Tüysüzler’in hikayesi, Türkiye’nin hikayesi
- Sevgili okurlarım, bugün size bir “adaletsizlik” hikayesi anlatacağım
- İzmitli kuyumcu Tüysüzler’in hikayesini… Sizi önce 2014 yılına götüreceğim
Sevgili okurlarım, bugün size bir “adaletsizlik” hikayesi anlatacağım.
İzmitli kuyumcu Tüysüzler’in hikayesini…
Sizi önce 2014 yılına götüreceğim.
2014 yılının 27 Haziran’ı…
Kocaeli halkı o sabah uyandı, baktı ki, Tüysüzler tüymüş!
İzmit’te kuyumculuk yapan Tüysüz kardeşler, müşterilerinden topladıkları altın ve paralarla ortadan kaybolmuşlardı.
Çok geçmedi, mağdurlar soluğu savcılıkta almaya başladı.
Adliye binasında uzun kuyruklar oluştu.
Üç günde tam 636 mağdur “dolandırıldık” diye suç duyurusunda bulundu.
Bütün dolandırılanların sayısı bu kadar mıydı?
Daha fazlaydı, ama çoğu “utançlarından” resmi suç duyurusu yapmıyorlardı.
Bunlar arasında kimler mi vardı?
Üst düzey emniyet görevlileri, yargı mensupları, fabrika yöneticileri…
Altınlarını “kocalarından habersiz” Tüysüzler’e teslim eden kadınlar…
Veya karılarının altınlarını “işyerindeki kasada saklıyorum” diyerek alıp, Tüysüzler’e götüren kocalar…
Bunlar resmen suç duyurusunda bulunamıyorlardı.
Bunun üzerine aranmaya başlayan Cemalettin Tüysüz, Yüksel Tüysüz, Cengiz Tüysüz ve Turgut Tüysüz bir süre kaçtıktan sonra teslim olmuşlar, tutuklanmışlar, “Borçlarımızı ödeyeceğiz” deyince serbest bırakılmışlardı.
Serbest bırakıldıktan sonra 7 aya yakın süre kendilerinden haber alınamamıştı.
Bu arada savcılık soruşturmasını tamamlamış ve Tüysüz kardeşler hakkında dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma ve Bankacılık Yasası’na muhalefetten Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açmıştı.
636 şikâyetçinin bulunduğu davanın ilk duruşması Kocaeli 3.Ağır Ceza Mahkemesi’nde 19 Kasım 2014 tarihinde yapılmıştı.
Duruşmalara “can güvenlikleri olmadığı” gerekçesiyle Cemalettin Tüysüz, Yüksel Tüysüz, Cengiz Tüysüz, Turgut Tüysüz ve Turgay Tüysüz katılmamışlardı.
Sanık avukatları, Tüysüz kardeşlerin ifadelerinin “talimat yoluyla” alınmasını talep etmiş, bu talep de mahkeme heyeti tarafından kabul edilmişti.
İfadeleri nerede alınmıştı, ne söylemişlerdi?
İzmit’i terk ettikten sonra Tüysüz kardeşlerin bulundukları yer konusunda değişik spekülasyonlar yapılmıştı.
“Antalya’da” diyenler olmuştu.
“İstanbul’da” diyenler olmuştu.
Ankara’yı işaret edenler olmuştu.
Tüysüz kardeşlerin talimatla ifadeleri alınacaktı, ama hangi şehirde?
İz sürmüş, Cemalettin Tüysüz ile Cengiz Tüysüz’ün izine Ankara’da rastlamıştık.
23 Ocak 2015 Cuma sabahı saat 9. 30’da, Cemalettin Tüysüz ve Cengiz Tüysüz, Ankara Adliyesi’ne iki avukatla birlikte gelmişler, 6.Ağır Ceza Mahkemesi’nde ifadelerini vermişlerdi.
İfadelerinde neler söylemişlerdi?
Biz tefecilik yapmıyoruz…
Biz komisyonculuk yapmıyoruz…
Bizim borcumuz da, alacağımız da var.
Borcumuzu ve alacağımızı kartlara yazıyoruz.
Piyasada dolaşan kartların bazıları doğru, bazıları sahte…
Ailemizin büyüğü Adem Tüysüz hayatına son verince, sıkıntıya girdik ve bu nedenle şehri terk ettik.
Mallarımızı satıp borcumuzu ödemek istiyoruz, ancak malların hepsinin üstünde haciz var. Bütün alacaklılar haciz koymuş…
Her ikisinin de ifadesi, yukarıdaki gibiydi.
Peki, borçlarını ödediler mi?
Ödemediler…
Olaydan sonra ilk yakalandıklarında “Biz borçlarımızı ödeyeceğiz” diyerek kendilerini serbest bıraktırdılar, kimseye bir kuruş para ve bir gram altın ödemedikleri gibi, hepten ortadan kayboldular.
İlk aylarda zaman zaman da olsa telefonlara çıkıyorlardı, ödeyeceğiz falan filan deyip arayanları geçiştiriyorlardı, sonra hiç “ulaşılamaz” oldular.
“Borçlarımızı ödeyeceğiz” taahhüdünde bulunup serbest kalmışlardı, ama bu taahhütlerini yerine getirmemelerine rağmen tekrar gözaltına alınıp tutuklanmadılar.
Kendileriyle ilgili son gelen haber, İstanbul’da bir yakınlarının üzerine otel aldıkları ve bu oteli çalıştırdıkları yönündeydi.
Kimilerine göre ise Antalya’da bir başkası üzerine kuyumcu işletmeye devam ediyorlardı.
Sonuçta dolandırılan 636 kişi, perişandı.
Dolandıran Tüysüz kardeşler ise mutlu mesut yaşam sürüyordu.
İlk mahkeme kararı
Tüysüz kardeşlerin Kocaeli 3.Ağır Ceza Mahkemesi’nde 19 Kasım 2014’te başlayan yargılaması, 18 Şubat 2017’de bitti.
Görevi suiistimal ve dolandırıcılıktan beraat, Bankacılık Kanunu’na muhalefetten 5’er yıl hapis ve 100’er bin lira para cezası…
İstinaf Mahkemesi bu kararı bozdu, özetle “sanıkların her bir mağdur için ayrı ayrı cezalandırılmasını” istedi.
Bu arada BDDK ile ilgili yargılamanın, 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yetki kapsamında olduğunu da kararına ekledi.
“Soyadı değişikliği” şoku
İddianamenin hazırlanması, araya giden pandemi süreci derken, Tüysüz kardeşlerin yeniden yargılanmaya başlaması uzadı.
İlk duruşma ancak 26 Kasım 2020 Perşembe günü yapılabildi.
O gün iki “şok” birden yaşandı.
Birinci şok; mahkemenin yakalanarak getirilmesi kararı vardı, Tüysüz kardeşler aranmış, bulunamamıştı.
İkinci şok ise, kardeşlerden Cemalettin Tüysüz ve Yüksel Tüysüz’ün soyadlarını değiştirmesiydi.
Cemalettin Tüysüz, “ALBAYRAK” soyadını almıştı.
Yüksel Tüysüz’ün yeni soyadı ise “HANCIZADE” idi.
Artık mahkeme kayıtlarında isimleri “Cemalettin ALBAYRAK” ve “Yüksel HANCIZADE” olarak geçiyordu.
Her ikisinin soyadı da çok afili idi.
Bundan sonraki yaşamlarında, bu soyadları kullanarak kendilerini gizlemeye karar vermişlerdi.
Burada bu “soyadı değişikliğinin” üzerinde durmakta yarar var.
Biliyorsunuz, ad ve soyadı değişikliği eskiden “mahkeme kararıyla” mümkündü.
6 Kasım 2017 tarihinde bir kanun çıkarıldı, bu kanuna göre mahkeme kararı olmaksızın kişi ad ve soyadını değiştirebiliyor.
Diyeceksiniz ki, “Kanunlar izin vermiş, Cemalettin ve Yüksel Tüysüz de soyadlarını değiştirmiş, bunda ne var?”
Doğru, yaptıkları kanuna uygun.
Kanun bir hak vermiş, onlar da kullanmış.
Ancak burada “hakkın kötüye kullanılması” söz konusu.
Cemalettin Tüysüz ve Yüksel Tüysüz, kanunun kendilerine verdiği hakkı düpedüz kötüye kullanmışlardı.
Amaçları, alacaklıların kontrolünden kurtulmaktı.
Kendilerini gizlemek…
Kaçmak…
İki soyadı değişikliği mutlaka bu yönüyle ele alınmalı ve iptali için gereken yapılmalıydı.
Yapılmadı…
Sonuçta ortaya şöyle bir tablo çıkıyordu:
Dolandırılan 636 kişi var.
636 kişiyi dolandıranlar serbest.
Bunlardan ikisi de “mağdurlardan kaçmak için” suç işledikleri tarihteki soyadlarını değiştiriyor.
Böyle bir şey kabul edilebilir mi?
Dahası var
Durun, daha bitmedi.
İkinci yargılamanın sonucu ve sonrası da var.
Kocaeli 2.Ağır Ceza Mahkemesi, 25 Eylül 1925 tarihli duruşmada, tüm sanıkların “Bankacılık Kanunu’na muhalefet suçu”ndan beraatlerine, “hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma” suçundan ise 80’er yıl hapis cezası verilmesini kararlaştırdı.
Bozma ilamının ardından yeniden yapılan yargılamada, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi 9 Haziran 2026 tarihinde cezaları güncelledi, 4 sanığa ayrı ayrı toplam 63 yıl 6 ay hapis ve 28 bin 400 Lira adli para cezası verdi.
Heyet, mevcut tutuksuz yargılama hallerinin devamına da hükmetti.
Biliyorum, tane tane anlatmama rağmen yazıyı okurken başınız döndü.
Beraat…
80 yıl hapis…
63 yıl 6 ay hapis…
En sonunda ne oldu?
Kaptırılan paralar geri alınamasa da vicdanların rahatsızlığı biraz da olsa susturulacaktı.
Beklenen olmadı.
İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 22. Ceza Dairesi, 20 Ekim 2026 tarihinde, özetle “Zaman aşımı nedeniyle davanın düşürülmesine ve istinaf başvurusunun esastan reddine” karar verdi.
Tüysüzzedeler, önümüzdeki günlerde Bölge İdare Mahkemesi’nin bu “zaman aşımı” kararını, Yargıtay’da temyiz edecek.
Bakalım Yargıtay’dan nasıl bir sonuç çıkacak?
Bu arada bakın kim Adalet Bakanı Gürlek’in müşaviri oldu?
Tüysüzler davası ile ilgili tüm bu gelişmeler yaşanırken, Ankara’dan gelen bir atama kararı, duyanlarda şok etkisi yarattı.
Tüysüzler davası sanıklarından, sonradan soyadını “Albayrak” diye değiştiren Cemalettin Tüysüz’ün damadı, AKP Kocaeli İl Gençlik Kolları eski Başkanı Yusuf Akın, Adalet Bakanı Akın Gürlek’in Basın ve Halkla İlişkiler Müşavirliği’ne atandı.
Nasıl, müthiş değil mi?
İbretlik bir olay
Sevgili okurlarım, size Türkiye’deki kapkaç ve soygun düzenini çağrıştıran ibretlik bir olayı satırbaşlarıyla anlatmaya çalıştım.
Eksiği vardır, fazlası yoktur, 2014 yılından beri devam eden “Tüysüzler kuyumcu/tefeci” olayının özü böyle.
Geldiğimiz noktada…
Suç, sabit mi, sabit.
Suçlular, ortada mı, ortada.
Ama suçlular “zaman aşımı” denilip, “beraat” ettiriliyor.
Burada sormak lazım.
“Zaman aşımı”, acaba kimin suçu?
Hani ülkemizde “hızlı yargılama” yapılacaktı.
Suçun ve suçlunun net olarak bilindiği bir dava, neden makul bir sürede bitirilemedi de 12 yıl sürdü?
“Zaman aşımına” uğrasın diye mi bu dava bu kadar uzatıldı?
Sevgili okurlarım, bugün size bir “adaletsizlik hikayesi” anlattım.
Bu hikâye, aslında tüm Türkiye’nin hikayesi.
Geçmişte de yaşandı, bugün de yaşanıyor.
“Devletlerin dini, adalettir” denir.
Devletimiz, bu görevini acilen yerine getirmeli.
Yoksa ülke olarak huzura erişmemiş çok zor.
İşte görüyorsunuz herkesin yüreği güp güp!
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Asayiş
Yayın: 02 Kasım 2026 15:03 · Kaynak: Kocaeli Gazetesi, kocaeligazetesi.com.tr