Mucizesi” adını hak eden Türkiye Cumhuriyeti, kuruluşundaki “Namus Mayası”, “Akıl-Bilim Rehberliği” ve “Kemalist Aydınlanma Devrimciliği” ile dün olduğu gibi bugün ve gelecekte de insanlığın onur yürüyüşündeki müstesna yerini koruyacaktır.
Bu eşsiz devleti kurup bize emanet eden o büyük devrimciler öylesine akıl almaz yoklukları, zorlukları, tuzakları ve ihanetleri aşarak varmışlardır ki menzile, günümüz koşullarına bakarak hiçbirimizin bir an bile umutsuz olma, yılgınlığa kapılma, yorgun düşme hakkı yoktur.
Enkazdan Doğan Ülke: Eğitim, Sağlık ve Üretim Seferberliği Cumhuriyet’in devraldığı Türkiye’de 40 bin köyün 37 bininde okul yoktu. Erkeklerin sadece yüzde 7’si, kadınlarınsa ancak binde 4’ü okuryazardı. Kadın insandan da sayılmıyordu, nüfustan da. Ne boşanma ne velayet ne de malları üzerinde tasarruf hakkı vardı…
12 milyon nüfusun yarısı salgın hastalıkların pençesindeydi. Sıtma, frengi, trahom, verem, tifo, kolera, tifüs kol geziyordu, ama ne aşı bulunuyordu ne ilaç… Doğan her iki çocuktan biri 1 yaşına gelmeden ölüyordu. Ortalama yaşam süresi sadece 40 yıldı.
Çoğu İstanbul ve İzmir’de, önemli kısmı da levanten topu topu 337 hekim, 60 eczacı, 4 hemşire, 136 da ebe vardı. Anadolu’da doğum ya kendi kendine ya da yaşlı kadınların yardımıyla yapılıyordu ve asepsi, antisepsi, hijyen nedir bilinmediğinden, gerekli ilaçlar da bulunmadığından doğum yapan her 5 anneden 1’i başta tetanos olmak üzere enfeksiyon ya da kanama nedeniyle kaybediliyordu. Diş hekimi ise hiç yoktu, o işi berberler ve nalbantlar görüyordu…
Tarımsal üretim felç, hayvancılık felaket, beslenme yetersizliği had safhadaydı. Ne traktör vardı ne biçerdöver ne gübre ne tarım ilacı. Şeker üretilemiyor, ayçiçeği bilinmiyordu. Ekmeklik un bile ithal ediliyordu...
Yurdun her yeri yıllar süren savaşlar, işgaller, isyanlar nedeniyle yangın yeriydi. 30 bin köyde cami yoktu. 115 bin bina tamamen yıkılmıştı. 12 bin bina ağır hasarlıydı. Binden fazla köy kül olmuştu. Derhal imar etmek gerekiyordu, ama kişi başına ulusal gelir 40 dolar (65 lira) bile değildi ve Osmanlı’dan kalan Düyûn-u Umumiye borcunun bugünkü karşılığı da 470 milyar dolardı.
Sermaye yoktu, teknik eleman yoktu, kalifiye iş gücü yoktu, araç gereç yoktu, ulaşım yoktu, enerji yoktu…
"Az Zamanda Çok ve Büyük İşler Yaptılar" Bu içler acısı durumun sorumluları Batı emperyalizmi ile iş birlikçi saray rejiminin acımasız sömürü düzeninden ve “Tek Adam” despotizminden kurtulmak ve bir an önce muasır medeniyet seviyesini aşma hedefine yönelmek için bütün bu güçlükleri aşmak Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Kemalist Devrim kadrolarının boyun borçlarıydı.
Yaptılar, hem de az zamanda yaptılar, hem de çok ve büyük işler yaptılar…
Emperyalizmi ve iş birlikçilerini yendikleri gibi sömürü düzeninin çarkını da kırdılar; Saray’ı da tepelediler, Hilafeti de kaldırdılar. Eğitim birliğini ve laik bilimsel eğitimi gerçekleştirip, üniversite reformunu hayata geçirip, tekke ve zaviyeleri kapatıp, bütün tarikatları yasaklayarak cehaletle savaşı da kazandılar.
Halkı kitap, kütüphane, müze, sanat, sinema ve tiyatro ile de buluşturdular. Viran olmuş memleketi imar da ettiler. Demiryollarını, limanları, madenleri de devletleştirdiler. Misyoner okullarını da kapattılar. Salgın hastalıkları da bitirdiler.
İlaç ve aşı da ürettiler. Borçları da ödediler. “Her fabrika bir kaledir” şiarıyla 46 fabrika kurup Türkiye’yi uçak üreten bir sanayi ülkesi ve “köylü milletin efendisidir” anlayışıyla kendini doyuran 7 dünya ülkesinden biri yapmayı da başardılar...
"Pusula Kemalizm, Yol Akıl ve Bilimdir" Hal bu iken ve dünya egemenlerinin çatırdayan küresel neoliberal soygun düzenleri güç kaybettikçe saldırganlaşıp ulus devletlerin egemenliğine ve kaynaklarına göz diktiği yeni bir haydutluk süreci yaşanırken ülkemiz; 1950’lerden itibaren göreve gelen dinci-gerici iktidarların Atatürk’ün akıl ve bilim yolu ile başarısı kanıtlı “Kemalist Devlet” anlayışını terk edilmesi sonucu düştüğü boşlukta çırpınıyor. Kendini sömürge valisi sanan Tom Barrack adlı hadsizin “Osmanlı millet sistemi-devlet düzeni” ve “merhametli monarşi” önermeleri yanıtsız bırakılıyor.
Bölücü terör örgütünün “kurucu önder” ilan edilen hain elebaşının himmetinden medet umuluyor. Batı emperyalizminin, laik üniter ulus devletimizi BOP uyarınca teokratik temelli çok uluslu, çok dilli, çok hukuklu bir federatif devlete dönüştürerek yok etme ve ülkemizi parçalama çabası da hız kesmeden sürüyor.
Bu durumda rehberin Atatürk, pusulanın Kemalizm, yolun da akıl ve bilim olduğu görülmeli, “Kemalist Devlet” anlayışı yeniden hayata geçirilmeli, Devrim yasalarının gereği yerine getirilmeli, eğitimin yeniden laik, bilimsel, kamusal ve ücretsiz olması sağlanmalı, okullar şiddetin değil bilimin yuvaları olmalıdır. Eğitim birliği bir an önce sağlanmalı; tarikatlara ve imamlara teslim edilen okulları tekkeye, zaviyeye, ticarethaneye döndürme yanlışı sonlanmalıdır.
Toplumcu kamucu sağlık sistemi yeniden devreye alınmalı, sağlık alanı neoliberal soygun politikalarından arındırılmalı; hastaneler ticarethane, hastalar müşteri olmaktan çıkarılmalıdır. 4 Denge Teorisi (Bütçe, Üretim-Tüketim, Dış Ticaret ve Kamu-Özel Sektör Dengeleri) esaslı, yüksek teknolojili ürün üretme hedefli “Kemalist Karma Üretim Ekonomisi” yeniden temel ekonomi politikası yapılmalı, akılcı iş gücü ve nüfus planlamaları ve teşvik politikaları ile işsizlik önlenmelidir.
Türkiye, yeniden kendini doyuran bir ülke olmalı, buğdayın ana vatanında “buğday ithal etme” utancı tarihe gömülmelidir. Yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü ve kuvvetler ayrılığı ödünsüz uygulanmalı, “adaletsizlik” algısı bir daha oluşmayacak biçimde toplumun gündeminden çıkarılmalıdır.
Bu bütüncül mücadelenin özünü oluşturan “Tam Bağımsızlık” ve “Ulusal Egemenlik” anlayışından milim ayrılınmamalıdır.
Atatürkçü Düşünce Derneği; Kemalizm’in namus sesini bir sis çanı gibi yurdumuz semalarına asarak milletimizle birlikte Yeniden Atatürk Cumhuriyeti’ne ulaşmak için olanca gücüyle çalışmak azim ve kararındadır.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Yangın
Yayın: 26 Ekim 2026 16:06 · Kaynak: golcukgundem.com