Demokrasi Yoksa Cumhuriyet Tabeladır
- Cumhuriyetimizin kuruluşunun 103
- Saltanatı kaldırdık, hanedan yönetimine son verdik, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan ettik
Cumhuriyeti mizin kuruluşunun 103. yılını kutluyoruz. Saltanatı kaldırdık, hanedan yönetimine son verdik, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu ilan ettik. Ancak aradan geçen 103 yıla rağmen hâlâ demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, bağımsız yargıyı ve gerçek halk egemenliğini tartışıyoruz.
O hâlde kendimize şu soruyu sormalıyız: Cumhuriyetin varlığı mı önemlidir, yoksa vatandaşlarına nasıl bir hayat sunduğu mu? Cumhuriyet, devlet başkanlığının bir hanedanın kalıtsal hakkı olmadığı yönetim biçimidir.
Demokrasi ise halkın kendi yöneticilerini özgürce seçebildiği, denetleyebildiği ve değiştirebildiği siyasal düzendir. Cumhuriyet devletin biçimini, demokrasi yönetimin niteliğini belirler. Bu iki kavramı birbirine karıştırdığımızda, cumhuriyetin varlığını demokrasinin de varlığı sayma yanılgısına düşeriz.
Avrupa'da Monarşi mi, Bazı Ülkelerde Cumhuriyet mi?
Bugün Avrupa'da 12 egemen devlet monarşiyle yönetiliyor. İngiltere, İsveç, Norveç, Danimarka, Hollanda, Belçika, İspanya ve Lüksemburg bunların arasındadır.
Bu ülkelerde devlet başkanlığı kalıtsaldır. Ancak çoğunda hükümetler halkın seçtiği parlamentolara dayanır. Yargı bağımsızlığı, temel haklar ve demokratik kurumlar güçlü güvencelere sahiptir.
Buna karşılık İran ve Kuzey Kore gibi ülkelerin adı cumhuriyettir. Irak, Suriye ve Libya'nın geçmiş dönemlerinde de cumhuriyet adı altında otoriter yönetimler kurulmuştur. Cumhuriyet sözcüğü, bu ülkelerde tek başına demokrasi ve özgürlük sağlamamıştır. İşte burada çarpıcı bir çelişkiyle karşılaşıyoruz.
Bir tarafta devlet başkanı kral olan, fakat vatandaşlarının özgür seçimlerle hükümetlerini değiştirebildiği, hukuk güvencesine sahip olduğu ülkeler; diğer tarafta devlet başkanı cumhurbaşkanı olan, fakat siyasal hakların ve özgürlüklerin sınırlandırıldığı ülkeler bulunuyor. O hâlde hangisi daha önemlidir:
Devletin başında kral mı, cumhurbaşkanı mı bulunduğu; yoksa halkın özgür, güvenli ve refah içinde yaşayıp yaşamadığı mı?
Bugün milyonlarca insan daha iyi bir gelecek arayışıyla Avrupa ülkelerine göç ediyor. İngiltere, Hollanda, İsveç, Norveç ve Danimarka gibi monarşiler de bu ülkeler arasında bulunuyor. İnsanlar buralara krallık rejimini benimsedikleri için değil; iş, eğitim, güvenlik, hukuk ve yaşam imkânları aradıkları için gidiyor.
Elbette Almanya, Fransa ve İsviçre gibi demokratik cumhuriyetler de benzer biçimde göç alıyor. Demek ki insanların aradığı şey monarşi veya cumhuriyet adı değil, bu devletlerin sağladığı yaşam koşullarıdır.
İnsanlar bir ülkenin tabelasına değil, kendilerine sunduğu hayata bakıyor. Cumhuriyet sözcüğünü kutsamak yerine, onun içini hangi değerlerle doldurduğumuzu sorgulamalıyız.
Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu tarihsel bir dönüşümdür. Ancak Cumhuriyetin ilanıyla demokrasi aynı anda kurulmadı. Tek parti dönemi, çok partili yaşama geçiş, 1950'de iktidarın seçimle değişmesi, askerî darbeler, muhtıralar ve siyasal müdahalelerle geçen bir asırlık tarihimiz var.
Cumhuriyeti kurduk, fakat demokratik kurumları kalıcı biçimde güçlendirmekte zorlandık. Bugün de benzer sorunlarla karşı karşıyayız. Egemenliğin millete ait olduğunu söylüyoruz, fakat milletvekili adaylarını çoğunlukla parti merkezleri belirliyor.
Seçmen, kendi partisinin hazırladığı listedeki adayları ve sıralamalarını değiştiremiyor. Siyasi partileri demokrasinin vazgeçilmez kurumları sayıyoruz, fakat parti içi demokrasinin yetersizliği nedeniyle liderler ve dar yönetici kadrolar geniş yetkiler kullanıyor.
Ön seçim zorunlu değil, parti üyelerinin aday belirleme gücü sınırlı. Belediye başkanlarını ve cumhurbaşkanını doğrudan seçiyoruz, fakat adayların belirlenmesinde yine parti yönetimlerinin ağırlığı bulunuyor. Halkın egemenliğinden söz ederken, halkın kendi temsilcilerini belirleme hakkını yeterince geliştiremiyoruz.
Kuvvetler ayrılığını savunuyoruz, fakat yürütme yetkisi cumhurbaşkanında toplanmış bulunuyor. Yargı bağımsızlığını anayasal güvenceye alıyoruz, fakat Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı örnekler yaşıyoruz.
Seçilmiş yerel yöneticiler hakkında hukuki soruşturmalar yürütülebilirken, görevden uzaklaştırma ve kayyım uygulamalarının halkın temsil hakkı üzerindeki etkilerini tartışıyoruz.
Bütün bunlar cumhuriyetin varlığından çok, demokratik işleyişinin sorgulanmasını gerektiriyor.
Cumhuriyetin Adı Değil, İçeriği Önemlidir
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, devletimizi demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlıyor. Üstelik bu nitelikler değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen hükümler arasında yer alıyor.
Ancak anayasaya yazmakla demokratik hukuk devleti kendiliğinden gerçekleşmiyor.
Bağımsız yargı, kuvvetler ayrılığı, adil yargılanma, özgür basın, siyasi partilerde demokrasi ve eşit koşullarda yapılan seçimler olmadan halk egemenliği eksik kalıyor.
Çünkü demokrasi yalnızca seçim yapmak değildir. Halkın yöneticilerini belirleyebilmesi, denetleyebilmesi ve gerektiğinde değiştirebilmesidir. Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar yaşadığımız sorunları yalnızca bugünkü iktidarlara bağlamak da yeterli değildir.
Siyasal kültürümüzü, devlet anlayışımızı, seçim sistemimizi ve siyasi partilerimizin yapısını birlikte sorgulamak zorundayız.
Cumhuriyetin 103. yılında asıl sorumuz şudur: Biz Cumhuriyeti kurduk, fakat demokrasiyi neden hâlâ arıyoruz?
Artık cumhuriyeti yalnızca monarşinin karşıtı olarak tanımlamaktan öteye geçmeliyiz.
Asıl olan devletin başında kral veya cumhurbaşkanı bulunması değil, devletin vatandaşlarına nasıl davrandığıdır. Hukukun herkese eşit uygulanıp uygulanmadığı, insanların özgürce yaşayıp yaşayamadığı, geleceğe güvenle bakıp bakamadığıdır.
Cumhuriyetimizin 103. yılında ihtiyacımız olan yeni bir cumhuriyet ilan etmek değil, var olan Cumhuriyetin demokratik hukuk devleti niteliğini bütün kurumlarıyla hayata geçirmektir.
Cumhuriyeti kelime olarak kutsamaya gerek yoktur. Asıl kutsal olan insan onuru, özgürlük, adalet ve halkın iradesidir. Çünkü önemli olan tabelada ne yazdığı değil, o tabelanın altında yaşayan insanlara nasıl bir hayat sunulduğudur.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Eğitim
Yayın: 28 Ekim 2026 10:46 · Kaynak: tunceliemek.com.tr