Tarihte bugün: 21 Ağustos ’da Türkiye ve dünyada neler yaşandı?
- Nevşehir/Acigöl: İşte geçmişten günümüze 21 Ağustos’da öne çıkan olaylar…
21 Ağustos’da Türkiye ve dünya tarihinde yaşanan önemli olaylar, siyasi gelişmeler ve tarihi dönüm noktaları bu haberde derlendi. İşte geçmişten günümüze 21 Ağustos’da öne çıkan olaylar…
21 Ağustos, tarih boyunca birçok önemli gelişmeye sahne olan özel günlerden biri olarak dikkat çekiyor. Siyasi kararlar, bilimsel keşifler, toplumsal dönüşümler ve dünya tarihini etkileyen olaylar bu tarihte yaşandı. Bazı gelişmeler kendi dönemini şekillendirirken, bazıları ise yıllar sonra bile etkisini sürdürdü.
Tarihin akışını değiştiren olayların bir araya geldiği 21 Ağustos, geçmişten günümüze uzanan önemli izler taşıyor. Dünya ve Türkiye tarihinde derin izler bırakan bu gelişmeler, bugün hâlâ önemini koruyor.
İşte tarihin sayfalarında 21 Ağustos’da yaşanan dikkat çekici olaylar… 1680 - Pueblo halkları Santa Fe’yi İspanyol yönetiminden aldı 1680 yılında Kuzey Amerika’nın güneybatısında yaşayan Pueblo halkları, İspanyol sömürge yönetimine karşı başlattıkları büyük ayaklanma sırasında Santa Fe’yi ele geçirdi. İspanyollar 17. yüzyıl boyunca bölgedeki yerli toplulukları Hristiyanlaştırmaya çalışmış, geleneksel dinî uygulamalara çeşitli yasaklar getirmiş ve ağır çalışma yükümlülükleri uygulamıştı.
Bu baskılar Pueblo toplulukları arasında giderek büyüyen bir hoşnutsuzluğa yol açtı. Po’pay adlı yerli liderin öncülüğünde farklı Pueblo toplulukları ortak bir ayaklanma planladı. İsyancılar İspanyol yerleşimlerine ve misyonlarına saldırarak sömürge yönetiminin bölgedeki denetimini kısa sürede büyük ölçüde çökertti.
Santa Fe’de kuşatma altında kalan İspanyol yöneticiler ve yerleşimciler şehri terk ederek güneye çekilmek zorunda kaldı. Pueblo halkları yaklaşık 12 yıl boyunca bölgenin önemli bölümünde kendi yönetimlerini yeniden kurdu.
İspanyollar 1692 yılında Santa Fe’ye geri dönerek bölge üzerindeki denetimlerini yeniden sağlamaya başladı. Pueblo Ayaklanması, Kuzey Amerika tarihinde yerli halkların Avrupa sömürge yönetimine karşı gerçekleştirdiği en başarılı büyük direniş hareketlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
1878 - Amerikan Barolar Birliği kuruldu 1878 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin önde gelen hukuk kuruluşlarından Amerikan Barolar Birliği, kısa adıyla ABA kuruldu. Kuruluş, farklı eyaletlerden avukat ve hukukçuların mesleki standartları geliştirmek ve hukuk sisteminde ortak ilkeler oluşturmak amacıyla bir araya gelmesiyle ortaya çıktı.
O dönemde ABD’de hukuk eğitimi ve avukatlık uygulamaları eyaletler arasında büyük farklılıklar gösteriyordu. ABA, hukuk mesleğinde etik kuralların geliştirilmesi ve avukatların mesleki eğitim standartlarının yükseltilmesi konusunda önemli rol üstlendi.
Zamanla mahkemelerin işleyişi, hukuk fakültelerinin akreditasyonu ve yargı sisteminin reformu gibi alanlarda da etkili olmaya başladı. Kuruluş çeşitli hukuk komisyonları ve uzmanlık bölümleri aracılığıyla yasama ve yargı süreçlerine ilişkin görüşler yayımladı.
Amerikan Barolar Birliği, doğrudan devlet kurumu olmamasına rağmen ABD hukuk sisteminde önemli bir mesleki otorite hâline geldi. Üyeleri arasında avukatlar, hâkimler, akademisyenler ve hukuk öğrencileri bulunmaktadır. ABA günümüzde dünyanın en büyük gönüllü hukuk meslek kuruluşlarından biri olarak faaliyetlerini sürdürmektedir.
1888 - William Seward Burroughs toplama ve çıkarma makinesinin patentini aldı 1888 yılında Amerikalı mucit William Seward Burroughs, mekanik hesaplama teknolojisinin gelişiminde önemli bir adım olan toplama ve çıkarma makinesinin patentini aldı. Burroughs, banka çalışanı olarak görev yaptığı dönemde sürekli yapılan hesaplamalarda insan hatalarının ciddi sorunlara yol açtığını fark etmişti.
Bunun üzerine hesap işlemlerini daha hızlı ve güvenilir hâle getirecek mekanik bir cihaz geliştirmeye başladı. İlk modeller çeşitli teknik sorunlar yaşasa da Burroughs tasarımını sürekli geliştirerek ticari olarak kullanılabilecek bir makine ortaya çıkardı.
Cihaz, rakamların tuşlarla girilmesine ve hesap sonucunun mekanik olarak kaydedilmesine imkân sağlıyordu. Bu makineler özellikle bankalar, muhasebe büroları ve büyük şirketlerde hızla yaygınlaştı. Burroughs daha sonra kendi şirketini kurarak hesap makinelerinin seri üretimine başladı.
Şirket yıllar içerisinde elektronik hesaplama ve bilgisayar teknolojilerine yöneldi. Burroughs’un geliştirdiği mekanik hesap makinesi, modern ofis otomasyonunun ve elektronik hesap makinelerinin öncülerinden biri olarak kabul edilmektedir.
1911 - Mona Lisa Louvre Müzesi’nden çalındı 1911 yılında Leonardo da Vinci’nin dünyaca ünlü Mona Lisa tablosu Paris’teki Louvre Müzesi’nden çalındı. Hırsızlığın arkasındaki isim, müzede daha önce çalışmış olan İtalyan Vincenzo Peruggia idi.
Peruggia, müzenin yapısını ve güvenlik düzenini bildiği için tabloyu bulunduğu yerden çıkararak binadan gizlice uzaklaştırmayı başardı. Eserin kaybolduğu ertesi gün fark edildi ve olay kısa sürede dünya çapında büyük bir medya haberine dönüştü.
Fransız polisi çok sayıda kişiyi sorguladı ve dönemin tanınmış sanat çevrelerinden bazı isimler bile şüpheli olarak gündeme geldi. Peruggia tabloyu yaklaşık iki yıl boyunca Paris’teki evinde sakladı. Daha sonra eseri İtalya’ya götürerek Floransa’daki bir sanat tüccarına satmaya çalışınca yakalandı.
Mona Lisa kısa süre İtalya’da sergilendikten sonra 1914 yılında Louvre’a geri getirildi. Hırsızlık olayı, zaten önemli bir Rönesans eseri olan Mona Lisa’nın dünya çapındaki ününü olağanüstü ölçüde artırdı.
1915 - İkinci Anafartalar Muharebesi başladı 1915 yılında Çanakkale Savaşları’nın en önemli kara mücadelelerinden biri olan İkinci Anafartalar Muharebesi başladı. İtilaf kuvvetleri Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı savunmasını yararak Boğazlar üzerinde üstünlük kurmak amacıyla yeni saldırılar planladı.
Anafartalar bölgesi, Suvla Körfezi’ndeki çıkarma birliklerinin ilerleyebilmesi açısından stratejik önem taşıyordu. Osmanlı kuvvetlerinin başında Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal bulunuyordu. İtilaf birlikleri özellikle tepelik arazileri ele geçirmek için yoğun saldırılar düzenledi ancak Osmanlı savunması karşısında beklenen ilerlemeyi sağlayamadı.
Sıcak hava, susuzluk, hastalıklar ve zorlu arazi koşulları her iki tarafın askerlerini de ciddi biçimde etkiledi. Osmanlı birliklerinin karşı saldırıları İtilaf kuvvetlerini geri püskürttü ve cephedeki dengeyi korudu. Bu başarısızlık, İtilaf Devletleri’nin Gelibolu’daki harekâtının sonuçsuz kalacağının daha açık biçimde anlaşılmasına katkı sağladı.
Çanakkale Cephesi, İtilaf kuvvetlerinin 1915 sonu ve 1916 başında yarımadayı tahliye etmesiyle Osmanlı savunmasının başarısıyla sonuçlandı.
1922 - Mustafa Kemal Paşa Büyük Taarruz emrini verdi 1922 yılında Mustafa Kemal Paşa, Akşehir’de ordu komutanlarıyla yaptığı son değerlendirme toplantısında Büyük Taarruz için harekât emrini verdi. Türk Kurtuluş Savaşı’nın askerî açıdan kesin sonuca ulaştırılması amacıyla hazırlanan taarruz planı uzun süredir büyük bir gizlilik içinde yürütülüyordu.
Cephedeki birlikler, Yunan ordusunun dikkatini çekmemek için gece hareketleriyle taarruz bölgelerine kaydırıldı. Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa ve İsmet Paşa harekâtın ayrıntılarını birlikte değerlendirdi. Türk ordusunun ana hedefi Afyon çevresindeki Yunan savunma hatlarını yararak düşman kuvvetlerini kuşatmak ve Anadolu’dan çekilmeye zorlamaktı.
Hazırlıklar sırasında haberleşme ve ulaşım faaliyetleri büyük ölçüde gizli tutuldu. Büyük Taarruz 26 Ağustos 1922 sabahı yoğun topçu ateşiyle başladı. 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Yunan ordusunun ana kuvvetlerinin yenilgiye uğratılmasını sağladı.
Ardından Türk ordusu hızla batıya ilerledi ve 9 Eylül’de İzmir’e girerek savaşın askerî safhasını büyük ölçüde sona erdirdi.
1940 - Leon Troçki Meksika’da öldürüldü 1940 yılında Rus Devrimi’nin önde gelen isimlerinden Leon Troçki, Meksika’da uğradığı suikastın ardından hayatını kaybetti. Troçki, 1917 Ekim Devrimi’nin lider kadrosunda yer almış ve daha sonra Kızıl Ordu’nun kuruluşunda önemli rol üstlenmişti.
Lenin’in ölümünün ardından Josef Stalin ile girdiği siyasi mücadeleyi kaybederek Sovyetler Birliği’nden sürgün edildi. Türkiye, Fransa ve Norveç’te yaşadıktan sonra Meksika’ya yerleşti. Burada Stalin yönetimine yönelik sert eleştirilerini sürdürdü ve dünya çapındaki taraftarlarıyla siyasi faaliyetlerine devam etti.
Sovyet istihbaratıyla bağlantılı Ramón Mercader, 20 Ağustos 1940’ta Troçki’nin çalışma odasında ona buz baltasıyla saldırdı. Ağır yaralanan Troçki hastaneye kaldırıldı ancak ertesi gün yaşamını yitirdi. Mercader yakalandı ve Meksika’da uzun süre hapis cezası çekti.
Troçki’nin öldürülmesi, Stalin dönemindeki siyasi tasfiyelerin Sovyetler Birliği sınırlarının dışında da sürdüğünü gösteren en dikkat çekici olaylardan biri olarak tarihe geçti.
1957 - Sovyet R-7 füzesinin ilk başarılı uçuşu gerçekleşti 1957 yılında Sovyetler Birliği tarafından geliştirilen R-7 kıtalararası balistik füzesinin ilk başarılı uzun menzilli uçuşu gerçekleştirildi. “Semiorka” adıyla da bilinen R-7, başlangıçta nükleer savaş başlığı taşıyabilecek bir askerî füze olarak tasarlanmıştı.
Füze, çok kademeli yapısı ve güçlü motorları sayesinde çok uzun mesafelere ulaşabilecek kapasiteye sahipti. İlk denemelerde çeşitli teknik sorunlar yaşansa da yapılan geliştirmeler sonucunda sistem başarılı hâle getirildi.
R-7’nin önemi yalnızca askerî kullanımından kaynaklanmadı. Aynı roket ailesi kısa süre sonra dünyanın ilk yapay uydusu Sputnik 1’in uzaya gönderilmesinde kullanıldı. Yuri Gagarin’i 1961 yılında uzaya taşıyan Vostok roketi de R-7 tasarımından geliştirildi.
Daha sonraki yıllarda Soyuz roketleri de aynı temel mühendislik yaklaşımını kullanmaya devam etti. R-7 ailesinin tasarımı, onlarca yıl boyunca insanlı ve insansız Sovyet ve Rus uzay görevlerinin temel taşıyıcı sistemlerinden biri oldu.
1959 - Hawaii ABD’nin 50. eyaleti oldu 1959 yılında Hawaii, Amerika Birleşik Devletleri’nin 50. eyaleti olarak resmen Birliğe katıldı. Pasifik Okyanusu’nun ortasında bulunan Hawaii takımadaları, 19. yüzyıl boyunca bağımsız bir krallık olarak yönetilmişti.
1893 yılında Hawaii Krallığı devrilmiş ve birkaç yıl sonra bölge ABD tarafından ilhak edilmişti. 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde Hawaii’nin eyalet statüsü kazanması konusunda siyasi tartışmalar hızlandı. Bölge halkı yapılan referandumda büyük çoğunlukla ABD eyaleti olmayı destekledi.
Başkan Dwight D. Eisenhower 21 Ağustos 1959’da Hawaii’nin 50. eyalet olduğunu resmen ilan etti. Bu gelişmeyle ABD bayrağındaki yıldız sayısı da 50’ye çıkarıldı. Hawaii’nin stratejik önemi özellikle Pearl Harbor’daki büyük Amerikan deniz üssü nedeniyle uzun süredir yüksekti.
Günümüzde Hawaii, hem askerî konumu hem turizm sektörü hem de kendine özgü yerli kültürüyle ABD’nin en farklı eyaletlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
1959 - Bağdat Paktı’nın adı CENTO olarak değiştirildi 1959 yılında Orta Doğu’daki Batı yanlısı güvenlik ittifakı Bağdat Paktı’nın adı Merkezi Antlaşma Teşkilatı, yani CENTO olarak değiştirildi. Bağdat Paktı 1955 yılında Türkiye ile Irak arasında imzalanan anlaşmayla kurulmuş, daha sonra Birleşik Krallık, İran ve Pakistan da ittifaka katılmıştı.
Örgütün temel amacı Soğuk Savaş döneminde Sovyetler Birliği’nin Orta Doğu ve Güney Asya’daki etkisini sınırlamaktı. 1958’de Irak’ta monarşinin devrilmesinin ardından yeni Irak yönetimi paktan ayrıldı. Bağdat’ın örgütten çıkması üzerine ittifakın adının değiştirilmesi gündeme geldi.
CENTO’nun merkezi Ankara’ya taşındı ve Türkiye örgüt içindeki önemli üyelerden biri olarak kaldı. ABD resmî üye olmamasına rağmen teşkilata ekonomik ve askerî destek sağladı. Ancak NATO’dan farklı olarak CENTO güçlü ve ortak bir askerî komuta yapısı geliştiremedi.
İran’daki 1979 İslam Devrimi sonrasında İran’ın ve ardından diğer üyelerin ayrılmasıyla örgüt tamamen dağıldı.
1959 - İstanbul Askerî Müzesi yeniden düzenlenerek halka açıldı 1959 yılında İstanbul’daki Askerî Müze, yapılan düzenlemelerin ardından yeniden ziyaretçilere açıldı. Müzenin koleksiyonunun kökenleri Osmanlı dönemindeki silah ve askerî eşya koleksiyonlarına kadar uzanmaktadır.
Özellikle İstanbul’un fethinden sonra Aya İrini’de toplanmaya başlayan askerî malzemeler, zaman içerisinde önemli bir tarihî koleksiyon oluşturdu. Cumhuriyet döneminde eserlerin daha modern müzecilik anlayışıyla sergilenmesi amacıyla çeşitli çalışmalar yapıldı.
Koleksiyonda Osmanlı ve Türk askerî tarihinin farklı dönemlerine ait silahlar, zırhlar, sancaklar, üniformalar ve çeşitli savaş araçları yer aldı. Mehter müziği geleneğine ilişkin objeler de müzenin en dikkat çekici bölümleri arasında bulundu.
Müze daha sonraki yıllarda İstanbul Harbiye’deki tarihî yapılarda geliştirildi ve koleksiyon kapsamı genişletildi. Ziyaretçilere Türk askerî tarihinin Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden Cumhuriyet’e kadar uzanan geniş bir kesiti sunuldu.
İstanbul Askerî Müzesi günümüzde Türkiye’nin en önemli askerî tarih müzelerinden biri olmayı sürdürmektedir.
1960 - Çanakkale Şehitleri Anıtı törenle açıldı 1960 yılında Çanakkale Savaşları’nda hayatını kaybeden Türk askerlerinin anısını yaşatmak amacıyla inşa edilen Çanakkale Şehitleri Anıtı törenle açıldı. Gelibolu Yarımadası’nın karşısındaki Hisarlık Tepe üzerinde bulunan anıt, Çanakkale Boğazı’nın girişine hâkim konumuyla dikkat çekmektedir.
Yapının inşası 1950’li yıllarda başlatılmış ancak mali sıkıntılar nedeniyle çalışmalar zaman zaman yavaşlamıştı. Halktan toplanan bağışlar da anıtın tamamlanmasına önemli katkı sağladı. Yaklaşık 41 metre yüksekliğindeki yapı, dört büyük ayak üzerinde yükselen görkemli mimarisiyle Çanakkale’den geçen gemiler tarafından uzaktan görülebilmektedir.
Anıt, 1915 Çanakkale Savaşları sırasında hayatını kaybeden yüz binlerce askerin hatırasını temsil etmektedir. Çevresinde şehitlikler, kitabeler ve savaş alanlarını anlatan çeşitli düzenlemeler bulunmaktadır. Her yıl 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi törenlerinde binlerce kişi bölgeyi ziyaret etmektedir.
Çanakkale Şehitleri Anıtı, Türkiye’nin en önemli millî hafıza ve anma yapılarından biri hâline gelmiştir.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Genel
Yayın: 21 Ağustos 2026 04:16 · Kaynak: kapadokyahaber.com.tr