Gakgoşluktan Gakgoluğa
- 21 Yıl Sonra Geçen hafta, “Yazıkonak Kavşağı’nda Değişen Bir Şey Yok!” başlıklı yazımızla yıllardır çözülemeyen bir meseleye dair sitemimizi dile getirmiştik
- Bu hafta da başka bir konuda, yine yılların ardından değişmeyen bir meseleye sitem edelim istedik
21 Yıl Sonra
Geçen hafta, “Yazıkonak Kavşağı’nda Değişen Bir Şey Yok!” başlıklı yazımızla yıllardır çözülemeyen bir meseleye dair sitemimizi dile getirmiştik.
Bu hafta da başka bir konuda, yine yılların ardından değişmeyen bir meseleye sitem edelim istedik.
Tam 21 yıl önce, 26 Nisan 2005 tarihinde “Gakgo mu, Gakgoş mu?” başlıklı bir yazı kaleme almıştım.
O gün, Elâzığ kültüründe giderek yaygınlaşan “Gakgoş” kelimesine dikkat çekmiş; Harput’tan Elâzığ’a uzanan kültürümüzde asıl yerleşik hitabın “Gakgo” ve “Gakgom” olduğunu anlatmaya çalışmıştım.
Aradan tam 21 yıl geçti.
Yazdık, konuştuk, anlattık…
Ama görünen o ki bazı şeyler, tıpkı Yazıkonak Kavşağı’nda olduğu gibi, aradan geçen bunca yıla rağmen pek değişmedi.
Fakat bugün insan ister istemez kendisine şu soruyu soruyor:
Biz 21 yıldır boşuna mı yazıyoruz, boşuna mı konuşuyoruz?
Çünkü değişmesini arzu ettiğimiz şey değişmediği gibi, “Gakgoş” kelimesi daha da yaygınlaştı. Şehrin tanıtımından spor müsabakalarına, televizyonlardan sosyal medyaya kadar Elâzığ insanının neredeyse değişmez adı hâline geldi.
Demek ki bazen yazmak da konuşmak da yetmiyor.
Ama mesele yalnızca bir kelimenin sonuna eklenen “ş” harfi değildir. Çünkü bazı kelimeler bir toplumun hafızasını, ahlâkını ve insan anlayışını taşır.
Gakgo da böyle bir kelimedir.
Bizim kültürümüzde Gakgo; kardeşti, ağabeydi, dosttu. Bir büyüğün küçüğüne “Gakgom” diye seslenişinde şefkat, bir insanın diğerine “Gakgo” diye hitabında samimiyet vardı.
Fakat Gakgo yalnızca bir hitap değildi.
Gakgo; mertti, dürüsttü, sözünün eriydi. Cömertti, misafirperverdi. Büyüğüne hürmet eder, küçüğünü gözetir, komşusunun derdiyle dertlenir, haksızlık karşısında susmazdı.
Kısacası Gakgo, Elâzığ kültürünün yetiştirmek istediği insanın tarifiydi.
Harput’un ilim ve irfan geleneğinde insan yalnız sözüyle değil, yaşayışıyla ölçülürdü. Edep, vakar, vefa, komşuluk hukuku, büyüğe hürmet ve küçüğe şefkat bu kültürün temel değerleriydi.
Bu sebeple Gakgoluk her şeyden önce bir karakter meselesiydi.
Ne yazık ki zamanla bu derin anlam geri plana çekildi. Sekiz köşe şapka, yumurta topuk ayakkabı, halk oyunları ve birtakım davranış kalıpları Elâzığ insanını temsil eden başlıca unsurlar hâline geldi.
Elbette folklorumuz, musikimiz, oyunlarımız ve geleneksel kıyafetlerimiz bizimdir ve korunmalıdır.
Fakat Harput kültürü yalnızca folklordan ve eğlenceden ibaret değildir.
Bir şehrin insanını yalnızca şapkasıyla, ayakkabısıyla ve oyunuyla tanımlarsanız, yüzlerce yıllık bir kültürü birkaç görüntünün içine hapsetmiş olursunuz.
İşte 21 yıl sonra asıl sitemim de bunadır.
Yıllardır kültür diyoruz, Harput diyoruz, gelenek diyoruz. Yazıyor, konuşuyor, kitaplar yayımlıyor, programlar düzenliyoruz.
Dahası, yıllardır bu meseleleri dile getirdiğimiz, yazılarımızın yayımlandığı kendi gazetemizin spor sayfalarında bile hâlâ “Gakgo” yerine “Gakgoş” deniliyorsa, insanın sitem etmemesi mümkün mü?
Sözümüz daha kendi sayfalarımızda karşılık bulmuyorsa, biz kime neyi anlatıyoruz?
Aradan bunca yıl geçmiş; yazmışız, anlatmışız, gerekçelerini ortaya koymuşuz. Buna rağmen aynı alışkanlık devam ediyorsa durup düşünmek gerekiyor.
Kendi evimizde sesimizi duyuramamışsak, şehre nasıl duyuracağız?
Burada maksadımız “Gakgoş” diyenleri suçlamak da değildir. Bugün bu kelime birçok hemşehrimiz tarafından sevgiyle ve Elâzığlılık aidiyetinin ifadesi olarak kullanılmaktadır.
Asıl mesele, Gakgo kelimesinin taşıdığı kültürel derinliği yeniden hatırlamaktır.
Fakat bugün 21 yıl öncesinden daha önemli bir soruyla karşı karşıyayız:
Biz Gakgo kelimesini mi geri istiyoruz, yoksa Gakgo’nun temsil ettiği insanı mı?
Kelimeyi geri getirmek kolaydır.
Tabelalara Gakgo yazarız. Derneklere, iş yerlerine ve programlara bu adı veririz. Afişlerde kullanır, televizyonlarda söyler, sosyal medyada yaygınlaştırırız.
Peki ya Gakgoluk?
Onu nasıl geri getireceğiz?
Bugün Gakgo olmak; trafikte başkasının hakkına saygı göstermek, ticarette kimseyi aldatmamak, verdiği sözün arkasında durmak, komşusunun sıkıntısına kayıtsız kalmamak, kamu malını korumak, ihtiyaç sahibini incitmeden yardım etmek demektir.
Gakgo olmak; sosyal medyada insanları aşağılamamak, farklı düşünene tahammül etmek, emanete sahip çıkmak ve yaşadığı şehre karşı sorumluluk duymaktır.
Çünkü gelenek, geçmişte yapılanları aynen tekrarlamak değildir. Gelenek, geçmişten devraldığımız özü değişen zamanın içinde yaşatabilmektir.
Harput evlerini restore edebiliriz. Kürsübaşı programları düzenleyebilir, türkülerimizi söyleyebilir, halk oyunlarımızı oynayabilir, festivaller yapabiliriz.
Ama dürüstlüğü, mertliği, vefayı, edebi ve komşuluk hukukunu kaybedersek geriye kültürümüzün yalnızca dekoru kalır.
Bizim ihtiyacımız kültürün görüntüsünü değil, ruhunu yaşatmaktır.
Gakgo, işte bu ruhun adıdır.
Bu nedenle çocuklarımıza yalnızca “Gakgo” kelimesini değil, nasıl Gakgo olunacağını da öğretmeliyiz: Dürüstlüğü, mertliği, vefayı, cömertliği, sözünde durmayı, emanete sahip çıkmayı, büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi ve komşu hakkını…
Çünkü Gakgo olmak, Elâzığ nüfusuna kayıtlı olmaktan önce Elâzığ’ın ahlâkını ve irfanını taşımaktır.
Bunun için ailelere, belediyelere, üniversitelere, eğitim kurumlarına, basına ve sivil toplum kuruluşlarına görev düşüyor. Ancak bunu yasaklayarak, insanları karşı karşıya getirerek değil; anlatarak, öğreterek ve yaşayarak yapmalıyız.
Çünkü kültür emirle değil, benimsenerek yaşar.
Fakat bir şehirde aynı meseleleri 21 yıl sonra yeniden konuşuyorsak yalnızca gençleri suçlayamayız.
Demek ki biz büyükler de üzerimize düşeni yeterince yapamamışız. Kültürü anlatmışız ama hayatımıza yeterince taşıyamamışız. Belki kitaplarımız raflarda kalmış, sözlerimiz salonların duvarlarından dışarı çıkamamış, konuşmalarımız alkışlarla başlayıp alkışlarla bitmiş.
İşte insanı asıl üzen budur.
Bir ömür boyunca şehrinizin kültürü için yazıyor, konuşuyor, araştırıyor ve hatırlatıyorsanız; 21 yıl sonra dönüp aynı cümleleri yeniden kurmak insana ağır geliyor.
İnsan bazen “Biz bütün bunları boşuna mı söyledik?” diye sormadan edemiyor.
Ama susarsak ne olacak?
Yanlış doğru kabul edilecek, unutulan tamamen unutulacak, hafıza biraz daha silinecek.
O hâlde yorulsak da yazmaya, karşılık bulmasa da söylemeye devam etmek gerekiyor.
Fakat artık yalnızca konuşmak yetmez.
Söylediğimizi yaşamamız gerekir.
21 yıl önce sorduğum soruyu bugün yeniden soruyorum:
Gakgo mu, Gakgoş mu?
Fakat bugün benim için bundan çok daha önemli bir soru var:
Biz ne kadar Gakgoyuz?
Sözümüzde, ticaretimizde, komşuluğumuzda, dostluğumuzda ve birbirimize davranışımızda ne kadar Gakgoyuz?
Şehrimize karşı sorumluluğumuzda ne kadar Gakgoyuz?
Eğer bu sorulara gönül rahatlığıyla cevap veremiyorsak mesele kelimenin sonundaki “ş” harfinden çok daha büyüktür.
Çünkü bir şehrin kültürü en güzel biçimde müzelerinde, restore edilmiş yapılarında, festivallerinde veya kürsübaşı programlarında değil; o şehrin insanının karakterinde yaşar.
Bu yüzden Elâzığ’da yapılması gereken, “Gakgoş” kelimesine savaş açmak değil; Gakgo’nun temsil ettiği insanı yeniden ayağa kaldırmaktır.
Bize yalnızca “Gakgo” kelimesini geri vermek yetmez.
Gakgo’nun mertliğini, dürüstlüğünü, edebini, vefasını ve kardeşliğini de yeniden hayatımıza taşımalıyız.
Ve bunu başkalarından beklemeden önce kendimizden başlamalıyız.
Yoksa bir 21 yıl daha geçer.
2047 yılında bir başkası çıkar, yine aynı soruyu sorar:
“Gakgo mu, Gakgoş mu?”
İşte asıl korkulması gereken budur.
Ben 21 yıl önce söylemiştim.
Bugün bir kez daha söylüyorum.
Belki biraz daha kırgın, biraz daha yorgun ve biraz daha sitemkâr…
Ama hâlâ aynı inançla:
Gakgo olmak bir unvan değil, bir karakter meselesidir.
Gakgoluk sekiz köşe şapkanın altında değil; insanın yüreğinde, sözünde, davranışında ve yaşadığı şehre karşı taşıdığı sorumlulukta hayat bulur.
Gakgo bir kelimedir; Gakgoluk ise bir medeniyet anlayışıdır.
Ve bir medeniyet anlayışı yalnız anlatılarak değil, yaşanarak korunur.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.
Kategori: Trafik · Bölge: Elazığ
Yayın: 26 Ekim 2026 21:16 · Kaynak: gunisigigazetesi.net