Habermetrik
← Ana Sayfa
27 Ekim 2026 06:19 · Güncelleme 06:29
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Azizler arifesi Haloven'de Nasreddin Hoca'yı gördüm

Azizler arifesi Haloven'de Nasreddin Hoca'yı gördüm
Görsel kaynağı: yeniankara.com.tr
⏱️ 6 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Azizler Arifesi, yani herkesin Halloween dediği gece, bensiz olmazmış
  • Nasıl oluyorsa hem ölü hem de kötü ruhların dolaştığı bugünlerde gizlenmenin bir yolunu bulmalıymışım
Hukuki not: Hassas içerik: doğrulama düzeyi editör onayından geçmiştir; detaylar adli/kurumsal açıklamalara bağlıdır.

Azizler Arifesi, yani herkesin Halloween dediği gece, bensiz olmazmış. Nasıl oluyorsa hem ölü hem de kötü ruhların dolaştığı bugünlerde gizlenmenin bir yolunu bulmalıymışım. Bu ölü ruhlar ölmeden önce, yani yaşarken yaşadıkları evlere varmadan, bir bal kabağı bulup içine girmeliymişim.

İsmi bende kalsın, bu aziz arkadaşıma dedim ki:— Oğlum, yüz kilosun, benden kendi ağırlığının çeyreği kadar daha ağırsın, bunlar ise ölü, pardon ruh, yani yaşıyorsa bile ruh, üflesen uçar gider, ne diye gizleneceğiz?— Yok abi, o iş bildiğin gibi değil, bu ruhlar ağır ruhlar, ortalıktalar. Ölüyken yaşayan ruhlar, yaşarken yaşadıkları eve otuz bir Ekim gecesi...— Evet?— Gerisini unuttum abi, ama önemli, çok önemli.

Gel sen beni dinle, gidelim şuraya, bal kabağı mal kabağı geçiririz kafamıza, bir gece ateşi yakıp hepsini kovalarız.— Tamam da bu kafaları sığdıracak bal kabağını nereden bulacağız? Hem kafamızı saklamak yeterli mi?— Abi, o iş bende, tanınmayalım yeter, kural bu: tanınmamak.— Lan oğlum, zaten seni beni kim tanır, biz böyle gidelim işte, kimse bizi tanımaz.— Abi, lütfen ya!

Lütfen, gece Meclis Parkı'nda buluşalım. Kostüm, kabak ben ayarlarım. Aziz arkadaşımı kırmadım, sıkıla sıkıla da olsa kafamı koca bir bal kabağına sokup Meclis Parkı'nın yolunu tuttum. Yani başlarda her şey normaldi, sağa sola döndükçe savrulma hissinin dışında pek bir sorun yoktu.

Apartman kapısından ancak yan dönerek çıktım. Merdivenin son basamağını kabak görmediği için iki kat fazla indim. Kendi nefesim kulağımda yankılanınca da yolda biri benimle konuşuyor sandım, "Günaydın." dedim, gece on biri geçiyordu.

Yüksel Caddesi'nin bulvara çıkan ucunda bir taşa oturana kadar birkaç kilometreyi aşmıştım. Bir nefesleneyim diye kabağı çıkaracak oldum, kulağımda bir ses: "Yapmaa, yapmaa, kafadan ne hayır gördün de kabağı beğenmiyorsun, yapmaa, çıkarmaa."İnsan gaipten sesler duyarmış, bazen olur, takılmadım, bulvardan yukarı doğru yürümeye devam ettim.

Yürüdükçe yol uzadı, yürüdükçe omuzlarımın yükü ağırlaştı, yanma ile karışık ağrı hissi tüm vücudumu sardı. Hakikaten bizim kafaların bal kabağı kadar ağırlığı yokmuş, boş boş taşıyormuşuz. Neyse ki yığılmadan parkın girişindeki —yıllardır kaykaycılar burada antrenman mı yapıyor yoksa eğleniyorlar mı bir türlü anlayamadım— alana ulaştım.

Aman yarabbi, gözlerime inanamadım. Sanki mahşer günü; on binlerce insan, ikişer kolu, ikişer bacağı, kafaya benzer birer şeyleri var ve iki ayak üstünde duruyorlar. İnsana benzettiğim, korku ile karışık heyecanlı bu kitle dumanaltı olmuş, gecenin karanlığı da üstlerine çökmüş.

Tam bu kalabalığın arasında yönümü bulmaya çalışırken yanı başımdan tanıdık iki kahkaha yükseldi, ardından da bir ses:— Yav kanka, şu millete bak, kabak mı kalmadı, kostüm mü kalmadı! Sen Cadılar Bayramı'nın asıl sırrını biliyor musun?

Sesin geldiği tarafa doğru kabuğun deliklerinden zar zor bakmamla boydan boya fosforlu iskelet çizilmiş kabanıyla Müslüm’ü ve kafasına taktığı minik cadı şapkasıyla Melike’yi görmem bir oldu. Yan yana, ortalıktaki deliliğin içinde kahkahalarla yürüyorlardı.

Dayanamayıp kabağın içinden seslendim:— Müslüm, Melike! Sizin burada ne işiniz var oğlum, ruhlar peşinizde, kafanıza niye bal kabağı geçirmediniz? Müslüm muzip bir gülümsemeyle elimdeki kabağa ve hâlime bakıp yapıştırdı cevabı:— Kanka, ne ruhu, ne kabağı!

Bal kabağının kilosu ne olmuş, haberin var mı? Ben kafama geçireceğime manava satarım. Asıl ruh buradaki enflasyondan zaten darbe yemiş, ruhumuz solmuş. Biz Cadılar Bayramı'nın en güzel, en mistik iksirini içmeye geldik.

Ruhları ancak bu kurtarır! Melike heyecanla söze katıldı:— Aynen öyle! Bizim Rukiye Abla öğretti: acılı şalgam ile ayran karışımı'Shake'! Bu sene Cadılar Bayramı da ancak bu bütçeye yetti. Kafayı buldurmaz ama ruhunu tam koordinata oturtur abi.

Bir yudum alırsan ölü ruhlar bile canlanır, bak tavsiye ederim, gel abi gel. Onlara bu deli saçması ortamda bile inceden bir neşe getirdikleri için içimden teşekkür ederek biraz daha derinlere, ortadaki devasa ateşe doğru yöneldim.

Ateşin çevrelerini saran küçük küçük ocakların yanından geçerken dumandan, acıdan ve sulanmaktan bir anlık nefes almış gözlerime ak sakallı ve beyaz kavuğu ile şirin mi şirin bir insan evladı ilişti. Kostümlü kalabalığın arasından sıyrılarak yanına vardım.— Şişt amca, sen Nasreddin Hoca mısın?— Benim evet, olmaz olaydım.— Hocam, neden öyle dedin?

Bir de burada herkes kostümlerin altında. Ortalıkta gezen, yaşayan ölü ruhlara tanınmamak için kendisini gizliyor ama sen böyle ayan beyan ortadasın, korkmuyor musun?— Ne korkacağım ya, çekil şöyle böğrümden, hepiniz manyaksınız.

Bak, kazanın doğurduğuna inananı gördüm, eşeğe ters bindim, göle maya çaldım, neler gördüm neler ama sizin gibi malını görmedim. Oğlum, kiminiz kafanızı sokmuşunuz bal kabağına, kiminiz kıçına kuyruk takmış, kiminiz boynuz, kiminiz kanat.— Ama hocam, ortalıkta gezen, yaşarken ölü ruhlar, kötüler, ölmeden önce yani yaşarken yaşadıkları eve bu otuz bir Ekim gecesi geleceklermiş.— Eee, gelsinler, buyursunlar.— Hocam, senin ne işin var o zaman biz manyakların arasında?— Ne bileyim oğlum manyak olduğunuzu, dediler millet Meclis Parkı'nda, ruhlar geziyormuş ortalıkta.

Hangi ruhlar? Enflasyon, dezenformasyon ruhları. Ölüyken yaşayan değil, yaşarken ölü bu millet. Otuz bir Ekim gecesi yaşadıklarını sandıkları eve olaysız varsınlar diye kavuğumu aldım geldim. Yoksa ruh korkutmaz oğlum, adamı asıl pazarın fiyat etiketi korkutur.— Hocam, kavuk bizi saklar mı?— Saklamaz evladım, kavuk dediğin kafanın üstünü örter, içini değil.

Sizin içiniz zaten ortada.— Yani?— Başlarım lan kavuğuna! Galiba hocadan tokadı yedim. Gözlerimi açtım ki Numune Hastanesinin ekşi ekşi kokan, acil servisin alt katındaki röntgen odasındayım, doktor başımda.— Nasreddin Hoca'dan tokadı yiyince kafayı yere gömdüm galiba.— Ne tokadı, ne Nasreddin Hoca'sı? (Doktor esneyip gözlerini ovuşturdu, nöbetin dördüncü kabağıymışım.) Sizi vatandaşlar Yüksel Caddesi'nin bulvara çıkan ucunda bir taşın üstünde baygın bulmuşlar.

Kafanızda bir bal kabağı içinde. Muhtemelen nefessiz kalmışsınız. Sizden bir saat sonra da Kurtuluş Parkı'ndan yine aynı şekilde baygın bir hasta getirdiler, kafası bal kabağının içinde, o da nefessiz kalmış. (Yan yatakta Müslüm ile Melike'nin de acılı şalgam-ayran karışımı yüzünden midelerini yıkattıklarını fısıldaşıyorlardı sanki...)— Hocam, ölüyken yaşayan ruhlar, yaşarken yaşadıkları eve otuz bir Ekim gecesi…— Bak kardeşim, böyle bir şey yok, bu yüzlerce yıl önce yaz ayları günlerinin bitip kış ayları günlerinin başladığı dönemde, Britanya'da toprak ağalarının çiftçilerin arazilerini ürperterek boş beleşe kiralayabilmek için uydurduğu efsane.

Bugün aynı işi bal kabağı satanlar yapıyor, hiçbir şey değişmedi. Yani ruh değil, kira meselesi; duygusal kısmını size bırakmışlar.— Ama hocam, ölüyken yaşayan ruhlar, yaşarken yaşadıkları eve otuz bir Ekim gecesi…

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: yeniankara.com.tr
Haber metni ve görseller yeniankara.com.tr sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Genel
Yayın: 27 Ekim 2026 06:19 · Kaynak: yeniankara.com.tr
Kaynağı Oku ↗