Türkiye köprü değil, üretim merkezidir
- Geçen hafta başladığımız “Dünyanın Damarları” yazı dizisinde, küresel tedarik zincirlerinin yalnızca malların bir ülkeden diğerine taşınmasından ibaret olmadığını anlatmıştık
Geçen hafta başladığımız “Dünyanın Damarları” yazı dizisinde, küresel tedarik zincirlerinin yalnızca malların bir ülkeden diğerine taşınmasından ibaret olmadığını anlatmıştık. Üretimin nerede yapıldığı, hammaddenin nereden geldiği, limanı kimin işlettiği ve yaratılan değerin hangi ülkede kaldığı en az güzergâh kadar önemli.
İlk yazının sonunda şu soruyu sormuştuk: Türkiye yalnızca Asya ile Avrupa arasında yüklerin geçtiği bir “köprü” mü, yoksa enerji ve hammaddeleri işleyip sanayi ürünlerine dönüştüren bir üretim merkezi mi? Türkiye’yi yalnızca kıtalar arasında bir geçiş alanı olarak görmek, tedarik zincirindeki gerçek konumunu eksik anlatır.
Çünkü Türkiye, enerji ve metal girdilerini ithal eden, bunları üretimde kullanan, sanayi ürünlerine dönüştüren ve yeniden dış pazarlara gönderen büyük bir üretim ekonomisidir. AKDENİZ’E AÇILAN ÜRETİM HATTIBu üretim yapısının en önemli çıkış alanlarından biri Akdeniz’dir.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının verilerine göre 2025’te Türkiye limanlarında toplam 553,3 milyon ton yük elleçlendi. İskenderun, Ceyhan ve Mersin liman başkanlıklarının toplamı tek başına Türkiye toplamının yaklaşık yüzde 29,5’ini oluşturdu.
Ancak bu üç merkezin aynı işi yaptığını düşünmek yanlış olur. İskenderun’da 70,9 milyon ton, Ceyhan’da 51,4 milyon ton, Mersin’de ise yaklaşık 41 milyon ton yük elleçlendi. Ceyhan’daki transit yük oranı yüzde 56,6’ya ulaşırken Mersin’de bu oran yalnızca yüzde 0,5 düzeyinde kaldı.
Bu fark bize önemli bir şey söylüyor: Limanın büyüklüğü kadar hangi üretim ilişkisine hizmet ettiği de önemlidir. Ceyhan’ın ağırlığı petrolün boru hatlarından deniz taşımacılığına aktarılmasından gelirken Mersin ve İskenderun, sanayi üretimi, ithalat, ihracat ve hinterland bağlantılarıyla farklı bir işleve sahiptir.
ENERJİYİ ÜRÜNE DÖNÜŞTÜRMEKTürkiye’nin üretim zincirindeki yeri enerji bağımlılığı ile üretim kapasitesinin birlikte okunmasını gerektiriyor. 2025’te doğal gaz ithalatının yüzde 70,7’si boru gazından, yüzde 29,3’ü LNG’den oluştu.
Rusya, Azerbaycan ve ABD başlıca tedarikçiler arasında yer aldı. Petrolde de benzer bir tablo var. Fakat burada ham petrol ile işlenmiş petrol ürünlerini birbirinden ayırmak gerekir. Bir ülkenin yüksek miktarda enerji ithal etmesi, tek başına ekonomik zayıflık göstergesi değildir.
Asıl mesele, ithal edilen enerjinin ve hammaddenin ülke içinde hangi üretim süreçlerine girdiği ve ne kadar katma değer yaratılarak yeniden pazara sunulduğudur. Metal akışları bu ilişkiyi daha görünür kılıyor. Türkiye limanlarına milyonlarca ton taşkömürü, demir cevheri ve demir-çelik girdisi geliyor.
Aynı Türkiye 2025’te 17,5 milyon ton çelik ihraç etti. Yani limana gelen hammadde ile limandan çıkan sanayi ürünü aynı ekonomik hikâyenin iki ayrı aşamasıdır. KÖPRÜ OLMAK YETMEZBir ülkenin üzerinden ne kadar yük geçtiği önemlidir ama tek başına yeterli değildir.
Asıl güç, geçen yükü üretime bağlayabilmekten gelir. Sadece transit geçiş sağlayan ülke taşıma ve hizmet geliri elde eder. Üretim merkezi olan ülke ise enerjiye, hammaddeye, sanayiye, teknolojiye, istihdama ve ihracata aynı zincir içinde değer katar.
Türkiye’nin Akdeniz’deki konumunu da bu nedenle yalnızca “jeopolitik köprü” kavramıyla açıklayamayız. Mersin, İskenderun ve Ceyhan; farklı işlevlerle de olsa Türkiye’nin üretim sistemi ile dış pazarlar arasındaki ana bağlantı noktalarıdır.
Buradaki temel soru artık şudur: Bu limanlardan geçen ve üretilen değerin ne kadarı Türkiye’de kalıyor? Limanların işletme hakkı kimde, kararları kim alıyor, devlet ne kadar gelir elde ediyor ve yabancı sermaye ile millî ekonomik çıkar arasındaki denge nasıl kuruluyor?“Dünyanın Damarları”nın üçüncü bölümünde bu sorunun peşine düşeceğiz: Liman kimin, kazanç kimin?
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 31 Ekim 2026 21:06 · Kaynak: aydinlik.com.tr