Cumhuriyetin arkasındaki dün
- Demokrat Kocaeli Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mevlüt Soysal'ın yazısı; KARŞINIZDA gördüğünüz bir dağ… Kahverengi bir alüvyon zemin, o zeminden taşan gri renkli kayaçlar, aşağılara doğru katman katman yine kahverengi, yumuşakça kayalar… O dağda gördükleriniz yalnızca bunlardan ibaret olsa da
Demokrat Kocaeli Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mevlüt Soysal'ın yazısı;
KARŞINIZDA gördüğünüz bir dağ… Kahverengi bir alüvyon zemin, o zeminden taşan gri renkli kayaçlar, aşağılara doğru katman katman yine kahverengi, yumuşakça kayalar… O dağda gördükleriniz yalnızca bunlardan ibaret olsa da arkasında, milyonlarca yıllık bir oluşum süreci var. Zemindeki kayaçların parçalanması, magmadan gelen bir sıvının kayaca dönüşmesi, parçalanan malzemelerin rüzgârla, fırtınayla başka başka yerlere gidip orada yeni bir kayaç oluşturmaları…
Gördüklerimiz, gerçeklerin çok ama çok azıdır.
Ve cumhuriyet… Örneğin dilimiz, örneğin giyimimiz, örneğin kültürümüz, örneğin aidiyetlerimiz, örneğin yaşamımız… Zamanın içinde debelenip dururken, nasıl da kayıtsızca, her şey bir anda oluşmuş gibi olaylara yaklaşıyoruz… Oysaki arkasında koca bir dün var. Bizim bugün yaşadıklarımız, işte o dünün eseri…
Dünsüz bir hiçiz!
Dünsüz biz yokuz!
Gazeteler…
Hepsi eski, sayfaları sapsarı…
Bir dün yolcusu olarak eski gazeteleri karıştırırken bir kadın kongresi çıkıyor sayfaların birinde…
Ah! O kadınlar… Renk renk… Öyle ki, siyah beyaz sayfalarda dahi ışıltıları belli olan…
Habere göre, devletin desteğiyle düzenlenen kongreye dünyanın dört bir yanından kadınlar katılıyor. Yüzlerinde vakur bir tebessüm… Gözlerinde heyecan ve umut! Ve çağdaşlığın ve özgürlüğün egemenliği için bir aradalar. Kadın-erkek eşitliğinin sağlanabilmesi için kafa kafaya veriyorlar.
Kadınlar da erkekler gibi iş hayatında olsun diye verdikleri çabayı birbirlerine anlatıyorlar.
Bir sonuç çıkıyor o kongreden… Kamuoyuna duyuruyorlar. Ve bu, bu toprakların en önemli “kadın başkaldırışı” olarak tarihteki yerini alıyor. O kadınlar bu topraklarda hürriyet ışığını yakan kadınlar olarak tarihe adlarını yazdırıyorlar. O kadınlar, başka kadınlarda varlıklarını sürdürüyorlar.
Dün…
Her şey dünün eseri!
Bugün hayatın her alanında olan kadının çalışmasında, üretmesinde, erkeklerle eşit olmasında dünkü o kongrenin payı yok mu?
O kongre ve kadınlar için atılan onca adım özgür, çağdaş ve eşit kadını bugüne hazırlamadı mı? Bugün özgürlüğün maviliklerinde yelkenlileriyle turlayan kadınların o kadınlara hiç borcu yok mu?
Devrimler ve üreten cumhuriyet… Herhalde yıl 1935… Hükümet kalkınma planını açıklıyor; kâğıt fabrikası, çimento fabrikası, pamuk fabrikası, porselen fabrikası… Cumhuriyet durmuyor; yılda beş fabrika açıyor. Dünya büyük bir ekonomik kriz yaşarken bizim cumhuriyetimiz üretiyor.
Türkler ellerindeki nasırın acısını hissetmeden ürettikçe üretiyor. Ürettikçe kendini var ediyor.
Örgütleniyorlar onlar sonra… Ancak bir ve bütün olduklarında haklarını alabileceklerine inanıyorlar. “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için!” diye slogan atmasalar da biri hepsi için olduğunu anlıyor.
Dün…
Her şey dünün eseri!
Bugün kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir ülkede yaşıyorsak ve bağımsızsak; bu üretimin payı yok mu? O işçiler kendi karınlarını doyurmak için çalışsalar da aynı zamanda kendilerinden onlarca yıl sonra doğanlar için de üretmediler mi? Onların nasırlı ellerini tutup bugünkü varlığımızı sağlamadık mı biz?
Dün…
Bizim borçlu olduğumuz dün…
Cumhuriyet fabrikalara yalnızca fabrika gözüyle de bakmıyor. O fabrikalarda sinema salonları oluyor, tiyatro salonları oluyor. Büyük restoranlar, havuzlar, kafeteryalar… İnsanlar yalnızca çalışmıyor, sosyalleşiyor aynı zamanda… Kadınlar, erkekler, gençler, çocuklar, hep birlikte ve umut dolu…
SEKA…
Dedi ki yaşlı ve emekli bir işçi:
“Altı saatlik Hamlet ilk kez SEKA’da sahnelendi.”
Shakespeare’in fabrikasıydı aynı zamanda SEKA… Shakespeare üretiyordu o fabrikada!
Dün…
Ne çok şey dünün eseri!
Bağımsızlık için olmazsa olmazdır dil… Cumhuriyetin büyük devrimcileri Türkçenin yurdun her yanında güzel kullanılmasını istiyor. Gazetelerin tamamında “Türkçemiz” sütunları var. Bu sütunlarda kelimelerin nasıl kullanılması gerektiği halka sunuluyor. Dilin incelikleri anlatılıyor. Halk devrim yapmakla kalmıyor, devrimin içini dolduruyor.
TRT’nin nostalji kuşağında seksenlerin, doksanların çocukları konuşuyor bazen. Onları dinliyorum uzun uzun.
Öyle güzel konuşuyorlar ki… “Bu bir devrimdir!” diyorum.
Ve şimdiki güzel dilin varlığını düne borçlu değil miyiz?
O sütunları sayfasına koyan editör… Ona çok şey borçlu değil miyiz?
Dün…
Biz hep dünle yol almıyor muyuz?
“Görgü kuralları” sütunları var… Efendim, yemek yerken bıçak nasıl kullanılır; kamusal alanlarda nasıl oturulur; tanışmada hangi sözcükler kullanılır, vesaire…
O kuralları hâlâ uyguluyoruz.
Cumhuriyet aynı zamanda evrensel görgü kurallarını içselleştirmiş insan yetiştirmek istiyor. O değerler sayesinde köy enstitüsünden çıkıp Fransa’da keman virtüözü olan genç kızı Fransızlar yadırgamıyor.
Cumhuriyet dünya insanı yaratıyor. Yokluktan varlığa ulaşmış Türk, dünyayla yarışa giriyor.
Dünün eseri değil mi bu?
Ve bir çocuk… Ayakkabıları yırtık… Kazağı eski… Elleri nasırlı… Köy enstitüsünün müzik odasına utana sıkıla girip on yıl sonra müzik öğretmeni olarak bir başka köy enstitüsünün yolunu tutuyor. Aydınlık yayılıyor. Aydınlık tarlalar kadar, ormanlar kadar büyüyor.
Kim bilir, belki de Fazıl Say, o köy enstitüsünden yayılan melodilerin kulaktan kulağa, nesilden nesile mırıldanmasıyla Fazıl Say oluyor. O daha doğmamışken, köy enstitüsündeki o salondan çıkan piyano sesinin ülkenin her köşesine yayılmasıyla birlikte bu ülke, Fazıl Say’ı var ediyor.
Ve bir Japon, bir Alman, gözyaşları içinde büyük piyanisti dinlerken, hayranlık duydukları yalnızca Fazıl Say olmuyor. Hayranlık duydukları, aynı zamanda bu ülkenin topraklarına umut, özgürlük, bilim, uygarlık ve sanat tohumları atan Mustafa Kemal Atatürk oluyor.
Dün…
O kırık piyanomuz değil mi?
O yırtık kazaklı çocuğun nasırlı elleri değil mi?
Orhan Veli Kanık, “Birdenbire” şiirinde şöyle der:
“Her şey birdenbire oldu / Birdenbire vurdu gün ışığı yere / Gökyüzü birdenbire oldu / Mavi birdenbire / Her şey birdenbire oldu / Birdenbire tütmeye başladı duman topraktan / Filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire / Yemiş birdenbire oldu.”
İnanmam!
Hiçbir şey birdenbire olmadı.
Dünün eseri her şey…
O gördüğünüz dağ!
Ve yaşadığımız, dağ gibi cumhuriyet…
Dünün eseri!
Dün…
Her şey dünün eseri…
Kutlu olsun…
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Kültür-Sanat
Yayın: 28 Ekim 2026 20:55 · Kaynak: demokratkocaeli.com