Ciddi endişeler ve çarpıcı müjdeler
Bugünkü yazıma, ünlü âlim ve doktor bir zatın, beni mest eden bir hâtırasıyla başlıyorum.
Bugünkü yazıma, ünlü âlim ve doktor bir zatın, beni mest eden bir hâtırasıyla başlıyorum.
Bir gün maneviyat büyüğü mübarek bir zatı ziyaret gitmiştim. Biraz sohbet ettikten sonra bana; “seninle mezarlığı ziyarete gidelim” demez mi?
Çok şaşırdım ve içimden itiraz ettim, fakat dilime yansıtıp tek bir kelime söyleyemedim.
Biraz sonra, o zât kalkınca ben de kalktım ve birlikte yakındaki mezarlığa gittik.
Tarihî mezar taşlarındaki yazıları okumaya çalıştık.
Böyle dolaşırken, yeni açılmış boş bir mezar gördük. O mezarın başında durarak, kendi kendime; “ne kadar da dehşetli, ben ölünce buraya beni, incecik bir kefenle indirecekler. En sevdiklerim üstüme toprakları yığarak, bırakıp gidecekler” diye düşünürken, birden “acaba bu zât, bu konuda ne düşünür?” diye aklıma geldi.
“Bu kabre girmek size de dehşet, endişe ve korku veriyor mu?”..diye soruverdim.
“Hayır, zerre kadar endişem de yok, korkum da yok” deyince, hayretler içinde kaldım.
“Beni dünyaya gönderdiğinde, memeler musluklarından beni doyuran Allah, her gün, her sene, yıllarca beni besleyip büyüten Allah. Hastalandığımda şifalarını esirgemeden gönderen Allah, en çok ihtiyaç duyduğum suyu bolca veren ve havayı burnuma dayayan Allah. Parmak izlerime varıncaya kadar, ses, sima, göz frekanslarımı ve DNA’LARIMI, sadece bana özel olarak yaratan Allah. Ömrüm boyunca sınırsız Kerem ve İhsanda bulunan Allah. Ömrümün her safhasında beni hiç ihmal etmeyen ve her ân yanımda olan Allah, ben şu kabre konulduğumda mı beni unutacak?
Kardeşlerim ve en sevdiklerim beni o kabirde bırakıp gitmişken, kendisine en muhtaç olduğum bir O cc kalacak, bir de ben… Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah, beni burada hiç terk eder mi?..
İşte bu sebeplerden dolayı, ben şu kabirden ZERRE kadar korkmuyorum…”
İşte; “Öyleyse sen ölmeyen, o mutlak hayat sahibi Allah’a dayan ve O’nu hamd ile tesbih et.” (Furkan Süresi, 58. Ayet)
“Ey Rasûlüm (onlara) De ki: Duanız olmazsa Rabbim size ne diye değer versin ki? …” (Furkan Süresi, 77. Ayet)
Füssılet S., 30. Ayet.: Şüphesiz ki “Rabbimiz Allah’tır” deyip, sonra (ihlâs ile) dosdoğru olanların üzerine (ölüm ânında, kabirde vs.): “Korkmayın, üzülmeyin ve vaad olunup durduğunuz Cennetle sevinin!” diyen melekler iner.
İbrahim Süresi, 27. Ayet: “Allah, iman edenleri, inanıp ikrar (tasdik) ettikleri o değişmez söz (Kur’ân-ı Kerim ve Kelime-i tevhid) sebebiyle, dünyada da âhirette de sapasağlam tutar ve ayaklarını kaydırmaz.”
NOT-1.: Kur’an-ı Kerim’de doğrudan “kabir korkusu” kelimesi geçmese de İslâm âlimleri ve müfessirler, kabir hayatının dehşeti hakkında, İşârî ve Remzi mâniada pek çok ayet-i kerime olduğunu belirtmektedirler.
Allah’a cc hakiki teslimiyete, tevekküle ve ihlâsa göre Cennet bahçeleri hak edilecek.
“Kim de benim zikrimden (kitabımdan ve namazdan) yüz çevirirse, şüphesiz onun için sıkıntılı, dar bir geçim vardır; kıyamet günü de onu kör olarak diriltip huzurumuza getiririz.”
Ayette geçen “sıkıntılı ve dar geçim” (maîşeten danken) ifadesi, birçok sahabe ve müfessir tarafından, kabir azabı olarak tefsir edilmiştir.
“Kabir; ya Cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukur olacaktır.” (Bkz. Tirmizî, Kıyamet, 26).
NOT-2.: Kabir hayatı hakkındaki özet böyleydi; Fakat Sekerat-ı Mevt (can çekişme zorluğu) hakkında, ölüm acısının hissedildiği anlar olarak, birçok âyetler var.
Kâf Süresi, 19. Ayet: Vakti geldiğinde ölüm sekerâtı (ölümün şiddetli acıları, sıkıntıları) başlayınca, can çekiştiği sırada insana “İşte, senin en çok nefret edip kaçtığın şey! Denir.”
EK BİLGİLER: İslâm inancına göre, ölüm sekeratını hafifletmek için: Özellikle Yâsîn Sûresi, sonra Ra’d ve Kâf Sûreleri, “Allahümme einnî alâ sekerâti’l-mevt” ve Hz. Yunus’un duası okunur. Kelime-i Tevhid ve Şehâdet Telkin edilir. Ayrıca ağzına sık sık zemzem veya su damlatılmalıdır. Vefatından sonra “innâ lillâhi ve innâ ileyhi Râciûn” diyerek, yüzü kıbleye çevrilip örtülür. (Sonra mevta, amelleriyle baş başa kalır.)
A. Raif ÖZTÜRK... 20 Nisan 1950 yılında Tekirdağ Çorlu’da doğan Raif Öztürk, ilkokulu Çatalca’da okudu. O dönemin şartlarına göre eğitimini ve iş yaşantısını birlikte sürdürmeyi hedefleyen A. Raif Öztürk, Meslekî Ortaokulu Paşabahçe’de sürdürerek, Sultanahmet Meslek Lisesi’nde özel olarak Makine Yüksek Teknik Ressamlığa devam etti. Türkiye Şişe ve Cam fabrikalarında 26 sene ‘Robotik ve Tam Otomatik Makineler Üretim Hattı Makine Teknisyenliği’ & Fabrika Vardiya amirliği yaptı. ‘Özel Araştırma, Geliştirme ve Eğitmen’ (ARGE) görevlisi olarak 1980’de İngiltere’ye, 1986 yılında da Japonya’ya giden yazarımız, dönüşünde de Meslek Lisesi mezunlarına, (Üretim makinaları, Kalite çemberleri ve beyin fırtınası teknikleri hakkında) iş programlamaları, eğitmenlik, rehberlik ve liderlik dersleri verdi. 1990 yılında Türkiye Şişe Cam Fabrikalarından kendi isteğiyle emekli olan A. Raif Öztürk, Öz Emek Spor Ltd. Şt. Mağazalarını açarak, hâlen işletmeye devam etmektedir. 1990’lı yıllarda bir yıl Diksiyon, bir yıl Osmanlıca, iki yıl da Arapça eğitim alan Öztürk, Halen (1962’den beri) Beykoz, Kavacık’ta ikamet etmektedir. Hiç Kur’ân bilmeyen 30-40 kişiye; aynı anda ve 10 Saatte Kur’ân öğretme uzmanı olan yazarımız, 2014 yılında Sakarya Üniversitesinden “Eğitimciye Eğitim” adıyla eğitim aldıktan sonra, “DEĞERLER EĞİTİMİ UZMANI” sertifikası kazanarak, Beykoz Milli Eğitim Müdürlüğünde ve ülkenin çeşitli illerinde 6 yıldan beri konferanslar ve görsel seminerler vermektedir. Yazarımızın, 2002 yılından bu yana; ‘Fikir Bahçesinden BİR DEMET’, “Derdim bana DERMAN imiş”, ‘Biyoenerji ve Kozmik Bilimin ışığında ŞİFA OLAYI’ adlı Belgesel, tevhid ve tefekkür içerikli kitapları yayınlandı. Sn. Öztürk Ulusal ve Uluslararası Sempozyumlarda, 2015’te Kastamonu Üniversitesinde ve 2018’de Ukrayna Üniversitesindeki sunumlarda kürsü almış olup, hâlen köşe yazılarına ve Kitap çalışmalarına devam etmektedir. 2006 Yılından beri “Dost Beykoz Ailesi” mensubudur…
Kategori: Sağlık · Bölge: İstanbul/Beykoz
Yayın: 22 Eylül 2026 19:19 · Kaynak: dostbeykoz.com