Çocuklarda konuşma güçlükleri göz ardı edilmemeli
Çocuklarda dil ve konuşma güçlüklerinin yalnızca kelimeleri doğru söyleyememekle sınırlı olmadığına dikkat çeken uzmanlar, yönergeleri takip etme, yaşadıklarını ayrıntılı anlatma ve duygularını ifade etme gibi alanlarda da sorun yaşanabileceğini belirtiyor. Akranlarından belirgin şekilde farklı konuşan çocuklarda terapi için uzun süre beklenmemesi öneriliyor.
Çocuklarda dil ve konuşma becerilerinde yaşanan güçlükler, yalnızca konuşmanın anlaşılır olup olmamasıyla sınırlı kalmayabiliyor. Bazı çocuklar kelime ve cümle kurabilmesine rağmen anlatımını detaylandırma, olayları sıralama, yönergeleri takip etme ve duygularını ifade etme konusunda akranlarının gerisinde kalabiliyor.
Uzman Dil ve Konuşma Terapisti Hazel Ezgi Dündar, çocuklarda dil ve konuşma becerilerindeki farklılıkların okuma-yazma, akademik yaşam ve sosyal iletişim üzerindeki olası etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
HER KONUŞMA SESİ GÜÇLÜĞÜ OKUMA-YAZMA SORUNU DEĞİL Ailelerin çocuklarındaki konuşma sesi güçlüklerinin ilerleyen dönemde okuma-yazma sorunlarına yol açıp açmayacağı konusunda kaygı yaşayabildiğini belirten Dündar, konuşma sesi bozukluklarının farklı düzeylerde görülebildiğini söyledi.
Çocuğun bazı sesleri doğru üretememesine rağmen hatasının farkında olabileceğini anlatan Dündar, “Çocuk ‘kapı’ya ‘tapı’ diyordur ama söylediğinin farkındadır. Normalde işitsel olarak ‘kapı’ ile ‘tapı’yı ayırt ediyordur. Bu durumlarda okuma yazma güçlüğünü çok görmüyoruz.” dedi.
Buna karşılık seslere ilişkin farkındalığın da artikülasyon becerileriyle birlikte gelişimsel olarak geriden gelmesinin okuma-yazma güçlüğü açısından risk oluşturabileceğini ifade eden Dündar, bu ayrımın doğru yapılmasının önem taşıdığını vurguladı.
Dil bozukluklarının zekâyla doğrudan ilişkili olmadığının altını çizen Dündar, çocuğun belirli bir alanda desteğe ihtiyaç duymasının bilişsel kapasite problemi anlamına gelmediğini kaydetti.
ANLAŞILMAMAK ÇOCUĞU SOSYAL HAYATTAN UZAKLAŞTIRABİLİR Konuşmasının anlaşılmaması, çocukların yalnızca akademik yaşamını değil sosyal ilişkilerini de etkileyebiliyor. Dündar, sürekli kendisini tekrar etmek zorunda kalan bir çocuğun zamanla kaygı yaşayabileceğini ve iletişim kurmaktan kaçınabileceğini belirtti.
Çocuğun arkadaşlarıyla daha az iletişim kurması, sınıfta sorunun cevabını bilmesine rağmen parmak kaldırmaması veya daha sessiz kalmayı tercih etmesi gibi davranışların gözlenebileceğini aktaran Dündar, her çocukta aynı durumun ortaya çıkmayacağını ancak bu tür belirtilerin dikkate alınması gerektiğini ifade etti.
KEKEMELİK YAŞAYAN ÇOCUĞA ZAMAN BASKISI YAPILMAMALI Okul ve sosyal yaşamda yaşanan heyecan ve stresin var olan konuşma sorunlarını artırabileceğine dikkat çeken Dündar, özellikle kekemelik konusunda aile ve öğretmenlerin yaklaşımının önemli olduğunu söyledi.
Heyecan veya stresin sıfırdan kekemelik oluşturmadığını belirten Dündar, var olan yatkınlığın stresli dönemlerde daha görünür hale gelebileceğini ifade etti. Kaygı ortadan kalkmasına rağmen konuşmadaki güçlüğün sürmesi veya kasılma ve zorlanma gibi fiziksel belirtilerin ortaya çıkması durumunda destek alınabileceğini kaydetti.
Kekemelik yaşayan çocuk konuşurken nasıl söylediğine değil, ne söylediğine odaklanılması gerektiğini vurgulayan Dündar, çocuğun göz teması kesilmeden ve sözü tamamlanmadan dinlenmesinin önemli olduğunu belirtti.
“Bir nefes al”, “Biraz yavaşla” veya “Daha rahat söyle” gibi uyarıların çocuk üzerinde zaman baskısı oluşturabileceğine dikkat çeken Dündar, bu yaklaşımın mevcut stresi daha da artırabileceğini söyledi.
AKRANLARINDAN BELİRGİN FARKLILIK VARSA BEKLENMEMELİ Dil ve konuşma terapisine başlamak için her çocukta geçerli tek bir zaman olmadığını belirten Dündar, gelişim sürecinde düzelmeyen ses hataları, akademik yaşamı etkileyebilecek sorunlar, sosyal kaygı, çekingenlik ve kaçınma davranışları ortaya çıktığında değerlendirme yapılabileceğini ifade etti.
Çocuğun cümle kurmasına rağmen kullandığı dilin kendisinden 2-3 yaş küçük çocukların düzeyine daha yakın olması veya konuşmasının anlaşılırlığının yaşına göre geride kalması da uzman desteğinin değerlendirilmesini gerektirebiliyor.
Yaklaşık 4,5-5 yaşlarında çocuğun konuşmasının anlaşılırlık ve nitelik açısından yetişkin konuşmasına benzemeye başladığını hatırlatan Dündar, okul çağında hâlâ belirgin güçlüklerin bulunması ve bunlara kaygı, endişe veya zorbalık ihtimalinin eşlik etmesi halinde çok beklenmemesi gerektiğini belirtti.
Uzman değerlendirmesinin ardından çocuğun ihtiyacına göre aile ve öğretmene öneriler verilebileceğini, belirli aralıklarla takip yapılabileceğini veya terapi sürecine başlanabileceğini aktardı.
DİL BECERİSİ YALNIZCA CÜMLE KURABİLMEK DEĞİL Çocuğun kelime bilmesi ve cümle kurabilmesi, dil becerilerinin bütünüyle yaşına uygun olduğu anlamına gelmeyebiliyor.
Dündar, akranlarının hafta sonu yaptıklarını olay sırasıyla, ayrıntıları ve duygularıyla anlatabildiği bir yaşta çocuğun yalnızca “Parka gittik” demesinin değerlendirilmesi gereken bir durum olabileceğine işaret etti. Detaylandırma, olayları sıralama ve duyguları ifade etme becerilerindeki güçlüklerin dil gelişiminin farklı bileşenleriyle ilişkili olabileceğini belirtti.
Okul çağında yönergeleri takip etmekte yaşanan sorunların da her zaman dikkatsizlikten kaynaklanmadığını ifade eden Dündar, işitsel belleğin bu noktada önemli olduğunu söyledi.
Çocuğa “Matematik kitabını aç, 54. sayfanın sonundaki soruyu çöz” şeklinde bir yönerge verildiğinde yalnızca kitabı açıp devamını unutmasının dille ilişkili bilişsel becerilerle bağlantılı olabileceğini belirten Dündar, işitsel belleğin birden fazla bilgiyi alma, işleme, hafızada tutma ve bu bilgiler üzerinde işlem yapma becerisi olduğunu aktardı.
KİTAP OKUMAKTAN KAÇINMANIN ALTINDA DİL GÜÇLÜĞÜ OLABİLİR Çocuğun kitap okumak istememesinin de farklı nedenleri olabileceğine dikkat çeken Dündar, bunlardan birinin dil güçlüğü olabileceğini ifade etti.
Çocuk günlük yaşamda rahat iletişim kurabilse bile metin içerisindeki daha karmaşık dil yapılarını anlamakta zorlanabiliyor. Bu durum okuma sırasında daha fazla efor harcanmasına, çocuğun yorulmasına ve dikkatinin dağılmasına yol açabiliyor.
Dündar, ilgili dil becerilerinin desteklenmesiyle metni anlamanın ve okumadan keyif almanın daha kolay hale gelebileceğini belirtti.
EKRANIN NEYİN YERİNE GEÇTİĞİNE BAKILMALI Çocukların ekran kullanımına da değinen Dündar, yalnızca ekran başında geçirilen süreden ziyade ekranın çocuğun yaşamında hangi etkinliğin yerini aldığına bakılması gerektiğini söyledi.
Dil ve konuşma gelişiminde çevresel uyaranların ve sosyal etkileşimin önemli olduğunu belirten Dündar, çocuğun ekran nedeniyle iletişimden, sosyal etkileşimden, çevresel uyaranlardan veya uykudan geri kalmasının gelişimin farklı alanlarını olumsuz etkileyebileceğini ifade etti.
Ekran kullanımının sosyal etkileşim ve iletişimin yerini almamasının önemine işaret eden Dündar, ailelerin çocuğun ekran karşısında geçirdiği zamanın günlük yaşamındaki diğer gelişimsel ihtiyaçları nasıl etkilediğini gözlemlemesi gerektiğini kaydetti.
Kategori: Eğitim · Bölge: Amasya
Yayın: 29 Eylül 2026 06:24 · Kaynak: anayurtgazetesi.com