ABD’den iade 100 eser İstanbul’da tanıtıldı
- İstanbul Haberleri — Bakan Ersoy, iade edilen 100 eserin 40’ının Tokat Horoztepe kökenli olduğunu, 1976’daki tutanağın Aphrodisias eserleri için dayanak oluşturduğunu belirtti
Paylaş Kaydet En Son Dakika Google'da tercih edilen kaynak ABD’den iade 100 eser İstanbul’da tanıtıldı İstanbul Haber — Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy'un katılımıyla Amerika Birleşik Devletleri'nden (ABD) Türkiye'ye iadesi sağlanan 100 kültür varlığı İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nde tanıtıldı.
Manhattan Bölge Savcı Yardımcısı Matthew Bogdanos'un da katıldığı programda, "Kaçış Yok: Boubon" sergisinin açılışı gerçekleştirildi.
Bakan Ersoy, eserlerin iade süreçlerini, bilimsel araştırmaların ortaya koyduğu bulguları ve uluslararası işbirliğiyle elde edilen sonuçları paylaştı.
Kültür ve Turizm Bakanlığının Manhattan Bölge Savcılığı ve Amerikan İç Güvenlik Soruşturmaları Birimi HSI arasında kurduğu güvene dayalı işbirliğiyle Türkiye sınırlarının dışına çıkarılmış, Anadolu'nun farklı dönemlerinden eserlerin bir kez daha ait olduğu topraklara dönmesini sağladıklarını belirten Ersoy, bazı eserleri henüz satış aşamasındayken tespit ettiklerini söyledi.
Ersoy, ABD'de yerleşik bir müzayede evinin mayıs ayında düzenlediği bir müzayedede Anadolu kökenli eserlerin satışa sunulduğunun belirlendiğini aktararak, şu bilgileri verdi:
"Bunun üzerine bakanlığımız harekete geçmiş, bilimsel veri ve belgelerimiz Manhattan Bölge Savcılığı ve HSI ile paylaşılmış, eserlerin satışı durdurularak Türkiye'ye iadeleri sağlanmıştır. İade kapsamındaki 100 parça içerisindeki önemli gruplardan birini, Tokat ili Erbaa ilçesindeki Horoztepe kökenli 40 eser oluşturuyor.
Milattan önce 2300 ila 2000 yıllarına tarihlenen bu grup, törensel müzik aletlerinden silahlara ve metal kaplara kadar Erken Tunç Çağı Anadolu'sunun gelişmiş metal işçiliğini yansıtıyor."
Ersoy, Horoztepe buluntularına ilişkin araştırmada Prof. Dr. Tahsin Özgüç'ün bilimsel çalışmalarından yararlanıldığına işaret ederek, 1953'teki kaçak kazılara ve sonrasında kurtarılan eserlere ait kayıtların, buluntuların yurt dışına çıkarılma ve müze koleksiyonlarına dahil edilme süreçlerinin aydınlatılmasına katkı sağladığını, ayrıca yaklaşık 70 yıl sonra eserlerin Türkiye'ye dönüşünün, kazı buluntuları ile arşiv belgelerinin birlikte değerlendirilmesi sayesinde mümkün olduğunu ifade etti.
İadesi sağlanan ikinci eser grubunun Burdur ili Düver köyü kökenli 44 pişmiş toprak mimari levhadan oluştuğunu kaydeden Ersoy, "Bu eserler, milattan önce 6. yüzyıla, yani yaklaşık milattan önce 700 ila 480 yılları arasındaki Arkaik Dönem'e tarihleniyor. O dönem yapılarının çatı ve kaplama düzenlerine ait bu parçaların bezemeleri, biçimleri ve üslupları bilinen örneklerle karşılaştırıldı, arşiv ve koleksiyon kayıtlarıyla dağılışları izlendi.
Neticede 2022'de ABD'den, 2024 yılında Danimarka'dan ve 2025 yılında Virginia Güzel Sanatlar Müzesi'nden sağladığımız iadelerin ardından bugün de J. Paul Getty Müzesi'ndeki bu grubu ülkemize kazandırmış olduk." diye konuştu.
Mehmet Nuri Ersoy, hazırlanacak proje kapsamında İstanbul Arkeoloji Müzeleri'nin koleksiyonlarındaki parçalarla bu eserlerin bir araya getirileceğini söyleyerek, iade edilen Aphrodisias Antik Kenti'ne ait porteye dair de şunları kaydetti:
"Bakanlığımız uzmanları, arşiv belgeleri ile geçmiş koleksiyon kayıtlarını karşılaştırarak portrenin kentle bağını ve yurt dışındaki koleksiyonlara uzanan geçmişini araştırdı. Bu süreçte 1976'da savcımızın'Tespit edilip belgelenenler dışında başka eserlerin de çalındığı yapılan incelemeden anlaşılmaktadır.' şeklinde olay yeri tutanağına kaydettiği bir cümle, yıllar sonra Aphrodisias kökenli eserlerimiz üzerindeki haklarımızı savunabilmemizi sağlayan ciddi bir dayanak oldu.
Arkeolojik verilerle birlikte değerlendirilen bu belgeler, eserin izlediği yolun aydınlatılmasına ve iade talebimizin somut kanıtlarla desteklenmesine önemli katkı sağladı."
Öne çıkan bu eserler dışında iadesi sağlanan koleksiyonda aynı zamanda tiyatro maskları ve tanrıça heykelcikleri gibi çok özel parçalar bulunduğunu belirten Ersoy, "Kaçış Yok: Boubon" sergisinin ise tarihi eser kaçakçılığına karşı kararlılıkla sürdürülen mücadelenin sonuçlarını özel bir örnekle gözler önüne serdiğini söyledi.
Bakan Ersoy, Burdur'un Gölhisar ilçesine bağlı İbecik köyü yakınlarındaki Boubon Antik Kenti'nde Roma imparatorları ve imparatorluk ailesi adına yapılan Sebasteion Tapınağı'nda bulunan bronz heykellerin, 1960'lı yıllardaki kaçak kazılarla parçalanarak yurt dışına çıkarıldığını ve heykellere ait baş, gövde ile uzuvların birbirinden ayrıldığını ve aynı eserin parçalarının farklı ülkelerdeki koleksiyonlara dağıldığını anlattı.
Sergideki insan boyutunu aşan anıtsal bronz heykellerin izini sürme çalışmalarının yıllar önce Prof. Dr. Jale İnan'ın öncülüğünde başladığına işaret eden Ersoy, "İnan'ın yazıtları, kaideleri ve yurt dışındaki heykelleri birlikte değerlendiren araştırmaları, bugün yürüttüğümüz çalışmaların bilimsel temelini oluşturdu.
Bu uzun soluklu mücadelenin yolunu açan çalışmaları ve kültürel mirasımızın korunmasına adadığı emekleri için kendisini saygı ve minnetle anıyorum." dedi.
Araştırma kapsamında İbecik köyü sakinlerinin tanıklıklarına başvurulduğunu, anlatımların eski fotoğraflar ve müze kayıtlarıyla birlikte değerlendirildiğini aktaran Bakan Ersoy, köy halkının paylaştığı bilgilerin eserlerin geçmişinin aydınlatılmasında önemli rol oynadığını, Prof. Dr.
Şükrü Özüdoğru ve ekibinin de bilimsel desteklerinin yanı sıra tanıklarla görüşmelere Kibyra Kazı Evi'nin ev sahipliği yaparak çalışmalara katkı sunduğunu dile getirdi.
Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, tanıklıklardan elde edilen bilgilerin teknik incelemelerle de doğrulandığını ifade ederek, heykellerin ayakları ve kaidelerindeki bağlantı izlerinin karşılaştırıldığını, Marcus Aurelius heykelinin ayak kalıbıyla kaidesindeki oyukların uyumunun bu incelemelerin somut sonuçlarından biri olduğunu bildirdi.
Araştırma bulgularının heykel ile bulunduğu alan arasındaki ilişkiyi inceleyen toprak ve kurşun izotop analizleriyle de desteklendiğini söyleyen Ersoy, Almanya'daki Curt Engelhorn Arkeometri Merkezi'nde yürütülen çalışmalarla Marcus Aurelius heykelinin Boubon bağlantısını ortaya koyan Prof. Dr.
Ernst Pernicka'ya teşekkür etti ve Pernicka'nın sonuç raporunda yer alan "Heykelin bir zamanlar gerçekten orada durduğu" ifadesinin ekipte büyük heyecan uyandırdığını aktardı.
Prof. Dr. Ertekin Doksanaltı, Dr. Öğül Emre Öncü, Burdur Arkeoloji Müzesi ve İstanbul Arkeoloji Müzeleri uzmanlarının da bilimsel değerlendirmeleriyle iade çalışmalarına katkı sunduğunu dile getiren Ersoy, araştırma sonuçlarının iade dosyalarına dönüştürülmesinde arşiv belgeleri, saha araştırmaları ve uzman raporlarının birlikte değerlendirilmesinin önemine işaret etti.
Bakan Ersoy, ayrıca Bakanlık ekipleri, bilim insanları ve serginin küratörlüğünü üstlenen Kültür ve Turizm Uzmanı Egemen Batu Varol başta olmak üzere çalışmalara katkı sunanlara teşekkür ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu ortak emekle bugüne kadar Lucius Verus, Septimius Severus, Caracalla ve Marcus Aurelius'a ait eserlerin de aralarında bulunduğu Boubon kökenli kültür varlıklarımızı ülkemize kazandırdık. Burdur ili Boubon Antik Kenti'nde 2023'te yeniden başlayan kazılar bugün hala devam ediyor.
Burdur Arkeoloji Müzemizin koordinasyonunda, Dr. Düzgün Tarkan ve kazı ekibinin emekleriyle sürdürülen bu çalışmaların uzun yıllar boyunca devam etmesini ve geçmişe ilişkin yeni bilgiler üretmesini diliyorum."
Manhattan Bölge Savcı Yardımcısı Matthew Bogdanos ise Irak ve Afganistan başta olmak üzere çatışma bölgelerinde edindiği deneyimlerin, kültürel miras eserlerinin ülkelerinden koparılarak uluslararası kaçakçılık ağları üzerinden satılmasının yarattığı tahribatı anlamasını sağladığını belirtti.
Kültürel mirasın korunmasının insanlığın ortak geçmişine sahip çıkmak anlamına geldiğini vurgulayan Bogdanos, antik eserlerin farklı kültürleri buluşturan evrensel bir dil taşıdığını ve insanlığın ortak kimliğini anlamasına katkı sunduğunu ifade etti.
Bogdanos, kültürel mirasın korunması konusunda uluslararası işbirliği sayesinde her zamankinden daha umutlu olduğunu dile getirerek, New York'ta kurdukları Eser Kaçakçılığı Birimi aracılığıyla bugüne kadar 6 bin 452 yağmalanmış antik eserin kurtarıldığını, bunların 276'sının Türkiye'den çıkarılan eserler olduğunu aktardı.
Kültürel miras kaçakçılığıyla mücadelenin yalnızca eserlerin iadesinden ibaret olmadığını anlatan Bogdanos, müzayede evleri, galeriler, müzeler ve koleksiyoncuların eserlerin kökenini sorgulaması gerektiğine dikkati çekti.
Matthew Bogdanos, eserlerin yasal yollarla edinildiğinin belgelenmesinin önemine işaret ederek, kaçakçılığın sona erdiği ve eser ticaretinin kendi kendini denetlediği bir sistemin oluşmasını arzuladığını söyledi.
Aynı zamanda kültürel mirasın insanlığın ortak değeri olduğunun altını çizen Bogdanos, bu mirasa sahip çıkmak için uluslararası dayanışmanın sürdürülmesi çağrısında bulundu.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Siyaset
Yayın: 02 Kasım 2026 10:10 · Kaynak: ensondakika.com.tr