Habermetrik
← Ana Sayfa
Edirne 15 Eylül 2026 22:14
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Mesele güvenlik değil tekelleşme! Yapay zekâda ‘Prometheus’ oyunu

Mesele güvenlik değil tekelleşme! Yapay zekâda ‘Prometheus’ oyunu
Görsel kaynağı: aydinlik.com.tr

Silikon Vadisi’nde son günlerde bir panik havası esiyor. Dünyanın en büyük yapay zekâ şirketlerinden Anthropic’in CEO’su Dario Amodei, yayınladığı bir makaleyle yapay zekânın artık kendi kendini geliştirmeye başladığını ve yakın gelecekte insanlıktan bağımsız hareket edebileceğini duyurdu. Amodei, dünyayı kurtarmak için şirketlere “Yapay zekâ modellerinin yeteneklerini geliştirme hızımızı acilen yavaşlatmalıyız.” çağrısı yaptı.Bu panik çağrısına teknoloji dünyasının diğer devlerinden anında destek geldi. OpenAI CEO’su Sam Altman, “Dario’ya katılıyorum, sınırları belirlememiz ve hızımızı ayarlamamız lazım.” derken, Elon Musk da sosyal medya hesabından “Dario haklı!” mesajını paylaştı. Küresel şirketlerin yöneticilerinin yaptığı bu açıklamalar bir yandan da teknoloji pazarı için verilen kavgayı gündeme getirdi.MESELE GÜVENLİK DEĞİL PAZAR KAVGASIBu korkunun tamamen temelsiz olduğunu söylemek zor. Kısa süre önce OpenAI şirketinin geliştirdiği bazı yapay zekâ yazılımlarının, kendilerine komut verilmediği halde “Hugging Face” adlı bir başka sisteme siber saldırı düzenlemesi, teknolojinin risklerini gözler önüne serdi. Ancak asıl tartışma, bu riskin nasıl bir çözüme veya “silaha” dönüştürüldüğünde düğümleniyor.Ali Murat KınıkAkademisyen Prof. Dr. Ali Murat Kırık, tam bu noktadaki büyük çelişkiye dikkat çekiyor. Kırık, “Bir taraftan ‘Bu teknoloji çok tehlikeli olabilir.’ deniliyor, diğer taraftan daha güçlü modeller geliştirmek için milyarlarca dolarlık yatırımlar yapılmaya devam ediliyor.” diyerek şu soruyu ortaya attı:“Gerçekten insanlığı korumak mı amaçlanıyor, yoksa teknolojinin kontrolünün belirli şirketlerin elinde kalması mı isteniyor?”Prof. Dr. Kırık’a göre, bir teknoloji “çok tehlikeli” ilan edilip devasa güvenlik kuralları getirildiğinde, bu kurallara uyacak bütçesi ve çipi olmayan küçük şirketlerin veya diğer ülkelerin rekabet etmesi imkânsızlaşıyor. Kırık durumu şu sözlerle özetliyor:“Böyle bir ortamda güvenlik gerekçesiyle getirilen kurallar, eğer doğru tasarlanmazsa büyük şirketleri koruyan bir bariyere de dönüşebilir. Gelecekteki en büyük mesele belki de yapay zekânın insanlığı ele geçirip geçirmemesi değil, yapay zekânın kontrolünün kimlerin elinde olacağı olacak.”İNSANLIĞI 500 YILDIR KORKUTUYORLARBilgiyi elinde tutmak için “İnsanlığın sonu gelir!” korkusunu kullanmak, Batı’nın yüzlerce yıldır başvurduğu bir yöntem. Olgular yan yana konulduğunda, bugünkü yapay zekâ kısıtlamalarının geçmişteki tekel politikalarıyla birebir aynı olduğu görülüyor.15. yüzyılda matbaa icat edildiğinde, Katolik Kilisesi sıradan insanların kitap okumasının “sapkınlığa ve felakete” yol açacağını savunarak matbaaları bastı ve bilgi tekelini elinde tuttu. 18. yüzyılda İngiliz elitleri, “Sıradan köylü tarım yaparsa kıtlık çıkar” korkusu yaratarak ortak arazileri çitlerle çevirdi ve tarımı tekeline aldı. Yakın tarihte ise, “Nükleer teknoloji Asya’ya veya gelişmekte olan ülkelere geçerse kıyamet kopar.” denilerek, bu güç uzun yıllar Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması ile sadece Batılı ülkelerin elinde kaldı. Batı dışında nükleer proje yapan başta İran olmak üzere pek çok ülke ABD’nin ambargolarına ve saldırılarına maruz kaldı.Bugün de aynı tarihsel refleks devrede. “Yapay zekâ tehlikeli ellere geçerse dünyayı yok eder!” gerekçesiyle ABD, en gelişmiş yapay zekâ çiplerinin Çin, Rusya ve Batı Asya dâhil 40’tan fazla ülkeye satışını resmen yasakladı. Anthropic Kamu Politikası Başkanı Sarah Heck, hükümetlere seslenerek “Rakip ülkelere en gelişmiş çiplerin satışını engelleyecek ulusal yasalar çıkarın.” çağrısıyla bu ambargo stratejisini açıkça savundu.ASIL TEHDİT YAPAY ZEKA DEĞİL KÜRESEL ŞİRKETLERYapay zekâ devlerinin “yavaşlama ve denetim” taleplerinin arkasında, bağımsız ve ücretsiz (açık kaynak) teknolojilere duyulan korku da yatıyor. Silikon Vadisi’nin en büyük yatırımcılarından Jason Calacanis, 12 Eylül’de yayınladığı bir mesajla gerçeği şu sözlerle itiraf etti:“Büyük yapay zekâ şirketlerinin havaya attığı tüm bu düzenleme ve yavaşlama talepleri, tamamen Açık Kaynaklı modellere karşı pazar payı kaybetmelerinden kaynaklanıyor.”Meselenin teknolojik bir felaket korkusundan çok ideolojik bir hegemonya kavgası olduğunu belirten Teori Genel Yayın Yönetmeni Kuntay Gücüm ise, durumu sınıfsal bir perspektifle analiz ediyor. Gücüm, Batı kültüründeki robotların dünyayı ele geçirdiği “kıyamet” hikâyelerinin aslında tesadüf olmadığını belirterek şu tespitleri yapıyor:“Yapay zekâ üzerine üretilen distopik senaryoların bir sınıfın distopyası olduğunu düşünüyorum. Hollywood yapımı tüm yapay zekâ konulu filmlerin distopya olması tam da bundan kaynaklanıyor. İdeolojik bir mesele bu. Dijital teknolojilerin geliştiği on yıllar ile emperyalist sınıfların hegemonyasının aşınması eşzamanlı yaşandı ve bu rastlantı değildi. Distopyalar tekelci sınıfların bu süreçlere karşı koyma araçlarından biridir ve çok hızlı yayılan bir araçtır.”Kuntay GücümTüm bu veriler; yapay zekâ etrafında koparılan fırtınanın insanlığın güvenliği için değil tıpkı geçmişte olduğu gibi Batı’nın geleceğin en büyük gücünü elinde tutma hedefinden kaynaklandığını gösteriyor.

Kaynaklar: aydinlik.com.tr
Haber metni ve görseller aydinlik.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Teknoloji · Bölge: Edirne
Yayın: 15 Eylül 2026 22:14 · Kaynak: aydinlik.com.tr
Kaynağı Oku ↗
Paylaş: X WhatsApp