Kilise Avlusunda Kuşlarla Yaşayan Papazın Hikâyesi
1848’in Osmanlı Isparta’sında, Aya Yorgi Kilisesi’nin taş duvarlı avlusu sabahın serinliğinde küçük turaçların — halk arasında bıldırcın diye bilinen kuşların — kanat sesleriyle dolardı. Doğancı Mahallesi’nde “Kuş Hocası” olarak tanınan Papaz Timitri, elindeki yem torbasıyla avluya çıktığında, kuşlar onun etrafında bir halka oluştururdu.
Ispartalılar Papaz Timitri’ yi “Kuşçu Papaz” lakabıyla tanırdı. Müslüman mahallelerden gelen seyirciler — Karaağaç, Fazlullah, İskender, İğneci, Germiyan, Çelebiler, Yaylazâde, Tekye, Hocazâde, Cami‑i Atik, Hacı Elfi, Keçeci, Doğancı ve Dere halkı — kilisenin çevresinde sessizce yaşar, Papaz’ ın kuşlarla kurduğu dostluğu saygıyla izlerdi. Gayrimüslim mahalleler — Çavuş, Temel, Kemer, Emre ve Ermeniyan — ise Papaz’ la daha yakın bağlar kurar, Aya Yorgi Kilisesi’nin taş avlusunda kuşların kanat sesini bir dua gibi dinlerdi.
Gümüşoğlu Niyako ve eşi Nikola, kilisenin kapısından geçerken Dimitri’nin kuşlarla konuştuğunu görür, hüzünle başlarını eğerlerdi. Mahalle sakinlerinden Gayrimüslim Kulübesiz Çufaloğlu Yordan ile Tekye (Hızırbey) Mahallesi’nden Kirli Hüseyin de (lakabı) onun sessiz hayatına tanıklık etmişti. Hüseyin bir gün şöyle demişti: “Komşum Dimitri’nin gözyaşlarını içine akıttığını gördüm. Kuşlar onun duasını taşırdı.
Osmanlı’nın sancılı yıllarında, farklı mahallelerin insanları Dimitri’nin avlusunda birleşir, küçük bıldırcınların kanat çırpışında bir teselli bulurdu. Müslüman komşular sessizce selam verir, gayrimüslim dostları kilise avlusunda dua ederdi. Dimitri’nin yalnızlığı, kuşların kanat sesinde bir merhamet duygusu hâline gelmişti.
Papaz Timitri, Aya Yorgi Kilisesi’nin avlusunda kuş merakıyla etrafına çocukları toplar, onlara Hz. Muhammed’in ve Hz. İsa’nın yaşamından bahsederdi. Bu yüzden hem Müslüman hem de gayrimüslim mahallelerde sevilir, saygı görürdü. Çavuş (Turan) Mahallesi’nde ise herkes onu “Çocuk Hocası Papaz Timitri” diye çağırır, kuşlara olan sevgisini, çocuklara verdiği öğütleri hayranlıkla dinlerdi.
Aya Yorgi’nin bu yıllarda cemaati azalmış, kilise yoksullaşmıştı. Dimitri, geçimini sağlamak için kuşların yumurtalarını satar, bazen etlerini de pazara götürürdü. Astım hastalığı için çare arayanların duasını alırdı. Her satışında gözleri dolardı; çünkü o kuşlar onun tek dostlarıydı.
Papaz’ ın kuşları onun için evlatlarından farksızdı. Halk arasında “Çavuş Kuşu” diye bilinen, çulluk soyundan gelen ve bıldırcına benzeyen bu hayvanların sırtı pembeye çalardı. Renkleri, adeta Isparta’nın yağ güllerinden ilham almış gibi, gül pembesiyle ışıldardı.
Papaz, zaman zaman Müslüman Ispartalıların nüfuzlu ailelerinden Dere köylü Dervişoğlu Süleyman’ın evine uğrar, Müslim Dülger Kadir’in hanesinde cuma akşamları misafir olurdu. O sofralarda dualara katılır, ev halkıyla birlikte İslami ibadetlere eşlik ederdi. Namazda saf tutarken gözleri dolu dolu olurdu; çünkü yalnızlığını, farklı inançların ortak nefesinde bir nebze olsun unuturdu. O anlarda kilise avlusundaki kuşların kanat sesleriyle cami içindeki dualar birleşir, sanki Isparta’nın taşlarına hem dua hem de dostluk yazılırdı.
Osmanlı’nın sancılı yıllarında, farklı mahallelerin insanları Dimitri’nin avlusunda birleşir, küçük bıldırcınların kanat çırpışında bir teselli bulurdu. Müslüman komşular sessizce selam verir, gayrimüslim dostları kilise avlusunda dua ederdi. Dimitri’nin yalnızlığı, kuşların kanat sesinde bir merhamet yankısı hâline gelmişti.
Ama zamanla Papaz Timitri’ nin kuşlara olan sevgisi bir zaafa dönüştü. Pazar dönüşlerinde kilise avlusuna yem sererken, kalabalık kuşların önüne nane yağı, acı biber ve sirke karışımı döküldü. Keskin kokular kuşları ürküttü; sürüler bir daha dönmemek üzere avludan uzaklaştı.
Zaten savaş yıllarının yoksulluğuyla boğuşan Ortodoks Aya İsotya Kilisesi, kuşların da kaybolmasıyla son umudunu yitirmişti. Pazardan kiliseye döndüğünde ne yapacağını bilemeyen Papaz Timitri’ nin kalbi sıkıştı. Yaşlı eşi İremiye, onun bu çırpınışlarını gördükçe daha da sarsıldı. Bacaklarının dermanı kesilince, kuşların boş yem çuvallarının üzerine yığılıp kaldı. Aynı saatlerde, bu kahredici manzaraya daha fazla dayanamayan Papaz da hayata gözlerini yumdu. Aya Yorgi Kilisesi’nin taş avlusu; artık sadece kuşkanatlarının değil, Papaz Timitri’ nin hatalarının bu acıklı sonun da kederli bir tanığıydı.
Kuşların terk ettiği bu kimsesiz avlu, artık sadece uçup giden umutların değil; bir avuç yem çuvalının başında, birbirinin acısını taşıyamayıp aynı saatte hayata yenik düşen iki yorgun kalbin de son durağıydı.
Kuşların masum kanına giren o karanlık zihniyetler, sadece bir canlıyı değil; ortak bir gökyüzünün altında filizlenen barışı, kardeşliği, insanlığın en saf umutlarını da katletmiştir.
Ispartalıların anlatılarında bu hüzünlü hikâyenin kuşaktan kuşağa aktarılıp hâlâ konuşuluyor olması, aslında toplumun o kaybolan barışı, hoşgörü iklimine duyduğu derin özlemin bir göstergesidir. Halk, yalnızca iki insanın, kuşların acı sonunu değil; o zehirle birlikte yok edilen komşuluk hukukunu, ortak yaşam kültürünü, bir daha kolay kolay tesis edilemeyen o saf kardeşlik bağını da aklında tutuyor.
Bu hikâyenin unutulmaması, Isparta insanının vicdanında o karanlık zihniyete karşı mahkûm edilmiş sessiz ama çok güçlü bir direniştir. “Manastır (Uklo/Bitola) Üniversitesi’nden emekli Angele Hanımefendi’nin şahsıma gönderdiği 1884’ lerde Osmanlı Isparta’ sında geçen bir Isparta hikâyesi. Araştırma: Bayram Aygün, 2026 – Isparta.”
Kategori: Genel · Bölge: Isparta
Yayın: 16 Eylül 2026 19:06 · Kaynak: haber32.com.tr