Habermetrik
← Ana Sayfa
26 Ekim 2026 21:16
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

ODTÜ, Ankara, Hacettepe, Mersin’de akademik özgürlük: “Üç kere yutkunup öyle konuşabiliyorum”, “Hepimiz otosansür uyguluyoruz

ODTÜ, Ankara, Hacettepe, Mersin’de akademik özgürlük: “Üç kere yutkunup öyle konuşabiliyorum”, “Hepimiz otosansür uyguluyoruz
Görsel kaynağı: kisadalga.net
⏱️ 8 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • | ODTÜ, Ankara, Hacettepe, Gazi ile ile Mersin’deki üniversitelerde son yıllarda yapılan ve 500’ün üzerinde akademisyenin katıldığı araştırmalarda “akademik özgürlük” ele alındı

GÜLSEVEN ÖZKAN | ODTÜ, Ankara, Hacettepe, Gazi ile ile Mersin’deki üniversitelerde son yıllarda yapılan ve 500’ün üzerinde akademisyenin katıldığı araştırmalarda “akademik özgürlük” ele alındı. Akademisyenler; siyasi konularda eleştiri yaparken soruşturma açılması, işten çıkarılma ve kadro alamama kaygısı yaşadıklarını anlattı.

Akademisyenler, “Özellikle siyasi sonuçları olabilecek ve birilerini rahatsız edebilecek türden çalışmaların yayınlanmasında, araştırılmasında sorun yaşıyoruz” dedi.

Paylaş Paylaş WhatsApp Kopyala GÜLSEVEN ÖZKAN

“Üç kere yutkunup ondan sonra konuşabiliyorum, bazen de hiç söyleyemiyorum.” Bu sözler, akademisyenlerin akademik özgürlük deneyimlerini inceleyen bir araştırmada yer aldı. ODTÜ, Hacettepe, Gazi, Ankara ile Mersin’ndeki üniversitelerinde yürütülen çalışmada akademisyenler; derslerinde ve yayınlarında kendilerini sansürlediklerini, siyasi konularda eleştiri yaparken soruşturma riski hissettiklerini ve kadro güvencesiyle ilgili sorunlar yaşadıklarını anlattı.

Bir akademisyen, “Hepimiz kendimize otosansür uyguluyoruz, yani anlattığımız derslerde, yayınlarımızda otosansür uyguluyoruz” ifadelerini kullandı. Araştırmada siyasi baskı, korku ortamı, liyakatsizlik, yetersiz bütçe ve üniversitelerin yönetimine katılamama öne çıkan sorunlar arasında yer aldı.

Üniversitelerdeki ifade özgürlüğüne yönelik son birkaç yıla yönelik araştırmalar oldukça dikkat çekici. Bunlardan biri Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü’nde Rozerin Yaşa tarafından hazırlanan “Öğretim Elemanlarının Görüşlerine Göre Üniversite Özerkliği ve Akademik Özgürlük” başlıklı doktora tezi.

Çalışmada, akademisyenlerin bilimsel çalışmalarını yürütürken, ders verirken ve düşüncelerini açıklarken karşılaştıklarını belirttikleri sorunlar ortaya konuldu. 2024 tarihli araştırmada, üniversitelerin mali, yönetsel ve akademik özerkliği ile akademisyenlerin bilimsel özgürlüğü, eğitim ve öğretim özgürlüğü, istihdam koşulları ve düşünce ve ifade özgürlüğü ele alındı.

2026 tarihli Mersin’deki üniversitelerde yapılan akademik çalışma da bu bulguları destekledi.

Ankara’da yapılan araştırmanın nicel bölümünde Ankara Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde görev yapan 534 öğretim elemanının yanıtları incelendi. Araştırmanın nitel bölümünde ise aynı üniversitelerde görev yapan 19 akademisyenle görüşmeler yapıldı.

Araştırmada akademisyenlerin üniversite özerkliği ve akademik özgürlüğü savunduğu görüldü. Ancak bu konuda sorunlar ayrıntılı biçimde ortaya konuldu.

Araştırmanın önemli bulgularından biri akademisyenlerin yalnızca siyasi veya toplumsal açıdan tartışmalı konularda değil, derslerinde ve bilimsel yayınlarında da kendilerini sınırladıklarına ilişkin anlatılanlar oldu.

Tezde bilimsel özgürlüğe ilişkin sorunlar incelenirken katılımcıların araştırma konularını seçme ve çalışmalarını yayımlama süreçlerinde yaşadıkları kaygılara yer verildi. Bir akademisyen derslerinde ve yayınlarında otosansür uyguladıklarını belirterek şöyle konuştu:

“Hepimiz kendimize otosansür uyguluyoruz, özgür değiliz kesinlikle, yani anlattığımız derslerde, yayınlarımızda otosansür uyguluyoruz. Otosansür burada da işliyor, özgür bağımsız hissettiğimi söyleyemem; üç kere yutkunup ondan sonra konuşabiliyorum, bazen de hiç söyleyemiyorum.”

Çalışmaya katılanları, eleştiri nedeniyle karşılaşılabilecek olumsuzluklara ilişkin kaygıları, düşüncelerin açıklanmasından önce kişinin kendisini sınırlamasına da yol açabildiğini anlattı. Araştırmada, mevcut siyasi politika ve uygulamalara yönelik eleştirel veya karşıt görüş açıklamanın görevden alınma, soruşturma açılması ya da atama ve terfi süreçlerinde engellerle karşılaşma endişesi yaratabildiği belirtildi.

Akademisyenlerin kendilerini sınırladıklarını anlattıkları alanlardan biri de sosyal medya oldu. Tezde, katılımcıların sosyal medya paylaşımları nedeniyle takip edilme, hedef gösterilme veya çeşitli tepkilerle karşılaşma kaygılarını dile getirdikleri görüşlere yer verildi.

Sosyal medya kullanırken de kendisini baskı altında hissettiğini söyleyen bir akademiyen şöyle dedi:

“Özellikle sosyal medya konusunda tamamen kendimi baskı altında hissettiğimi söyleyebilirim. Oradan takip edildiğimi biliyorum. Sosyal medya paylaşımlarımda da bir sorunla karşılaşmadım, çünkü otosansür uyguluyorum burada da.”

Bir başka öğretim üyesi de mesleki konularda görüşlerini paylaşmak istediği halde trollerin tepkileri nedeniyle kendisini sınırladığını, “Sosyal medyayı aktif kullanan biriyim. Twitter’da 15 bin civarı takipçim var. Kimi zaman mesleki konularda böyle bir şeyler söyleyeyim, dokunayım, düşüncelerimi ifade edeyim diyorum; ama trollerden kaynaklı olarak düşüncelerimi tam da ifade etmiyorum” sözleriyle özetledi.

Bir diğer akademisyen sosyal medya paylaşımlarının kontrol edildiği hissini yaşadığını şöyle dile getirdi:

“Her anlamda kontrol ediliyoruz, sosyal medya hesaplarımıza kadar siyasi söylem dışında sosyal medyada da Instagram’da paylaştığımız fotoğraflara kadar her şekilde kontrol ediliyoruz. Bazı şeyleri paylaşamıyoruz. Bu yüzden üzerimizde bir kontrol, bir engellenme hissedip susuyoruz.”

Araştırmada siyasi konularda eleştiri yapmanın, akademisyenler açısından etiketlenme ve soruşturmayla karşılaşma kaygısı yaratabildiği de belirtildi. Katılımcılar siyasi konulardaki eleştirilerin doğurabileceği sonuçlara ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Özellikle politik konularda eleştiride bulunacağınız zaman bir şekilde etiketlenme, hatta soruşturma ve benzeri süreçlerle karşılaşma riskiniz çok fazla.”

Tezde bu tür kaygıların akademisyenlerin düşüncelerini özgürce paylaşmalarını sınırlayabildiği belirtildi. Katılımcıların bir bölümü, siyasi açıdan eleştirel görülebilecek konularda görüş açıklamanın mesleki gelecekleri üzerinde olumsuz sonuçlar doğurabileceğinden endişe ettiklerini anlattı.

Araştırmada soruşturma kaygısı, işten çıkarılma endişesi ve kadro veya terfi süreçlerinde engellerle karşılaşma ihtimali, otosansürle bağlantılı sorunlar arasında değerlendirildi.

“Özellikle siyasi sonuçları olabilecek ve birilerini rahatsız edebilecek türden çalışmaların yayınlanmasında, araştırılmasında sorun yaşıyoruz.”

Çalışmada, akademisyenlerin araştırma alan ve konularına siyasi veya ekonomik nedenlerle müdahale edildiğini düşündükleri belirtildi. Özellikle sosyal bilimler alanında bu durumun akademik özerklik bakımından önem taşıdığı vurgulandı.

Araştırmada bilimsel özgürlüğün yalnızca araştırma yapabilme hakkıyla sınırlı olmadığı; araştırma sonuçlarını yayımlama, bilimsel etkinliklere katılma ve çalışmaların sonuçlarını özgürce paylaşma olanaklarını da kapsadığı ifade edildi. Katılımcılar, araştırma ve proje faaliyetlerinde bütçe yetersizliğinin de sınırlayıcı bir etken olduğunu belirtti.

Tezde, siyasi veya ekonomik açıdan belirli beklentileri karşılamayan araştırmaların desteklenmemesi ihtimaliyle ilgili görüşler de yer aldı.

Görüşmelerde, işten çıkarılma endişesinin ve atama süreçlerinde sorun yaşama ihtimalinin akademisyenlerin düşüncelerini açıklama biçimlerini etkileyebildiği ifade edildi.

“Ben siyasal bilgiler fakültesine geldiğimden beri maalesef çeşitli davalar ya da akademik özlük haklarıma yönelik saldırılar oluyor. Sadece siyasal bilgilerden bahsetmiyorum, herkese başka şekillerde oluyor. Mesela araştırıma görevlilerinin 33a’dan 50d’ye geçirilmesi. Yani bütün bu süreçlerin hepsi birer birer dava sürecine dönüştü ve işi politize etti.”

Akademisyen, kadroların siyasi baskı aracı olarak kullanılabildiğini düşündüğünü şu sözlerle ifade etti:

“Kadro meselesi artık bir sopaya dönüştürüldü siyasi iktidar tarafından, dolayısıyla çok uzun yıllardan beri hocalarımıza hak ettikleri kadrolar verilmiyor.”

Araştırmanın bir diğer önemli bulgusu, akademisyenlerin üniversite yönetiminde söz sahibi olamama ve yöneticilerin belirlenme biçimine ilişkin eleştirileri oldu. Bir akademisyen, “En önemli özerklik sorununun rektörlerin seçimle değil cumhurbaşkanı tarafından atanması olduğunu düşünüyorum. Aynı şey dekanlar ve bölüm başkanları için de geçerli” dedi.

Bir diğer katılımcı ise üniversite yönetiminde kararların tabandan başlayarak alınması gerektiğini, “Kişiler karar alıyor, oysa kurumlar söz sahibi olmalı, yani en alttan anabilim dallarından bölümlere, bölümlerden dekanlıklara, fakülte yönetim kurullarından daha yukarıya yani tabandan gelen bir demokratik süreç olmalı” sözleriyle savundu.

Araştırmada seçimle göreve gelinmesi dışında, yöneticilerin etik ilkelere uymaması veya görevlerini yerine getirmemesi durumunda güven oylaması gibi yöntemlerle görevden alınabilmelerinin de değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.

Çalışmada özerklik tartışmasına yönelik, “Üniversitelerin hiçbir özerkliği yok, hatta üniversiteler ile YÖK işbirliği yapıp hoşlarına gitmeyen insanların kadrolarını geciktiriyorlar bazen işten alıyorlar, bu da bir hukuksuzluk, adaletsizlik” diyen de vardı. Araştırmada akademik kadrolara ilişkin kararların siyasi yakınlık veya eş-dost ilişkileri üzerinden verilebildiğine yönelik katılımcı eleştirileri de aktarıldı.

Akademisyenler, atama ve yükseltme süreçlerinde nesnel ölçütlerin uygulanmasının önemini vurguladı.

Akademisyenler, yetersiz finansmanın araştırma projelerini ve bilimsel etkinliklere katılımı sınırlayabildiğini belirtti. Bazı katılımcılar, özellikle sosyal bilimlerdeki araştırmaların yeterli kaynak bulamadığını ifade etti.

ODTÜ’den bir akademisyen, “Mali sıkıntılar mevcut, doğru düzgün bütçe verilmiyor; bazı projeler için bütçe çıkmıyor. Mesela bölümdeki muhalif hocaların bazı projeleri kesinlikle desteklenmiyor” diye konuştu.

Araştırmada devlet finansmanının yetersizliği nedeniyle üniversitelerin özel sektörle işbirliğine yönelmesi de yer aldı. Bir öğretim üyesi “Üniversitede çeşitli projeler geliştirmek isteniyor, ama deniyor ki A şirketinin şu konuda bir ihtiyacı var bu projeyi o şekilde yaparsan seni desteklerim, ama o şekilde yapmayacaksan desteklemiyorum diyor, sopa olarak kullanıyor aslında” dedi.

Akademik özgürlük araştırmasında yalnızca siyasi açıklamalar ve araştırmalar değil, derslerin içeriği ve öğretim faaliyetleri de incelendi.

Çalışmaya katılan akademisyenler, program ve ders açma ya da kapatma kararları, standartlaştırılmış müfredat, ders materyallerini seçme özgürlüğü ve bazı konuların derslerde ele alınmasına ilişkin sınırlılıklar konusunda sorunlar bulunduğunu belirtti. Tezde, akademisyenlerin derslerinde kendi düşüncelerini açıklamaktan, belirli siyasi konuları tartışmaktan veya bazı öğrencileri rahatsız edebilecek meseleleri ele almaktan kaçınabildikleri değerlendirildi.

Bunun nedenleri arasında soruşturma açılması, görevden uzaklaştırılma veya işten çıkarılma endişesi sayıldı. Araştırmada ayrıca konferans ve panellerin iptal edilmesi, bazı ders kitaplarının veya materyallerinin yasaklanması ve müfredat üzerindeki sınırlamalar, öğretim özgürlüğüne ilişkin sorunlar olarak ele alındı.

Çalışmada yer alan görüşlere göre, bazı akademisyenler akademik teşvik sisteminin çok sayıda ve hızlı yayın yapma baskısı oluşturduğunu, bunun da araştırmaların niteliği ve akademisyenlerin kendi çalışma hızlarını belirleyebilmesi açısından sorun yaratabildiğini ifade etti. Ancak teşviklerin yararlı bir uygulama olduğu vurgulandı.

Araştırmada akademisyenlere, üniversite özerkliği ve akademik özgürlüğün önündeki tehdit ve engellerin neler olduğu da soruldu.

Akademisyenler, siyasi baskının üniversitelerin yönetiminden akademik çalışmalara kadar farklı alanları etkileyebildiğini düşündüklerini belirtti. Üniversitelerin siyasi iktidarın uzantısı gibi görülmesi ve üniversite ile iktidar arasındaki çatışmaların eğitim, araştırma, mali ve yönetsel süreçlere yansıması eleştirildi.

Korku ortamı ise akademisyenlerin düşüncelerini açıklarken işlerini kaybetme, soruşturma açılması veya yükselme süreçlerinde engellerle karşılaşma kaygısı taşımasıyla ilişkilendirildi.

Çalışmada bu kaygıların akademisyenleri daha az riskli konulara yöneltebildiği, tartışmalı gördükleri meseleleri araştırmaktan kaçınmalarına veya araştırma sonuçlarını yazarken kendilerini sınırlamalarına neden olabildiği ifade edildi. Araştırmada üniversitelerin özel sektörün hedef ve beklentilerine göre şekillenmesinin akademisyenlerin bireysel araştırma ilgilerini ve toplumsal ihtiyaçları geri plana itebileceği yönündeki görüşler de yer aldı.

Hesap verebilirlik konusunda bazı akademisyenler hesap verebilirlik uygulamalarını özerkliğe müdahale riski taşıyan denetim mekanizmaları olarak gördü. Bazıları üniversitelerin ve akademisyenlerin karar ve faaliyetlerinden sorumlu olması gerektiğini savundu.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: kisadalga.net
Haber metni ve görseller kisadalga.net sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Eğitim
Yayın: 26 Ekim 2026 21:16 · Kaynak: kisadalga.net
Kaynağı Oku ↗