Bir Şehir Gördüm Geçenlerde
Geçenlerde bir şehir gördüm. Minareleri olabildiğince yüksek. Gökdelenleri sanki göğü delecek. Camileri haftanın bir günü doluyordu sanki. Vicdanları hakkında bir şey söyleyemem. Yaşı kemale ermiş bir adamın cebinden banka kartı düşüvermişti namaz çıkışı.
Bir grup genç, ağızlarından dökülen insanlık dışı sözlerin patırtısı içinde, caminin önündeki bankta oturuyordu. Geçen hafta ahirete uğurladıkları dedelerinin helvasını cemaate dağıtmak için bekliyorlardı. Gerçi şehrin her köşesinde bir hayır tabelası vardı.
Her sokağında bir yoksulun imzası. Duvarlarında satır satır ayetler, kapıları tutan koca koca kilitler. Sofralar dijital mecralarda sergilenen bir israf tablosu, her evin yanıbaşında ocağı tütmeyen bir komşu. Bir adam gözüme ilişti.
En büyüklerinden bir yardım kolisi hazırlattı. Sonra emin adımlarla yürüdü ara sokağın en uzak köşesinde kalmış, duvarları nemden dökülmeye yüz tutmuş, bahçesinde ayakkabısız üç beş çocuğun kendilerince bir oyun tutturdukları müstakil eve.
Cep telefonunu cebinden çıkarmadan vermedi kolisini evde meskun fakire. Bir başkası yaptığı iyiliği anlatacak kimse bulamayınca bir daha iyilik yapmayacağına ant içti Allah adına.
Bir şehir gördüm geçenlerde. Bir dernek merhameti afişe bastı. Bir şirket vicdanı reklam filminde aktör olarak oynattı. Adalet, beyannamelerde boy gösterdi, belli zaman dilimlerinde. İyilik değil de sanki iyiliğin görüntüsü çoğalmıştı bu şehirde.
Influencer kelimesi o kadar yaygın kullanılıyordu ki ne anlama geldiğini öğrenmek istedim kendimce. Sonrasında kimin etken kimin edilgen olduğunu anladığımda, uzun kış gecelerinde ilim adamlarının yitirdiği itibarın yasını tuttum.
Sanatı soyup sanat diye yutturulduğunu gördüğüm gün, tarihteki sanatçılar adına mevlit okuttum. Saygın bireylerin süs eşyası kıvamına sokulduğunu, anahtarlık adıyla ceplere konulduğunu gördüğümde için için ağladım.
Bir şehir gördüm geçenlerde. Nuh Tufanının yaşanıp bitmiş bir hadise olduğu anlatılıyordu mekteplerde. Oysa bazı tufanlar suyla gelmezdi. Azar azar kaybedilen insanın yokluğu, tufan misali kuşatırdı şehri. Bazı yıldırımlar gökten inmezdi.
Vicdanların kıstırılan sesi çığlık gibi yayılırdı göğe. Önce başkasının acısına alışılır, sonra o acının dili unutulurdu. İşte o zaman sular yükselmese bile şehir boğulurdu. Gemiler yapılır, limanlar kurulur, denizler haritalara sığdırılır. Ama insan bu şehrin girdabına alıştığında varlığından uzaklaşır.

Kategori: Hava · Bölge: Karaman
Yayın: 26 Ekim 2026 06:38 · Kaynak: karamandan.com