Habermetrik
← Ana Sayfa
01 Kasım 2026 04:10
✍ Editör: Habermetrik · Editör Politikası

Göbeklitepe’yi Kimler İnşa Etti? - III

Göbeklitepe’yi Kimler İnşa Etti? - III
Görsel kaynağı: gazetepencere.com
⏱️ 11 dk okuma 🛡️ %85 Doğruluk · 1 Kaynak
WhatsApp Paylaş
⚡ 30 Saniyede Özet Habermetrik Yapay Zeka Özeti
  • Göbeklitepe’de figürlerin çoğunun av hayvanlarını betimlemesi, avcılığın bu toplulukların yaşamında hâlâ önemli bir yer tuttuğunu düşündürüyor

Bundan yaklaşık 12 bin 900 yıl önce, dünyanın son buzul çağından çıkıp ısınmaya başladığı bir evrede, iklim sistemini yeniden sert bir soğumaya sürükleyen Genç Dryas(1) dönemi başladı ve bin yıldan fazla sürdü. Birkaç on yıl içinde başlayan bu ani dönem, iklimin ne kadar hızlı ve beklenmedik biçimde değişebileceğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri.

Genç Dryas’ın nedenleri hâlâ tartışılmakla birlikte, en yaygın kabul gören açıklama, Kuzey Amerika’daki Agassiz Buzul Gölü’nün taşması ve büyük miktarda tatlı suyun Kuzey Atlantik’e boşalmasıdır. Bu, okyanusun tuzluluk dengesinin bozulmasına ve ısıyı kuzeye taşıyan Gulf Stream gibi akıntıların zayıflamasına yol açmış olabilir.

Fram Boğazı üzerinden gelen erimiş buzul suları, güneş etkinliğindeki değişimler, büyük volkanik patlamalar ve bir göktaşı çarpması da öne sürülen diğer olası etkenler arasındadır. Tetikleyici neden her ne olursa olsun, bu olay küresel ölçekte hızlı bir soğumaya ve bölgesel kuraklık dönemlerine yol açmıştır.

Genç Dryas Dönemi iklim kuşaklarıGenç Dryas sırasında Anadolu iklimi genel olarak soğuk ve kurak bir karakter kazanmış; Toroslar, Doğu Karadeniz Dağları ve Kuzeybatı Anadolu’daki buzullar yeniden ilerlemiş, İç ve Güneydoğu Anadolu’daki göllerin seviyeleri düşmüş, bazı sulak alanlar ise daralmış ya da kurumuştur. Ne var ki bu etki tekdüze değildir: Güneydoğu Anadolu’da dönemin başında serin ve yağışlı, sonunda ise serin ve kurak koşullar öne çıkarken, Toroslardaki bazı buzul kayıtları yerel olarak daha nemli koşullara işaret eder.

Bu nedenle Genç Dryas, Anadolu’nun tamamını aynı biçimde etkileyen büyük bir kuraklıktan çok, bölge genelinde yaşama elverişli alanların daraldığı ve iklimsel farklılıkların keskinleştiği bir dönem olarak düşünülmelidir. ANADOLU’DA GENÇ DRYASİklimdeki bu dalgalanma, insan topluluklarının yerleşim ve hareket stratejilerini de biçimlendirmiş görünmektedir.

Arkeolojik ve paleoiklimsel veriler, Genç Dryas sırasında insanların daha elverişli mikro iklimlere sahip alanlarda yoğunlaştığına işaret etmektedir. Levant’ta ve Güneydoğu Anadolu’nun bazı kesimlerinde iklimsel elverişliliğin korunması, bu bölgelerin birer sığınak işlevi görmesine yol açmış olmalıdır; radyokarbon tarihlemeleri Levant’ta nüfusun arttığını ve yerleşim sürekliliğinin korunduğunu, bazı toplulukların ise daha büyük yerleşimlerde toplandığını göstermektedir.

Buna karşılık İç Anadolu’da elverişli alanların daralması, sertleşen kışlar ve bozulan nem dengesi, yerleşimin kesintiye uğramasına, hatta bazı alanların terk edilmesine neden olmuş olabilir. Bu tablo insanların eldeki kaynaklara daha fazla odaklandığı ve bazı toplulukların yerleşik yaşama yöneldiği karmaşık bir uyum dönemine işaret ediyor olabilir.

Neolitikleşme olarak adlandırılan daha yerleşik, daha yoğun ve tarıma yönelen yaşam biçimlerinin şekillenmesinde, bu soğuk ve kurak dönemin insan topluluklarını daha dar mikroklima alanlarına yönlendirmesi etkili olmuş olabilir.[Hatırlarsanız önceki yazılarda, insanların 20 bin yıldan daha uzun bir süredir kulübe ve işlikler inşa ettiğini; yılı, hasat ya da av mevsimlerine göre birkaç kampta geçirse de bunun göçebelikten çok yarı yerleşik bir yaşam olduğundan söz etmiştik. Orta Doğu Neolitiği ve tarımın doğuşu üzerine çalışan önde gelen arkeobotanikçi George Willcox’un çalışmaları, tarıma geçişin de öyle birdenbire olmadığını kanıtlar nitelikte.

EVCİLLEŞME ÖNCESİ TARIMWillcox, insanlığın avcı-toplayıcılıktan tarıma geçiş öyküsündeki köklü kabullerden birini bozarak, toprağı işleme eyleminin bitkilerin biyolojik değişiminden çok daha önce başladığını gösterdi. Geleneksel görüş, insanların ancak tahıllar biyolojik olarak evcilleşip başakları dökülmez hale geldikten sonra tarıma başladığını varsayarken, Willcox, Suriye ve Güneydoğu Anadolu’daki Neolitik alanlarda yaptığı incelemelerle durumun tam tersi olduğunu ortaya koydu.

Biyolojik evcilleşmeden yaklaşık bin yıl önce bile insanlar toprağı sürüyor, çapalıyor, yabani otları temizliyor ve topladıkları yabani tohumları yeniden ekiyordu. Bu araştırmalar, Neolitik dönüşümün, uzun ve aşamalı bir "Evcilleşme Öncesi Tarım" evresine sahip olduğunu gösterdi.

Willcox’un mikroskop altında yürüttüğü incelemeler, bu dönüşümün izlerini sadece tahıl tanelerinde değil, tarladaki ekosistemde de buldu. Yabani buğday yığınlarının arasından çıkan özel "tarla otlarını" tespit ederek, doğada yan yana gelmeyen bu bitkilerin ancak insan eliyle çapalanmış ve sürekli işlenen topraklarda türeyebileceğini gösterdi.

Bunun da ötesinde, Fırat Vadisi’ndeki yerleşimlerde ortaya çıkardığı çok geniş tahıl mutfakları, devasa sürtme taşları ve kerpiç harçlarına karıştırılan tonlarca saman artığı, henüz evcil buğday yokken bile toplulukların devasa ölçeklerde yabani tahıl işlediğini ve depoladığını kanıtladı.]Buğday Hasadı (temsili)Yaklaşık 11.700 yıl önce, MÖ 9.700 civarında Genç Dryas dönemi sona erdi ve iklimin hızla ısınmaya başladığı Holosen çağı başladı. Göbeklitepe’nin bilinen en erken anıtsal yapıları ise bundan bir süre sonra, yaklaşık MÖ 9.600-9.500 yıllarında inşa edilmeye başlandı.

GÖBEKLİTEPEGöbeklitepe'nin yapısal açıdan en dikkat çekici unsuru, boyları 3-6 metre arasında değişen ve ağırlıkları 10-15 ton arasında tahmin edilen "T" biçimli monolitik kireçtaşı sütunlar. Birçok araştırmacı, bu sütunların stilize edilmiş insan formunu temsil ettiğini, sütunların gövdesindeki kol ve el tasvirlerinin bu yorumu desteklediğini belirtiyor.

Yaklaşık 20 yuvarlak ve oval yapıdan oluşan komplekste, çapları 30 metreyi bulan çemberlerin tam merkezinde karşılıklı yerleştirilmiş iki büyük sütun bulunuyor; bu merkezi sütunlar 5,5 metreye varan yükseklik ve belki 50 tonu bulan ağırlıklarıyla alandaki en büyük megalitik unsurlar.[Atalarımız taşı işlemeyi en az 2,6 milyon yıldır(2) (Olduwai) biliyor. Ancak Göbeklitepe ve Karahantepe’de gördüğümüz, bu birikimin bir sanatsal ustalığa erişmiş hali.

Karahantepe'deki örnekler teknik açıdan daha da ileri bir noktayı gösteriyor. Buradaki sütunlar dışarıdan getirilmemiş; tapınak alanının tamamı tek bir kaya kütlesinin yontulmasıyla biçimlendirilmiş. Alandaki dikili taşlar da aynı kütlenin belirli bölümlerinin yontulmadan bırakılmasıyla elde edilmiş.

Bu durum, söz konusu topluluklarda bir iş bölümünün oluştuğu ve taş ustalığının ayrı bir meslek hâline geldiği anlamına gelmez. Bu işleri yapan kişi ya da kişiler muhtemelen el baltası, mızrak ucu ve kesici yonga üretiminde deneyim kazanmış avcılardı.

Buna karşın gündelik aletler üretmek için edinilmiş becerilerin bu ölçekte ve karmaşıklıkta anıtsal yapıların işlenmesinde kullanılmış olması, insanın teknik yeteneklerinin ve birikiminin ulaşabildiği düzeyi gösteriyor.]Göbeklitepe’deki sütunların yüzeyi, aslan, boğa, yaban domuzu, tilki, yılan ve turna gibi hayvan kabartmalarıyla, bitki motifleriyle ve soyut sembollerle bezeli. A yapısında yılan, B yapısında tilki ve sürüngen figürleri baskındır.

C yapısında daha çok yaban domuzu ve aslan yer alır. Ayrıca bu yapıda, merkezdeki dikilitaşlarda görülmeyen soyut motifler de bulunur. D yapısının sembolizmi daha çok soyut işaretler ve belirli hayvan figürleri üzerinedir.

Dikilitaşlar üzerinde H sembolü, daire ve hilal gibi soyut işaretler yaygındır. Bunun yanında gazel ve yılan gibi hayvan betimlemeleri de görülür. Bu hayvan sembollerinin, alanları inşa eden klan ya da kabilelerin totemleri olabileceği öne sürülmüşse de, eldeki bulgular bir yargıya varmak için yeterli değildir.

Akbaba sütunu, D yapısı, 12.000-11.600 yıl önceATAERKİL TOPLUMGöbeklitepe’nin ritüel alanının dışında kalan kuzey kesimi ilk kez 2026 yılında kazılmaya başlandı. Alanda önceden yapılan yüzey taramaları ve jeomanyetik ölçümler büyük kamusal yapılara, dörtgen planlı yapılara ve konutlara işaret ediyordu.

Taş Tepeler Projesi Koordinatörü Prof. Dr. Necmi Karul, yüzeyin hemen altında açığa çıkarılan dörtgen planlı yapıların yerleşimin ikinci evresine, yani MÖ 8.000'lere tarihlendiğini ve ilk izlenimlere göre konut olarak kullanılmış olabileceğini belirtiyor.

Bu yapılar, anıtsal yapıların ilk evresinden (PPNA, MÖ 10. binyılın sonları) daha sonraki bir döneme ait. Karul’a göre kamusal yapılarla konutların bir arada olması, Göbeklitepe’nin yalnızca törensel bir merkez olmadığını, aynı zamanda bir yerleşim yeri olduğunu gösteriyor.

Göbeklitepe'de insan figürünün doğrudan görülmemesine karşın, Karahantepe “T” biçimli insan figürleri ve insan içeren kabartmalarla göze çarpar. İlginç olan, Göbeklitepe ve Karahantepe'de hiç kadın figürüne rastlanmamasıdır; bütün figürler erkektir.

Bu da o dönem insan topluluklarının ataerkil bir düzen içinde yaşadıklarına dair bir gösterge sayılabilir. Özellikle Göbeklitepe’de figürlerin çoğunun av hayvanlarını betimlemesi, avcılığın bu toplulukların yaşamında hâlâ önemli bir yer tuttuğunu düşündürüyor.

Bu durum, tarıma dayalı bir yaşam biçimine henüz bütünüyle geçilmediğine ve avcılığın temel besin kaynaklarından biri olmayı sürdürdüğüne işaret ediyor.[Neolitik yerleşim yeri Çatalhöyük'te bulunan ve birkaç bin yıl sonrasına tarihlenen kadın figürin ve heykelleri, bu dönemde anaerkil bir toplum düzeninin hüküm sürdüğüne dair güçlü işaretler taşır. Bunun nedeni, Neolitik çağın düşünce dünyasında -farklı coğrafyalarda bile- kadının doğurganlığıyla toprağın bereketinin aynı kozmik gücün yansımaları olarak görülmesidir.

Bu bağlamda, sayfada görebileceğiniz ve Çatalhöyük’te bulunmuş “Oturan Tanrıça” heykeline bir bakalım. Tanrıça, iki leoparın arasında, adeta onlara hükmeder biçimde oturur. İlginçtir ki Karahantepe'de de, leoparla insan arasındaki ilişkiyi anlatan ikiz bir betimleme bulundu; birinde bir erkek leoparı sırtında taşırken, diğerinde leopar erkeği sırtında taşır.

Karahantepe’de farklı zamanlarda yapılmış bu iki heykel muhtemelen insanın doğaya karşı üstünlük kazanmasını simgeliyor. Anadolu'da o dönem en yaygın yırtıcı olan leoparın uzun bin yıllar boyunca gücün simgesi olarak kalması ilginç.]Oturan Tanrıça, Çatalhöyük, MÖ 7000-5000Göbeklitepe'de bulunan çok sayıda yaban öküzü ve ceylan kemiği de bu alanda toplu şölenler verildiğinin bir işaretidir; alanda bu kadar çok hayvan kemiğinin bulunması, bu hayvanların çok da uzak olmayan bir avlakta avlandığını akla getiriyor.[Göbeklitepe dönemindeki yaban öküzü (Bos primigenius), erkeklerin 1 tonu bulan ağırlığıyla bugünkü evcil sığırlardan çok daha iri ve güçlü bir hayvandı.

Bu kadar iri hayvanların Göbeklitepe'deki ziyafetlere, parçalanarak da olsa çok uzaktan taşınması akla yakın değil. Benzer şekilde ritüel alanında hayvan kurban edilmiş olabileceği yönündeki görüş de temelsiz görünüyor. Yaban öküzü, geyik ya da ceylan gibi iri hayvanları canlı olarak yakalayıp kurban alanına kadar getirmek çok mümkün olmasa gerek.] BİRA MI KEŞKEK Mİ?Göbeklitepe’deki bir alanda, 160 litreye kadar kapasiteli altı büyük kireçtaşı kabın içinde gri-siyah, yapışkan kalıntılar bulundu ve yapılan kimyasal analizlerde bunların kalsiyum oksalat olduğu saptandı.

Tahılın ıslatılması, ezilmesi ve fermantasyonu sırasında ortaya çıkan bu madde, kimi araştırmacılar tarafından bira üretiminin olası en eski izlerinden biri olarak yorumlandı. Ancak oksalat yalnızca fermantasyonun değil, tahıl işlemenin de kanıtı olabilir.

Necmi Karul ise aynı izin keşkekte de bulunabileceğini söyleyerek, ‘Orayı bir Türk kazsaydı keşkek diyecekti, bir Alman kazdığı için bira dedi’ yorumunu yaptı. Özetle, bulgular Göbeklitepe’de büyük kaplarda tahıl işlendiğini gösteriyor; bunun bira benzeri fermente bir içecek olup olmadığı ise henüz kesinleşmemiş, olası bir yorum olarak duruyor(3).Taş teknelerin yapıldığı kireçtaşı, ani ve yüksek ısıya karşı oldukça hassastır.

Doğrudan ateşe maruz kaldığında çatlaması veya dağılması çok muhtemeldir. Bu nedenle bu kapların ateşin üzerine konması işlevsel olarak riskliydi. O yüzden bu dönemin insanları, taş kapların içine, ateşte bırakarak 500-600 derece sıcaklığa ulaştırdıkları andezit, granit, bazalt ve kuvarsit gibi dayanıklı "kaynama taşlarını" atar, yemeği o şekilde ısıtırdı.

Doğrudan Göbeklitepe'de olmasa da, çağdaşı ve yakın coğrafyadaki yerleşimlerde genellikle kemikten yapılma kaşık benzeri aletler bulunmuştur. Taştan yapılma kaplar, Karahantepe, 11 bin yıl önceŞu ana kadar yapılan jeomanyetik ve jeoradar araştırmaları, tepenin genelinde en az 20 adet yuvarlak veya oval planlı anıtsal yapı olduğunu ortaya koyuyor.

Bu yapılardan bugüne kadar 4 tanesi (A, B, C ve D yapıları) tamamen kazılarak gün ışığına çıkarılmış durumda; geri kalanların büyük bölümü ise henüz toprak altında. Bunlardan en büyüğü olan C Yapısı’nın 140 kişiyi alabileceği değerlendiriliyor.

Hem Göbeklitepe hem de Karahantepe’deki ritüel alanlarında insanların oturabileceği sekiler(4) bulundu. Bunların varlığı, alanın yalnızca tören ya da ziyafet amaçlı kullanılmadığı, daha az sayıda kişinin bir araya gelerek konuştukları, tartıştıkları bir mekan işlevi gördüğünü de akla getiriyor.

Şu an için Göbeklitepe’nin, ritüeller, toplu buluşmalar ve toplumsal ilişkilerin iç içe geçtiği bir merkez olması olası görünüyor. Bununla birlikte, henüz kazılmamış anıtsal yapıların farklı amaçlarla kullanılmış olması da mümkün.

Hayvan kabartmaları ortak bir sembolik dünyaya; büyük ölçekli örgütlü emeğe ve işbirliğine; hayvan kemikleri, olası şölenlere; insan kemikleri ise ölümle ilişkili geleneklere işaret ediyor. Gündelik yapıların varlığı da bu faaliyetlerin bir yerleşim ortamından bütünüyle ayrı olmadığını düşündürüyor.

Göbeklitepe’deki sembolleri anlayabilmek için öncelikle bu yapıları inşa eden toplulukların zihin dünyasını kavramamız gerekiyor. Ne var ki Taş Tepeler Projesi kapsamındaki alanlarda bugüne kadar kazılan bölümler, toplamın henüz yüzde 5’ine bile ulaşmıyor.

Önümüzdeki yıllara, hatta on yıllara yayılacak kazılarda ortaya çıkacak her yeni bulgu, mevcut yorumlarımızı doğrulayabilir ya da yeniden gözden geçirmemizi gerektirebilir. Kazılar ilerledikçe, bu toplulukların yaşam biçimlerini, inançlarını ve dünyayı nasıl algıladıklarını daha iyi anlayabileceğiz.

💬 Habere Tepkinizi Belirtin:
Habermetrik WhatsApp Kanalına Katılın

Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.

Kanalı Takip Et →
Kaynaklar: gazetepencere.com
Haber metni ve görseller gazetepencere.com sitesine aittir; tam içerik kaynak sitede yayınlanır.
Haber Künyesi
Kategori: Hava
Yayın: 01 Kasım 2026 04:10 · Kaynak: gazetepencere.com
Kaynağı Oku ↗