Tarihi geçmiş kanser ilaçları: Denetim nasıl işliyor?
- Tarihi geçmiş kanser ilaçlarının yeniden satıldığı iddiası üzerine uzmanlar, denetimlerin nasıl işlediğini ve hastalar açısından riskleri değerlendiriyor
Tarihi geçmiş kanser ilaçlarının yeniden satıldığı iddiası üzerine uzmanlar, denetimlerin nasıl işlediğini ve hastalar açısından riskleri değerlendiriyor.
Google'da DW'yi tercih edin İlaçların kullanım tarihi karekod sistemi ile takip ediliyor Fotoğraf: Daniel Reinhardt/dpa/picture alliance Reklam Türkiye'de son kullanma tarihi geçmiş kanser ilaçlarının ambalajları değiştirilerek yeniden satışa sunulduğu iddiası, ilaçların hastaya ulaşana kadar nasıl denetlendiği sorusunu gündeme getirdi.
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada 2 Kasım’da İstanbul merkezli 11 ilde operasyon düzenlendi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, üçü kamu görevlisi 24 şüphelinin tespit edildiğini, 22 kişinin gözaltına alındığını açıkladı.
Dört şirket ve beş işyerinin belirlendiği soruşturmada yaklaşık 650 milyon liralık işlem hacmi saptandığı bildirildi.
Başsavcılığın açıklamasına göre, hastanelerden temin edilen tarihi geçmiş ilaçların yeni ambalaj ve prospektüslerle tarihi geçmemiş gibi gösterilerek yurt içinde ve dışında satıldığı değerlendiriliyor. Şüpheliler arasında sağlık çalışanları ve eczacılar da bulunuyor.
İlaçların denetiminde Sağlık Bakanlığına bağlı Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) ile il sağlık müdürlükleri görev alıyor. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğünün görev tanımında eczane denetimleri, ilaçların piyasa gözetimi ve ecza depoları ile eczanelerde uygun koşullarda saklanmasının takibi yer alıyor.
Denetimin dijital ayağını ise ilaçların kutu bazında izlenmesini sağlayan İlaç Takip Sistemi (İTS) oluşturuyor. Ancak bu dosyada ambalaj değişikliğinin takip kayıtlarına nasıl yansıdığı, ilaçların hangi kanallardan alıcılara ulaştığı ve işletmelerin denetim geçmişi henüz açıklığa kavuşmuş değil.
DW Türkçe'ye konuşan Türk Eczacıları Birliği (TEB) Merkez Heyeti Başkanı Mehmet İrfan Demirci, eczanelerde karekod üzerinden kontrol yapıldığını, son kullanma tarihi dolmuş ilaçların satışının sistem tarafından engellendiğini söylüyor.
"Eczaneler üzerinden tarihi geçmiş ilaçların hastaya sunulmasına imkan yok" diyen Demirci, operasyonun ayrıntılarını henüz bilmediklerini de belirtiyor: "Hastalara sunulup sunulmadığını bilmiyoruz."
TEB Genel Sekreteri Uzman Eczacı Taner Ercanlı ise İTS'nin sağladığı güvencenin, ilacın yasal ve denetlenen tedarik zinciri içinde kalmasına bağlı olduğunu vurguluyor.
Ercanlı, DW Türkçe'ye değerlendirmesinde "Yasa dışı ilaç ticaretiyle mücadele, operasyonlarla sınırlı kalmamalıdır" diyor. Temin, depolama ve dağıtımın her aşamasında etkin denetim isteyen Ercanlı, internet ve sosyal medya üzerinden yapılan yasa dışı satışlara karşı kurumlar arası iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Avukat Fırat Çiçek'e göre, bu olayda incelenmesi gereken temel belgelerden biri İTS kayıtları. Çiçek, ilaçların üreticiden depoya, eczane veya hastaneye ve hastaya uzanan hareketlerinin karşılaştırılması gerektiğini söylüyor.
Bu incelemenin yanıtlaması gereken soru, fiziken el değiştiren ilaçların elektronik kayıtlarda nerede göründüğü. Tarihi geçmiş ürünlerin stoktan ayrılması ve imhaya gönderilmesi aşamaları da denetimin bir başka boyutunu oluşturuyor.
Çiçek, iddiaların Türk Ceza Kanunu'nun "Bozulmuş veya değiştirilmiş gıda veya ilaçların ticareti" başlıklı 186'ncı maddesi kapsamında değerlendirilebileceğini belirtiyor.
Madde, insan hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde bozulmuş veya değiştirilmiş ilaçları satan, tedarik eden veya bulunduranlara bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörüyor. Suçun ruhsata dayalı bir mesleğin icrası kapsamında işlenmesi halinde ceza üçte bir artırılıyor.
Çiçek, suçun oluşması için bir hastanın mutlaka zarar görmesinin gerekmediğini söylüyor. Ölüm veya yaralanma meydana gelmişse, ilaçla zarar arasındaki bağın bilirkişi incelemesiyle ortaya konulması gerektiğini belirtiyor. Bu durumda öldürme veya yaralama suçlarının da değerlendirilebileceği görüşünde.
Kamu görevlileri açısından ise suça katılım ile denetim görevinin ihmali arasında ayrım yapılması gerektiğini vurguluyor. Çiçek'e göre, denetim yükümlülüğünü yerine getirmeyen görevlilerin sorumluluğu da soruşturulmalı.
Türk Tabipleri Birliği Başkanı ve tıbbi onkoloji uzmanı Prof. Dr. Pınar Saip, son kullanma tarihinin geçmesinin ilacın mutlaka bozulduğu anlamına gelmediğini, ancak üreticinin etkinlik ve kalite güvencesinin sona erdiğini anlatıyor.
DW Türkçe'ye konuşan Saip'e göre, bazı ilaçlarda etkin madde azalabilir; özellikle biyolojik ilaçlar uygun olmayan sıcaklıklarda yapısal değişikliklere uğrayabilir. Bunun tedavinin etkinliğini azaltabileceğini belirten Saip, her tarihi geçmiş ilacın mutlaka toksik hale geldiği sonucuna varılmaması gerektiğini vurguluyor.
Saip, tedaviye yanıt alınamamasının da tek başına ilacın bozulduğunu göstermediğine dikkat çekiyor:
"Bir ilacın güvenilirliği yalnızca hastanın tedaviye verdiği yanıtla değerlendirilemez."
İlaç kabulünden uygulamaya kadar tarih, üretim serisi ve saklama koşullarının kontrol edilmesini isteyen Saip, şüpheli ürünlerin ayrılması ve etkilenmiş olabilecek hastaların belirlenerek bilgilendirilmesi gerektiğini söylüyor.
İstanbul'da yaşayan ve beş yıldır kanser tedavisi gördüğünü anlatan Şengül A. için haberler, tedavinin yüküne yeni bir endişe eklemiş. İlaç bulmakta da zorlandığını söyleyen Şengül A., beklentisini şöyle ifade ediyor:
"Ben bir kanser hastası olarak ilaçlarımı kullanırken korkmak istemiyorum."
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Sağlık
Yayın: 08 Kasım 2026 07:33 · Kaynak: DW Türkçe