Gün geçtikçe kötüye giden kent Adana
Senin için artık hayal bile kuramaz olduk.
Oysa Seyhan Baraj Gölü ve Seyhan Nehri, şehrin tam kalbinde işlenmeyi bekleyen iki pırlanta gibi duruyor.
Şu soruyu sormadan edemiyorum: Bu şehir Avrupa'da olsaydı ne olurdu?
Emin olun, bugün dünya çapında bir turizm cenneti olurdu. Gölün etrafı sosyal alanlarla, yürüyüş yollarıyla, butik otellerle, tatil köyleriyle dolup taşardı. Nehir kenarları mı? Türkiye'nin en muhteşem gastronomi kenti, nehrin iki yakasına gururla kurulurdu.
O zaman Adana, 365 gün yaşayan, iç ve dış turizme açık bir cazibe merkezi olurdu. Girişimciye fırsat, gence iş, şehre büyük bir ekonomi olurdu. Bir düşünün, bu nasıl bir ivme yaratırdı.
Adana Kebabı, şırdanı, içli köftesi, onlarca çeşit ızgarası... Birbirinden güzel tatlıları, şalgamı, narenciyeden yapılan o eşsiz içecekleri...
Bu lezzetleri doğru üretimlerle paketleyip, markalaştırıp tüm Türkiye'ye ve dünyaya pazarlamak gerçekten bu kadar zor muydu?
Şehre gelen misafiri bir gün daha fazla tutacak bir doğal yaşam parkı, modern bir hayvanat bahçesi, nitelikli eğlence ve konaklama alanları oluşturmak çok mu zordu? Oysa birincil hedef bu olmalıydı.
Neden Taş Köprü'den başlayıp hidroelektrik santraline kadar uzanan bir teleferik hattıyla Adana'nın o muhteşem doğasını turizme açmadık? Çok mu zordu?
Biliyoruz, Adana'da yerel yönetimlerin bütçeleri her zaman kısıtlı oldu. Ancak bütçelerin büyük bir kısmı ne yazık ki verimsiz personel düzenine ve günü kurtaran abartılı peyzaj harcamalarına gitti. Kimse alınmasın ama bu bir gerçek.
Şükür ki Aytaç Durak döneminde kentin omurgası atıldı. Çatalan İçme Suyu Tesisleri, arıtma sistemleri, Kurttepe Köprüleri ve bugün kentin en cazip bölgesini oluşturan o yollar o dönemde açıldı. Altyapı o günlerde yapıldı.
Sonrası ne yazık ki büyük bir hayal kırıklığı... Nehir üzerine bir köprü inşaatını bile yıllarca tamamlayamadık. Planlanan maliyetin neredeyse on katına, yedi yılda üç müteahhit değiştirerek ancak merkezi bütçe desteğiyle bitirilebildi. Köprünün ortasına metro için bir alan ayrıldı. O metro 20 yıl sonra mı gelir, 30 yıl sonra mı, Allah bilir.
Adana, yerel ve genel anlamda Allah'ın bahşettiği o eşsiz coğrafyaya, o kaynaklara ve yaşayanların beklentilerine uygun şekilde yönetilemedi.
Kentten çıkıp başka şehirlere gittiğimizde içimiz burkuluyor. Diğer şehirlerdeki meydanları, çevre düzenlemelerini, kültür merkezlerini, metroları, hafif raylı sistemleri, pırıl pırıl yolları görünce aradaki farkı daha iyi anlıyoruz. Bu durum sadece kaynak sıkıntısıyla açıklanamaz.
Adana'nın;viktidarla uyumlu, akıllı ve bu kente aşık yönetimlere ihtiyacı var
Bu şehrin, seçilmek için değil, gönüllerde yer edinebilmek için gecesini gündüzüne katan, vizyon sahibi, şehre aşk ile bakabilen bir yönetim anlayışına ihtiyacı var.
Görevdeki belediyeler ve siyasetçiler ellerinden geleni yapmış olabilir. Ama cevapsız sorular dağ gibi ortada duruyor:
Hiçbir sorunu olmayan Şakirpaşa Havalimanımız neden kapatıldı? 22 yıldır yapılacağı söylenen Yumurtalık Enerji İhtisas Bölgesi nerede? Konteyner Limanı nerede? Su Ürünleri OSB, Karataş Limanı, Karataş Demiryolu nerede? Karataş - Yeni Havalimanı bağlantı yolu nerede?
Bu kentin hâla işlevi büyük bir metrosu yok. Şehir hastanesi, Balcalı üniversitesi, öğrenci yurtları, adliyeler, yeni stadyuma gidecek metro nerede?
Artık topu siyasetçiye değil, bu şehrin asıl sahibine atmak gerekiyor. Gençlere, kadınlara, emeklilere, memurlara, esnafa, uzmanlara, sivil toplum kuruluşlarına ve üniversitelere tarafsızca sormak gerekiyor:
Ne zaman yerel siyasetçilerle iktidar uyumla çalışacak?
Daha neler yapılabilir? Bizden memnun musunuz?
Adana sahipsiz değil. Potansiyeli var, kaynakları var, insanı var, lezzeti var, nehri var, gölü var, denizi var.
Adana, doğru ve akılcı bir yönetimle Türkiye'nin ve bölgenin parlayan yıldızı olabilir.
Kategori: Genel · Bölge: Adana/Kozan
Yayın: 17 Eylül 2026 07:41 · Kaynak: kucuksaat.com