Marmara Denizi için kritik uyarı! ‘Sonsuz kimyasallar’ mercek altında
- Türkiye'nin sanayileşme, kentleşme ve çevre kirliliği sorunlarını halk sağlığı açısından ele alan bilimsel bir çalışmada dikkat çekici değerlendirmelere yer verildi
- Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri Prof
Yapılan bir araştırma Türkiye'de ağır metaller, mikroplastikler, nanoplastikler ve "sonsuz kimyasallar" olarak bilinen maddelerinin çevre ve sağlık riskleri ortaya kondu. Marmara Denizi'nin de öncelikli araştırma alanları arasında olduğu çalışmada, bu kirleticilerin birlikte oluşturduğu etkilerin yeterince araştırılmadığı vurgulandı.
Özellikle çocuklar, gebeler ve sanayi çalışanlarına yönelik risklerin değerlendirilmesi için Türkiye genelinde izleme programının gerektiği belirtildi.
Türkiye'nin sanayileşme, kentleşme ve çevre kirliliği sorunlarını halk sağlığı açısından ele alan bilimsel bir çalışmada dikkat çekici değerlendirmelere yer verildi. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi öğretim üyeleri Prof. Dr.
Mustafa Necmi İlhan ve Doç. Dr. Sultan Pınar Çetintepe tarafından hazırlanan "Ağır metaller, mikroplastikler, nanoplastikler ve PFAS etkileşimleri: Türkiye için olası riskler, veri boşlukları ve öncelikli halk sağlığı yaklaşımı" başlıklı çalışma, SD Dergisi'nin 2025/2 sayısında yayımlandı.
Uluslararası bilimsel araştırmaların değerlendirildiği çalışmada, sanayi atıkları, plastik kirliliği ve kalıcı kimyasal maddelerin doğada birbirleriyle etkileşime girerek çevresel ve sağlıkla ilgili riskleri artırabileceği belirtildi. Türkiye'de ise bu kirleticilerin birlikte görülme sıklığını, dağılımını ve etkilerini ortaya koyacak kapsamlı bilimsel verilerin yetersiz olduğu ifade edildi.
MARMARA DENİZİ İÇİN DİKKAT ÇEKEN DEĞERLENDİRME Çalışmada Marmara Denizi'nde yaşanan müsilaj sorunu, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu çevresel baskılara örnek olarak gösterildi. Marmara'daki müsilaj, Ege Bölgesi'ndeki tekstil ve sanayi kaynaklı atık yükü, Gediz ve Büyük Menderes havzalarındaki yoğun tarımsal faaliyetler ile büyükşehirlerin atık su baskısının birlikte değerlendirilmesi gereken çevresel sorunlar olduğu belirtildi.
Araştırmacılar, bu olayların doğrudan PFAS veya mikroplastiklerden kaynaklandığının söylenemeyeceğini özellikle vurguladı. Ancak endüstriyel deşarjlar, plastik lifler, deterjanlar ve atık su girdilerinin farklı kirleticileri aynı ortamda buluşturabileceğine dikkat çekildi.
Çalışmada Marmara Denizi'nin de aralarında bulunduğu Türkiye kıyılarında ağır metaller, mikroplastikler, nanoplastikler ve PFAS maddelerinin birlikte araştırılması gerektiği ifade edildi.
SANAYİ BÖLGELERİNDEKİ GİZLİ RİSK Bilimsel değerlendirmeye göre, sanayi tesislerinin yoğunlaştığı bölgeler, büyük kentler ve atık su arıtma tesislerinin çevresi, farklı kirleticilerin bir arada bulunabileceği öncelikli alanlar arasında yer alıyor. Kurşun, kadmiyum, cıva, bakır ve çinko gibi ağır metallerin yanı sıra plastik parçacıkları ve kalıcı kimyasalların suya, toprağa ve besin zincirine karışabilmesi çevre sağlığı açısından önem taşıyor.
Araştırmada, özellikle mikroplastiklerin diğer kirleticileri taşıyabilme özelliğine dikkat çekildi. Plastik parçacıklarının yüzeyine tutunan ağır metallerin ve PFAS maddelerinin çevresel koşullara bağlı olarak farklı ortamlara taşınabildiği belirtildi.
Bu durumun, kirleticilerin tek tek oluşturdukları etkilerin ötesinde, birlikte maruz kalındığında ortaya çıkabilecek sağlık risklerinin de incelenmesini gerekli kıldığı vurgulandı.
"SONSUZ KİMYASALLAR" NEDEN TEHLİKELİ? Çalışmanın önemli başlıklarından birini, uluslararası literatürde PFAS olarak adlandırılan perfloroalkil ve polifloroalkil maddeler oluşturdu. Doğada çok uzun süre kalabilmeleri nedeniyle "sonsuz kimyasallar" olarak bilinen bu maddeler, yangın söndürme köpükleri, tekstil ürünleri, gıda ambalajları ve çeşitli endüstriyel uygulamalarda kullanılabiliyor.
Araştırmacılar, PFAS maddelerinin çevrede kalıcılık ve bazı türlerinin canlı dokularında birikme potansiyeline sahip olduğunu belirtti. Çalışmada aktarılan Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi değerlendirmesine göre, dört önemli PFAS bileşiğinin toplamı için haftalık tolere edilebilir alım miktarı, kilogram vücut ağırlığı başına 4,4 nanogram olarak belirlendi.
Avrupa Birliği'nin içme suyundaki PFAS maddelerine yönelik düzenlemelerine de değinilen çalışmada, Türkiye'de bu maddelerin çevresel dağılımını ortaya koyacak sistematik araştırmaların artırılması gerektiği ifade edildi.
ÇOCUKLAR VE GEBELER İÇİN ÖZEL UYARI Bilimsel çalışmada, çevresel kirleticilerin toplumun tamamını ilgilendirdiği ancak bazı grupların daha hassas olabileceği vurgulandı. Özellikle gelişim çağındaki çocuklar, gebeler ve iş yerlerinde kimyasal maddelere maruz kalabilecek çalışanların öncelikli olarak değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.
Araştırmada aktarılan bilimsel bulgulara göre, erken yaşam döneminde PFAS maruziyetinin bağışıklık sistemi, büyüme ve nörogelişim üzerinde olumsuz etkilerle ilişkili olabileceği ifade edildi. Bazı araştırmalarda PFAS maruziyeti ile düşük doğum ağırlığı, bağışıklık yanıtındaki değişiklikler ve çocukluk dönemindeki gelişimsel sorunlar arasında ilişkiler bildirildiği kaydedildi.
Bununla birlikte söz konusu değerlendirmeler, Türkiye'deki çocuklarda veya gebelerde bu etkilerin yaygın olarak tespit edildiği anlamına gelmiyor. Çalışma, uluslararası bilimsel bulgular ışığında Türkiye'deki olası risklerin araştırılması gerektiğine işaret ediyor.
PLASTİK GERİ DÖNÜŞÜMÜ VE TEKSTİL SEKTÖRÜ ÖNE ÇIKIYOR Araştırmada mesleki maruziyet açısından özellikle plastik üretimi ve geri dönüşümünde çalışan işçilere dikkat çekildi. Avrupa ülkelerinden ithal edilen plastik atıkların geri dönüşüm süreçlerinin, çalışanlar ve tesislerin çevresinde yaşayan insanlar açısından risk oluşturabileceği belirtildi.
PFAS maruziyeti bakımından tekstil, krom kaplama ve kâğıt üretimi sektörlerinin de araştırılması gereken faaliyet alanları arasında bulunduğu ifade edildi. Türkiye'nin güçlü tekstil üretim kapasitesinin, bu sektördeki kimyasal maruziyetlerin daha ayrıntılı incelenmesini önemli hale getirdiği vurgulandı.
MİKROPLASTİKLER DİĞER ZARARLI MADDELERİ DE TAŞIYABİLİYOR Çalışmada yer verilen uluslararası araştırmalar, mikroplastiklerin yalnızca plastik kirliliği oluşturmadığını, aynı zamanda başka kirleticilerin taşınmasında da rol oynayabildiğini ortaya koyuyor. Özellikle aşınmış plastik parçacıklarının yüzeylerine ağır metallerin tutunabildiği, çevresel koşullar değiştiğinde ise bu maddelerin yeniden serbest kalabildiği belirtildi.
PFAS bileşiklerinin de mikroplastik yüzeylerine tutunabildiği, böylece çevredeki hareketlerinin ve canlıların bu maddelere maruz kalma biçimlerinin değişebildiği aktarıldı. Araştırmacılar, plastik parçacıkları ile kimyasal kirleticilere eş zamanlı maruz kalmanın bazı deneysel sistemlerde oksidatif stres, iltihabi süreçler ve hücresel hasar gibi etkileri artırabildiğini belirtti.
Bu bulguların, farklı kirleticilerin birlikte oluşturduğu etkilerin daha kapsamlı araştırılmasını gerekli kıldığı ifade edildi.
TÜRKİYE'DEKİ EN BÜYÜK SORUN: VERİ EKSİKLİĞİ Çalışmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri, Türkiye'deki bilimsel veri eksikliği oldu. Araştırmacılar, ağır metaller, mikroplastikler, nanoplastikler ve PFAS maddelerinin Türkiye'deki varlığını, dağılımını ve birleşik etkilerini kapsamlı biçimde ele alan yayımlanmış sistematik çalışmaların bulunmadığını belirtti.
Bu eksikliğin çevre kirliliği risklerinin doğru değerlendirilmesini, koruyucu sağlık politikalarının oluşturulmasını ve öncelikli müdahale alanlarının belirlenmesini güçleştirdiği kaydedildi. Uluslararası çalışmalarda söz konusu kirleticilerin su, toprak, hava, deniz canlıları ve besin zincirinde birlikte bulunabildiği ortaya konulurken, Türkiye'de bunların hangi bölgelerde ne düzeyde bulunduğunun yeterince bilinmediği vurgulandı.
MARMARA VE SAKARYA HAVZASI İÇİN İZLEME ÖNERİSİ Bilim insanları, Türkiye genelinde koordineli bir çevresel izleme programı oluşturulmasını önerdi. Bu kapsamda Sakarya, Kızılırmak, Gediz, Büyük Menderes, Seyhan ve Ceyhan nehir havzaları ile Marmara, Karadeniz, Ege ve Akdeniz kıyılarının izleme çalışmalarına dahil edilmesi gerektiği ifade edildi.
Atık su arıtma tesisleri, sanayi deşarj noktaları, tarım toprakları, içme suyu kaynakları, balıklar ve diğer deniz ürünlerinin de araştırma programında yer alması istendi. Özellikle farklı kirleticilerin birlikte ölçülmesiyle bölgesel risk haritalarının oluşturulmasının önemine dikkat çekildi.
İLK 2 YIL İÇİN ACİL EYLEM ÖNERİSİ Çalışmada Türkiye'nin çevre sağlığı alanında atması gereken adımlar için üç aşamalı bir yol haritası da sunuldu. İlk 1-2 yıllık dönemde ülke çapında mevcut kirlilik durumunun araştırılması, laboratuvarların analiz kapasitesinin geliştirilmesi ve riskli bölgelerin belirlenerek ön değerlendirmelerin yapılması önerildi.
İkinci aşamada, 2-4 yıllık süreçte insanların kirleticilere maruz kalma düzeylerinin ölçülmesini sağlayacak biyolojik izleme programlarının oluşturulması, kirlilik kaynaklarının tespit edilmesi, yeni arıtma teknolojilerinin pilot uygulamalarının gerçekleştirilmesi ve düzenleyici çerçevenin geliştirilmesi gerektiği belirtildi. Üçüncü aşamada ise 4-7 yıllık dönemde kapsamlı ekotoksikoloji araştırmaları, uzun vadeli izleme ağları, iyileştirme teknolojilerinin uygulanması ve sağlık sonuçlarına yönelik çalışmalar önerildi.
BAKANLIKLAR VE ÜNİVERSİTELER İÇİN ORTAK ÇALIŞMA ÇAĞRISI Araştırmacılar, çevresel kirleticilerin etkili biçimde izlenebilmesi için kamu kurumları ve üniversiteler arasında görev paylaşımının yapılması gerektiğini de belirtti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Tarım ve Orman Bakanlığının çevresel izleme ve su yönetimi çalışmalarında, Sağlık Bakanlığının ise insan sağlığına yönelik araştırmalarda sorumluluk üstlenmesi önerildi.
TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi'nin laboratuvar altyapısı ve analiz yöntemlerinin geliştirilmesinde teknik rol alabileceği, üniversiteler ile araştırma hastanelerinin de biyolojik izleme çalışmalarına katılabileceği ifade edildi. Çalışmanın sonuç bölümünde, Türkiye'de hızlanan sanayileşme, yoğun tarımsal faaliyetler, hassas kıyı ekosistemleri ve artan atık su baskısının, ağır metaller ve yeni nesil kirleticiler konusunda kapsamlı araştırmaları gerekli hale getirdiği vurgulandı.
Bilim insanlarına göre, çevre ve insan sağlığının korunması için yalnızca tek bir kirleticiye odaklanmak yeterli değil. Farklı kimyasal maddelerin ve plastik parçacıklarının birlikte oluşturduğu etkilerin de bilimsel olarak izlenmesi gerekiyor.
Son bir ayda kocaeligazetesi.com.tr sitesinde 2.948.710 gerçekleşti.
Yorumunuz için teşekkürler, en kısa sürede gözden geçirilip yayınlanacaktır
AHŞAP PALET VE KERESTE FABRİKASINDA ÇALIŞACAK 20-45 YAŞ ARASI MARANGOZLAR PALET ÇAKIM USTALARI VE AHŞAP USTALARI ALINACAKTIR. KARTEPE+İZMİT+BAŞİSKELE...
Hızlıca eleman bulmak mı istiyorsunuz? Tam yerindesiniz. İlanınızın burada ve basılı gazetemizde çıkmasını ister misiniz? İlan metninizi ilanservis...
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Eğitim
Yayın: 27 Ekim 2026 06:35 · Kaynak: Kocaeli Gazetesi, kocaeligazetesi.com.tr