2026 Ticaret Savaşı: ABD ve Çin Arasındaki Rekabette Kim Önde?
- 2018'den bu yana devam eden ABD-Çin ticaret savaşı, 2026 yılı itibarıyla her iki taraf için de karmaşık ekonomik sonuçlar doğurmaya devam ediyor
- Taraflar, teknolojik kısıtlamalar ve gümrük vergileriyle birbirlerini baskı altına almaya çalışırken, küresel ticaretin yapısı da bu rekabetle yeniden şekilleniyor
2018 yılında gümrük vergileri ve teknoloji rekabetiyle başlayan ABD-Çin ticaret savaşı, 2025'teki yeni tarife kararlarıyla birlikte daha karmaşık bir evreye girdi. ORSAM Başkan Danışmanı Murat Öztuna'nın analizine göre, bu süreç geçici uzlaşmalara rağmen temelinde çözümsüz kalmaya devam ediyor.
2026 yılı, her iki küresel güç için de hem kazanımların hem de ciddi maliyetlerin yaşandığı bir dönem olarak öne çıkıyor. ABD cephesinde, uygulanan yüksek gümrük vergileri yıllık 120 milyar doların üzerinde bir kamu geliri sağlasa da, bu durum bir 'bumerang' etkisi yarattı.
Vergi yükünün yaklaşık yüzde 90'ı doğrudan Amerikan tüketicisine yansırken, dar gelirli ailelerin bütçelerinde yıllık 1.500 ile 5.500 dolar arasında kayıplar oluştu. Giyim ve mobilya gibi temel tüketim mallarında fiyatların yüzde 50'ye varan oranlarda artması, Apple ve Tesla gibi dev şirketlerin tedarik zinciri maliyetlerini yüzde 30-50 bandında yükselterek sanayiyi olumsuz etkiledi.
Çin ise 2026'nın Eylül ayında 447,18 milyar dolarlık ihracata karşılık 313,65 milyar dolarlık ithalat yaparak 133,5 milyar dolarlık tarihi bir ticaret fazlası elde etti. İhracat hacmindeki yıllık yüzde 36,3'lük artış, Amerikan tarifelerinin Çin'in dış ticaretini durduramadığını kanıtladı.
Ancak Çin'in ABD'ye olan bağımlılığı, 2018'de yüzde 19,2 iken 2026'nın ilk dokuz ayında yüzde 10,3'e geriledi. Bu durum, Pekin yönetiminin ihracat coğrafyasını çeşitlendirdiğini gösterse de, iç tüketimin GSYH içindeki payının yüzde 38-40 seviyelerinde kalması, Çin'in ekonomik dengelenme hedeflerinde zorlandığını ortaya koyuyor.
Teknoloji alanında ABD, Huawei yaptırımları ve ASML'nin litografi makinelerine getirdiği kısıtlamalarla Çin'i durdurmayı hedefledi. Buna karşın Çin, SMIC'in 14 nm çip üretim kapasitesini aylık 50 bin plakaya çıkarması ve Yangtze Memory'nin pazar payını yüzde 14'e yükseltmesiyle yerli inovasyon kapasitesini artırdı.
Yarı iletken ihracatındaki yüzde 108,1'lik artış dikkat çekse de, bu durumun teknolojik bağımsızlık mı yoksa fiyat enflasyonu kaynaklı bir değer artışı mı olduğu belirsizliğini koruyor. Küresel ölçekte bu rekabet, dünyayı paralel ticaret sistemlerine bölme riski taşıyor.
ABD müttefikleriyle kapalı bir teknoloji ağı kurmaya çalışırken, Çin BRICS ve Küresel Güney üzerinden kendi ekosistemini inşa ediyor. Tesla'nın Şanghay fabrikasındaki yüzde 95'lik yerelleşme oranı ve RCEP ülkeleri arasındaki ara mal ticaretinin yüzde 68'e çıkması, sermayenin siyasi engellere rağmen bölgesel çözümler ürettiğini gösteriyor.
Sonuç olarak, Çin 2026'nın ilk dokuz ayında ihracat dayanıklılığı bakımından göreli bir kazanım elde etmiş görünse de, iç talep sorunları ve kritik teknolojilerdeki bağımlılıklar bu avantajı gölgeleyen unsurlar olmaya devam ediyor. ABD'nin ekonomik baskı politikaları Çin'i tamamen geriletmeyi başaramasa da, her iki ülkenin de devlet teşvikleri ve korumacı politikalarla rekabet maliyetlerini yükselttiği bir süreç yaşanıyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 29 Ekim 2026 09:05 · Kaynak: ensondakika.com.tr