30 Ekim(ler)
Günün sözü:"Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür" Muallim Naci
30 Ekim Sisam Depremi, Bayraklı Afeti'nin altıncı sene-i devriyesini, etkinlikler ve anmalar ile geride bıraktık. Bir sonraki 30 Ekim'e kadar -kayıp ailelerinin dışında- hatırlayan olmayacak.... Oysa bu 30 Ekim, ilk yıkım değildi.
Onu bizzat içinde yaşamama rağmen ben dahil herkes unuttu; utandım..... Kırküç yıl önce, yine bir 30 Ekim sabahı, soğuk ve karlı bir Erzurum sabahında bir gürültü ile gözlerimi açtım. Tavana doğru baktığımda, avizenin neredeyse yarım daire çizdiğini gördüm.
Babam, duvarları tutuyor, rahmetli annem kardeşlerim, kuzenim çığlık çığlığa ağlıyordu.... O vakitlerde, tek kanallı televizyon ve radyo haricinde iletişim kanalı yoktu. Radyonun rutin yayınını keserek depremi duyurduğunda ise, herkes canının, akrabasının derdine düşmüştü.
Soğuk, pis ve hain bir düşman gibi içimize işlerken sokaklara çıktık. Nereye ve nasıl gideceğimizi bilmiyorduk.... İlk haberler, depremin merkez üssünü, büyüklüğünü verdi: Horasan 6.9...... Henüz 18 yaşında, matematik bölümü öğrencisi, ben;kıt coğrafya bilgimle anlamlandırmaya çalışıyordum;yıkım büyük olmalıydı.
Haber, ancak ertesi gün gazetelere düştü. O vakitler, 12 Eylül döneminin etkileri devam ederken, enkazların başına sadece ordu birliklerinin gittiğini hatırlıyorum. Zaten fukara olan Erzurum halkı, iki battaniyesi varsa birini;üç ekmeği varsa ikisini bölgeye taşıdı.
Bir hafta sonra ölü sayısı da kesinleşti:1155 çoğu kırsalda yurttaşımız yaşmını yitirdi bu depremde. 540 a yakın yaralı, 6000 az-orta-ağır hasarlı bina geriye kaldı.... Günümüzde olduğu kadar çok deprem bilimci yoktu o vakitler.
Veya vardı da biz bilmiyorduk. Fay, sıvılaşma... Bunların bile sözü hiç edilmedi. "Allahın afeti" diyerek "takdir-i ilahi" ye bağlandı konu. Ve Horasan Depremini herkes unuttu;ben dahil. Utanıyorum.... O vakitler, Türkiye deprem tehlike haritası da yoktu; ya da vardı biz bilmiyorduk.
Okulda ne öğrendiysek, o... Ve hep "takdir-i ilahi".. Depremi, azmışlığa, sapmışlığa, ibadet eksikliğine bağlayanlar oldu. Bİz de inandık ahali olarak. Ne yapabiliriz ki...... Matematik bölümü öğrencisiydim. Okulun kantinine girtiğimde, kimi çok korktuğunu, kimi ise yataktan bile kalkmadığını anlatıyordu....
Bu ülkede, acıları paylaşıyor ancak olanlardan ders çıkarmıyoruz. Hâlâ öyle.. Umutsuzum.... Bayraklı Afeti'nin üzerinden tam altı yıl geçti. Dün Sayın bakanın açıklaması vardı. Mealen; "İzmir'i afetlere dirençli bir kent haline getirmek için ne gerekiyorsa yapacağız" gibi bir beyanı olmuş.
Ne kadar umut verici(!)değil mi? 6 yılda, sadece iki ilçenin mikrobölgeleme çalışması bile bitirilemedi. Anlaşılan, bunlar hız kazanacak. Şu soru geliyor aklımıza: "Peki geçen altı yıl da neden yapılamadı bu elden gelen şeyler".Bu soruyu sormak bir meslek odası yöneticisi olarak benim hakkım; Neden şimdi?...
Ege denizi dahil, dünyanın en yoğun sismik aktivitesinin olduğu bir bölgede, onlarca diri fayın pusuda beklediği bu coğrafyada niçin altı yıl sonra herşey daha güzel olacak? Bir anlaşma var da biz mi bilmiyoruz.. Yani şu mu söylendi doğaya"sen biraz daha sabret, bişeyler değişince haber vereceğiz"....
Doğanın böyle absürd bir çalışma yöntemi yok. Ama bakalım neler olacak göreceğiz... Bugünlük bu kadar..
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Hava
Yayın: 02 Kasım 2026 05:02 · Kaynak: gazeteyenigun.com.tr