Terörle mücadele: Dağdan devletin içine
İstanbul Adalet Sarayı / Fotoğraf: Manifold
Akın Gürlek döneminde yürütülen soruşturmalar, Türkiye'nin yıllardır taşıdığı "güçlüye dokunulmaz" ezberini kırabilir mi?
Türkiye yıllardır terörle mücadele ediyor. Dağda, sınırda, şehirde büyük bedeller ödendi. Terörün sona erdirilmesinden söz ediyorsak elbette bölücü örgütlerle mücadeleyi konuşacağız.
Ama terörü yalnızca silahlı örgütlerden ibaret görmek eksik olur.
Çünkü bazen asıl tehlike karşımızda değil, içimizdedir.
Devletin verdiği yetkiyi ülkenin ve hukukun değil, kendi çıkarlarının veya hizmet ettiği yapıların doğrultusunda kullanan kişiler, devletin kurumlarına silahlı örgütlerden bile daha derin zarar verebilir.
Terör örgütü karşınızdadır; kim olduğunu bilirsiniz. Asıl tehlike ise devletin makamını, üniformasını ve yetkisini kullanarak hukuk dışına çıkanlardır.
Türkiye'nin yakın tarihinde hâlâ aydınlatılmayı bekleyen faili meçhuller, kayıplar, cinayetler ve suikastlar var.
Bunların tamamını tek bir yapıya bağlamak elbette mümkün değil. Ancak devlet gücünü kullanan bazı kişilerin hukuk dışına çıkması ve denetim mekanizmalarının zaman zaman etkisiz kalması, karanlık dosyaların aydınlatılmasını zorlaştırdı.
Bu nedenle yıllardır hafızalardan silinmeyen dosyaların yeniden açılması önemlidir.
Bu bölüm, konuyla ilgili referans noktalarını içerir. (Related Nodes field)
Akın Gürlek döneminde, yıllardır sonuçsuz kalan faili meçhul dosyalarının yeniden ele alınmasıyla 6 faili meçhul cinayetin aydınlatılması dikkat çekti. Daha sonra çalışmalar genişledi ve çok sayıda faili meçhul olayın daha aydınlatıldığı açıklandı.
Bu rakamlar tek başına bir hukuk devleti göstergesi değildir. Asıl önemli olan soruşturmaların kimlere uzandığı, hangi delillere dayandığı ve yargı süreçlerinin nasıl sonuçlanacağıdır.
Ama yıllardır karanlıkta kalan dosyaların yeniden açılması, Türkiye'deki "güçlüyse bir şey olmaz" anlayışının kırılması açısından önemlidir.
İtalya'daki Temiz Eller operasyonu da bu yönüyle akla geliyor.
Türkiye'nin şartları İtalya ile aynı değil. Fakat mesaj evrensel:
Hukuk karşısında dokunulmaz insan olmamalıdır.
Bu nedenle Adalet Bakanı Akın Gürlek dönemindeki soruşturmaları dikkatle izlemek gerekiyor.
Mesele Gürlek'i peşinen övmek veya eleştirmek değil.
Kim olursa olsun hukuk karşısında hesap verebiliyor mu?
Türkiye'de yıllardır yerleşmiş bir düşünce var:
Son dönemdeki bazı gelişmeler bu ezberi bozuyor.
Üstelik artık sadece iktidara yakın çevrelerde değil, muhalif kesimlerde de farklı bir soru soruluyor:
Çünkü hukuk devletinin güvenilirliği, yalnızca iktidarın "hukuk işliyor" demesiyle oluşmaz. Muhalefetin de kendisine dokunulduğunda "Bu ülkede hukuk işliyor" diyebilmesi gerekir.
Elbette bunun için soruşturmaların siyasi rövanşa dönüşmemesi şart.
Dün iktidara yakın olanı bugün muhalif olduğu için hedef almak da, dün muhalif olanı bugün iktidara yakın olduğu için korumak da hukuk değildir.
Hukuk makama değil fiile, kimliğe değil delile bakmalıdır.
Başına bir şey geldiğinde hakkını arayabilirsin ve bunu yapan kişi güçlü olsa bile hesabını versin.
Toplumsal güven yalnızca teröristin yakalanmasıyla oluşmaz. Devletin gücünü kötüye kullananların da hesap verebildiğini görmek, hukuk devletine güven açısından en az bunun kadar önemlidir.
Bu yüzden terörle mücadelede yalnızca dağa bakmamalıyız.
Devletin kurumlarına, yetki kullananlara ve denetleyenlere de bakmalıyız.
Dünün güçlülerine de bugünün güçlülerine de aynı mesafede durmalıyız.
Çünkü mesele artık "bizim adamımız" veya "onların adamı" meselesi değildir.
Oysa bazen yılan karşı tarafta değil, bağrımızdadır.
Yapılması gereken, o yılanı kimin beslediğine bakmadan ortaya çıkarmaktır.
Çünkü bugün başkasına lazım olan hukuk, yarın bize lazım olabilir.

Kategori: Asayiş
Yayın: 17 Eylül 2026 05:54 · Kaynak: indyturk.com