Habermetrik
← Ana Sayfa
03 Kasım 2026 05:05 · Güncelleme 05:07
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Ben Fikriye değil, Latife'yim!

Ben Fikriye değil, Latife'yim!
Görsel kaynağı: gazeteyenigun.com.tr
⏱️ 7 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • (Bir Paşa ve Üç Sevda -21) Geçtiğimiz bölümde Fikriye Hanım'ın hayata veda edişi ile ilgili olarak tüm yazılan ve anlatılanların bir özetini yapmış ve nerede olduğu artık bilinmeyen mezarından söz etmiştik
Hukuki not: Ölüm haberi: bilgiler adli makamların açıklamalarına dayanır, kesinleşmiş yargı kararı değildir.

(Bir Paşa ve Üç Sevda -21)

Geçtiğimiz bölümde Fikriye Hanım'ın hayata veda edişi ile ilgili olarak tüm yazılan ve anlatılanların bir özetini yapmış ve nerede olduğu artık bilinmeyen mezarından söz etmiştik. Bu anlatılarda yaşananlardan sonra Gazi'nin günlerce üzüntüsünü belli etmeden ıstırap çektiği ve köşkün arka bahçesinde Fikriye Hanım’ın çok sevdiği "Boynu Bükük Sümbüle Döndüm" şarkısını mırıldanıp ağladığı bilgisi de vardır.

Bu arada Fikriye Hanım'ı bir şekilde yakından tanımış olan kişilerin de onun hakkındaki düşüncelerini de adlarını vererek paylaşmak istiyorum.

Halide Edip (Adıvar) Hanım: "Çok güzel, mahzun yüzlü bir kadındı. Anlaşılan sıhhati de o kadar iyi değildi... Çok tatlı ve mahzun bir sesi vardı."

Atatürk'ün emir eri Ali (Metin) Bey: "Fikriye Hanım her geçen gün hepimizde çok iyi tesirler bırakmaya başlamıştı. Çok sakin, temiz kalpli ve becerikli bir hanımdı."

Atatürk'ün yaveri Salih (Bozok) Bey: "Paşa'nın yalnız ihtiyaçlarını karşılamıyor, ona arkadaşlık da ediyordu. Nitekim Mustafa Kemal Paşa, çeşitli zamanlarda, özellikle sabahları Fikriye'yi yanına alarak yürüyüşe çıkar ve çok hafiflemiş olarak dönerdi."

Atatürk'ün silah arkadaşı Kılıç Ali Bey: "Terbiyeli, nazik, cidden ev kadını idi. Kendine mahsus sempatik bir hali vardı. Az zamanda iyi hali ve iyi muamelesi ile muhite kendisini çok sevdirdi. Biz de onu çok sever, kendisine hürmet ederdik."

Atatürk'ün manevi kızı Ülkü (Adatepe) Hanım: "Fikriye Hanım... Ona âşıktı. Hatırlamıyorum ama annem ve Sabiha Hanım anlatırdı. Fikriye Hanım, Ata'nın çevresindekilerin de beğenisini alan güzel bir kadınmış. Herkes hayranmış."

Gazi ülkeyi uygar devletler düzeyine getirmek için yoğun bir çalışma temposuna daha girmiştir. Ülkenin kültür sanat hayatında da önemli adımlar atmak niyetindedir. Önceki yıllarda çeşitli nedenlerle Avrupa ülkelerine gidişlerinde ve hatta ataşemiliter olarak Sofya'da görev yaparken, oralardaki opera ve tiyatroları, orkestra konserlerini de ilgiyle takip etmiş biri olarak bu kurumların Türkiye'de de var olmasını istemektedir.

Bu düşüncelerini açtığı Latife Hanım da zaman zaman evdeki gramofonda, Gazi'ye plağa alınmış dünyaca ünlü eserleri çalmaktadır.

Yine böyle bir gün köşkün salonundaki borulu gramofona bir plak koyar. Çalan eser Chopin'in "Tristesse"sidir. Beğendiği bir eserin çalmasıyla dikkatini okuduğu notlardan ayıran Gazi gözlerini kapatarak dinlemeye başlar. Adeta eserin büyüsüne kapılmıştır. Latife Hanım'a teşekkür eder...

"Bu güzel oldu işte... Teşekkür ederim Latif..."

Latife Hanım da mutludur. Cevap verir: "Ben de çok severim... Paşam, genel olarak çocuklarımızın eğitiminde hâlâ o kadar geriyiz ki, böyle şeyler çok zor."

"Zor olabilir fakat imkânsız değil. Cumhuriyet bu ülkeye bambaşka bir güç verdi. Aydınlığa susamış halkımız ne yapmak istediğimizi hemen kavradı. Bu işte de başarılı olacağımıza yürekten inanıyorum."

"Paşam, ailem ben ve kardeşlerime özel hocalar tutmasa ya da bizleri Avrupa'da eğitime göndermese idi, ben de sahip olduğum yeteneği geliştiremezdim."

"Babanın parası varmış bunu yaptırmış. İyi de etmiş. Biz genel olarak fakir bir milletiz. Üst üste gelen savaşların bedelini hâlâ ödüyoruz. Bunun için yapılması gerekeni devlet yapacak. Adımları devlet atacak. Ne yapılacağını da çok iyi biliyorum.

Cumhuriyetimiz, en kısa zamanda musiki ve temsil akademisi gibi okullara sahip olacak. Yetenekli Türk gençleri orada okuyup dünya çapında sanatçılar olacaklar. Plaklarda bizim çocuklarımızın icralarını dinleyeceğiz. Opera ve tiyatro okullarından yetişen gençlerimiz milletimize dünya çapında tiyatro eserlerini sahneleyecekler. Az da olsa var olan yazarlarımız çoğalacak. Ülkemiz bu alanda büyük hamleler yapacak..."

Latife Hanım, Gazi'nin söylediklerinden çok etkilenmiştir. Gazi, heyecanla sözlerini sürdürür: "Ancak biraz daha zamana ihtiyacımız var. Osmanlı'nın yaptığı borçları zorlukla ödüyoruz ama tamamını ödeyeceğiz. Ülkede hem tarım hem de sanayi adım adım gelişiyor.

İmkânlarımız biraz daha gelişsin, sıra güzel sanatlara da gelecek. Türk milleti, bağrından çıkan sanatçılarını alkışlayacak. İşte bu plaktaki gibi bizim çocuklarımızın çaldığı eserleri gururla dinleyeceğiz."

İkisi de adeta büyülü bir hayal âlemine dalmış gibidirler. Bir sessizlik olur. Sadece piyano müziği duyulmaktadır. Müziğin varyasyon yaptığı bir noktada Mustafa Kemal heyecanlanır ve boş bulunarak o cümleyi söyler: "Bak Fikriye! Burası çok güzel!"

Derin bir sessizlik olur. Latife Hanım tokat yemiş gibi sendeler. Birden ayağa kalkar. Adeta çıldırmış gibidir. "Benim adım Latife... Ben Latife! Bana nasıl Fikriye diye hitap edersin?"

Gazi toparlamaya çalışır. "Affedersin Latife!"

"Kemal! Ben Fikriye değilim!" Latife Hanım çıldırmış gibi bağırmaktadır. "Ben Fikriye değilim! Ben kendimi korumasını bilirim! Ben Fikriye değilim!"

Gazi de gerilmiştir. Öfkesini belli eder bir tonda seslenir: "Latife!"

Latife Hanım birden susar. Bir an kocasına bakar ve kendini yığılırcasına koltuğa atar ve sakinleşmeye çalışarak konuşur. "Bu Latife, sizi müthiş sevdi. Öncelikle fikirlerinizden dolayı sevdim. Üstelik severek ve isteyerek evlendim sizinle...

Bana karşı şefkatli ve naziktiniz. Her gittiğiniz yere beni de götürüyordunuz. Olması gerektiği gibi davranıyordunuz. Ama daha sonraları düşüncelerinizi benden gizlemeye başladınız. Yaptığınız işlerden uzaklaştırdınız. Çevrenizi saran arkadaşlarınızla sabahlara kadar varan sohbetler yapmaya başladınız...

"Latife, bunlar olması gereken şeyler. Sana ne zararı oldu ki?"

Latife Hanım konuşmasını kesmeden sürdürür: "Ben, haremde bir cariye gibi, bu köşkün içinde tek başıma kaldım. Önceleri bir yaveriniz gibi yanınızda iken, bir cariye gibi uzakta kalmam, elbette kadınlık gururumu incitti.

Ama buna rağmen sabrettim. Ama bana Fikriye diye seslenmeniz, bardağın taşmasına sebep oldu. Hem benimle evlendiniz, hem de bir başka kadının adını dillendiriyorsunuz!"

"Latife, lütfen beni iyi dinlemeni istiyorum. Fikriye benim hayatımda yıllardır var. Seninle evlendiğimde de vardı. Ancak yaptığım evlilikle kimi üstün tuttuğumu göstermiş olmuyor muyum? O artık yok!"

"Ama hâlâ bana onun adıyla seslenebiliyorsunuz."

"Onun ölümüne gerçekten üzüldüm. Bu üzüntümün içerisinde bir dil sürçmesiyle, Latife diyecek yerde onun adını söylemişsem, hoş görülmesi gerekir."

"Ben seven bir kadınım ve duygularım var."

"Duygularını anlıyorum Latife. Ancak bir tek söz için hayatımızı cehenneme çevirmenin, boşanma sözü etmenin bir anlamı yoktur..."

Latife Hanım biraz daha sakinleşmiştir. "Dil sürçmesi tamam... Peki... Ama beni yanınızdan uzak tutmanıza ne diyeceksiniz?"

"Latifim, devlet işleri sizin değil, benim işim. Siz de benim yaverim değil, karımsınız. Elbette devlet işleri sizin uzağınızda yürütülecek. Yoksa siz, bir Kösem Sultan olamadığınızdan mı şikâyetçisiniz?"

"Ne münasebet Paşam! Ben Kösem Sultan değil fakat bir lider eşi olmak isterim. Bu da hakkım değil midir?"

"Evet, siz bir lider eşisiniz Latife... Ama unutmayın ben de bu devleti yöneten o liderim."

Latife Hanım son cümleden sonra sesini çıkarmayınca Gazi aklındaki düşünceyi açıklar: "Sevgili Latife bakın ne yapacağız? Önümüzdeki hafta bir seyahatim var. Yine devlet işi ama biraz farklı olabilir. Gezi kısmı da güzel olacak.

Önce Mudanya'ya gidilecek, orada bizi bekleyecek olan Hamidiye zırhlısına binip onunla Karadeniz'e açılacak ve kıyı kıyı tüm Karadeniz şehirlerine uğrayacağız. Seni de götüreceğim. Ben devlet işleri ile uğraşırken, sen de halkın içinde olursun.

Kadınlarla, gencecik kızlarla ilgilenirsin. Onlar da çok mutlu olacaklardır. Ne dersin? Geliyor musun?"

Sonunda Latife Hanım'ın yüzü gülmüştür. "Evet... Geliyorum..."

Gazi de rahatlamıştır... "Bekle bizi Karadeniz... Geliyoruz..."

Bu olaydan kısa zaman sonra ve söz konusu Karadeniz gezisine çıkılmadan önce Latife Hanım'ın anne ve babası Ankara'ya ziyarete gelirler. Latife Hanım son olaydan onlara da söz eder. Muammer Bey sadece tek kelime ile "Haksızsın" derken, annesi "Yüreğimle sana ancak aklımla Mustafa Kemal Paşa'ya hak veriyorum" der ve ikisi de aynı sözlerle konuyu bağlar: "Evlilikte olur bunlar!"

Latife, evlendiği adamın genelde seslendiği gibi sadece eşi "Kemal" değil, koskoca ülkenin lideri Gazi Mustafa Kemal Paşa olduğunu herhalde ilk kez o gün anlamış olmalı. Üstelik öyle bir koca ki avucunda tutamazsın... Öyle bir koca ki çizgisinde yürüyemezsin...

Dünyanın gözü üstünde olan bir lider... Bu gerçek, evlilikleri boyunca Latife Hanım'ın her zaman belini bükmüştür. Sonuçta sıkıntı sadece, Gazi'nin ona Fikriye diye seslenmesi elbette değildi... Asıl sıkıntı, Latife Hanım'ın bir türlü kendisini dizginleyemediği hırçınlıklarıydı...

Bu yaman ilişki ve evliliğin Karadeniz gezisi ile başlayan yeni gelişmelerini aktarmayı haftaya da sürdüreceğiz. Sağlıkla kalın...

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gazeteyenigun.com.tr
Haber metni ve görseller gazeteyenigun.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 03 Kasım 2026 05:05 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr
Kaynağı Oku ↗