İklimbilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar: İklim krizi yok, iklimi yönetememe krizi var
- Doğan Yaşar, ‘İnsanoğlu iklimleri hiçbir şekilde değiştiremez.’ dedi
- ‘Bu inişli çıkışlı bir döngü
İklimbilimci Prof. Dr. Doğan Yaşar, iklim değişikliğinin, insan faaliyetinin yol açtığı bir şey olmadığını söyledi. Yaşar, on yıllar boyunca fosil yakıtlar nedeniyle atmosfere salınan karbondioksit gibi kirletici gazların iklim krizine yol açtığı iddiasının bilim dışı olduğuna dikkat çekti ve şöyle konuştu:“İnsanoğlu iklimleri hiçbir şekilde değiştiremez.
1997 yılında Bill Clinton, meşhur Kyoto’ya gittiğinde şöyle bir laf etti: Artık insan kaynaklı küresel ısınmaya bir dur diyeceğiz. Clinton’un uçağının tekerleri piste değdiğinde Amerika’da bütün üniversiteler ayağa kalkmıştı: ‘Küresel ısınmanın insan kaynaklı olduğunu sen nereden çıkardın?
Biz zaten doğal süreçte küresel ısınmadayız.’ dediler ve Clinton bayrağı o gün bıraktı. Ardından o bayrağı Almanya’yla İngiltere eline aldı.”Fosil konusunun artık sadece STK’larca konuşulduğunu, COP 31 gibi iklim zirvelerinin artık daha gerçekçi olmaya başladığını belirten Yaşar, “Bu sene 9 Kasım’daki toplantıda öncelik gıda güvenliğinde.
Gündem su, tarım ve yapay zeka konusuyla başlayacak.” dedi, “Nereye ne kadar su verileceğini artık yapay zeka, toprağın nemine göre hesaplayacak. Artık yapılıyor bu ama biraz daha geliştirmeliyiz. COP 31’de gıdanın ardından enerjiye ve diğer konulara geçecekler.”Prof.
Dr. Doğan Yaşar sorularımızı yanıtladı: ÖNEMLİ OLAN İKLİMİ YÖNETEBİLMEK- İklim değişikliği doğanın kendi içinde bir döngü mü? İklimler hep değişir, her an değişir, her gün değişir, 100 bin yılda değişir. Nanosaniye içinde bile bir ısınma bir soğuma vardır, bunlar kalp atışlarıdır.
Öğlene doğru giderken trend yükseliştir ama öğleden sonra tekrar düşüşe geçer. Dümdüz aşağı inmez, testere ağzı gibi bir iner bir çıkar.- Bunun karşısında insanlığın alması gereken tutum ne? Bilim. Konuya bilimsel yaklaşmak, sorunları bilimle çözmek… İklim değişikliği inişli çıkışlı bir döngü.
Daha kötüye, daha iyiye gidiyoruz diye bir şey yok. Aslında iklim krizi yok, iklimi yönetememe krizi var. Ya yağış olacaktır ya kuraklık. Önemli olan bunu yönetebilmek, bunları öngörüp ona göre planlar yapmak. Günümüzde bir Mega El Nino’da yaşıyoruz.
Bunlar doğada olan şeyler, ilk defa olmuyor. 1877’de oldu, o tarihten beri şimdi oluyor. Çok aşırı yağışların nedeni Mega El Nino. EN ÖNEMLİ ETKENLER DEPREMLER VOLKANLAR- İklim değişikliğinin kirlenmeyle, ozon tabakasının delinmesiyle hiç ilgisi yok mu?
Hayır, yok. İklim değişikliği, ozon tabakasının delinmesi, bunlar tamamen meteorolojik olaylarla ilgili şeyler. 1980’li yıllarda ozon tabakası deliniyor dediler, parfüm fabrikalarını falan kapattılar, yeni teknolojiyle yenilerini açtılar.
İklimi değiştirmek, ozonu delmek o kadar kolay değil, biz insanları çok çok aşan şeyler. İklimi etkileyen en önemli faktörler yer bilimleriyle ilgili yani depremler ve volkanlar. İkincisi deniz bilimleri, deniz suyundaki değişim.
Her bir litre deniz suyunda yaklaşık 1 milyon çeşit organizma yaşar ve bunlar havadan karbon yani ısıtıcı gaz alır ve yerine sürfür gazı yani soğutucu gaz atar. Üçüncüsü güneşteki patlamalar. Dünya her zaman güneşin etrafında sabit dönmüyor.
Zaman zaman kuzey yarı küre, zaman zaman güney yarı küre güneşe daha yakın dönüyor. Ayrıca her 11 yılda bir güneşteki patlamalar maksimum seviyeye çıkıyor. Sonra minimuma düşüyor ve maksimuma çıktığı zaman biz güneşten daha çok enerji alıyoruz ve enerjiyle beraber daha çok yağmur alıyoruz.
Enerji azaldığı zaman da kurak bir döneme gireriz. YUSUF SURESİİKLİMLERİ ANLATIRİncil’de çok daha detaylıdır ama Kur’an’da da Yusuf Suresi vardır. Hazreti Yusuf filmleri de aslında iklimleri anlatır. Firavun rüya görüyor, alimlerini çağırıyor, bunu yorumlayın diyor.
Rüyada şunu görüyor: yedi besili inek, yedi cılız inek, yedi dolu başak, yedi boş başak. Alimlerden biri diyor ki bunu Yusuf bilir. Yusuf nerede, zindanda. Yusuf’u getiriyorlar, anlatıyor: bundan sonraki yedi yılı bol yağışlı ve bol verimli geçireceğiz, ardından gelen yedi yıl daha kurak geçecek.
Firavun peki ne yapacağız, diyor. Hazreti Yusuf diyor ki verimli dönemlerde elde ettiğimiz buğdayın arpanın yüzde 10’unu saklayacağız ve kuraklık gelince yiyeceğiz. Bu binlerce yıldan beri bilinen bir sistemdir. Sekiz, 10 yılda bir hafif bir şekilde ısınırız, bol yağış alırız.
Ardından soğuruz ve kuraklık gelir. Mesela 2004 yılında TRT’de söyledim: kuraklık geliyor 2007-2008 sorunlu geçecektir. 2008 son 60 yılın en kurak yıllarındandı. 2008 sonunda Adana Çiftçiler Birliği’nde bir konferans verdim.
Çiftçiler kuraklıktan iyice bıkmışlar, ürün desenlerini değiştireceklerdi. Biraz sabredin dedim. 2009’da son 60 yılın en yağışlı dönemini geçirdik.2020’de kuraklık geliyor diye uyarı yaptım, mektuplar yazdım, belediye başkanına yazdım… 2025 eylül ayında, artık bundan sonra yağışlı bir dönem gelecek dedim, geldi.
Yani iklimdeki değişimleri öngörebiliriz ama değiştiremeyiz. KOLOMBİYA’NIN BORCUNU NEDEN BİZ ÖDÜYORUZ?Almanya 2000’lerde başladı ‘Ey Türkiye emisyonlarını, fosil yakıt kullanımını azalt’. Almanya bunu söylerken biz atmosfere 400 birim civarlarında emisyon atıyorduk, Almanya bin 200 birim atıyordu.
Bizden üç kat fazla. O zaman da konuşmalarımda söyledim: Ey Almanya sen emisyonunu benim seviyeme düşür, sonra gel oturup pazarlık yapalım. Ardından aynı Almanya, Mersin’de bize anahtar teslimi bir termik santral hediye etti.
Ama ‘küçücük’ bir şartı vardı. Dedi ki kömürü Kolombiya’dan alacaksınız. Niye? Çünkü Kolombiya’nın Almanya’ya çok büyük borcu vardı ve kömüründen başka satacak bir şeyi yoktu… Biz hâlâ kömürün yüzde 36’sını Kolombiya’dan alıyoruz, milyar dolarlar veriyoruz.
Kolombiya’nın Almanya’ya olan borcunu biz ödüyoruz, 20 küsur yıldır! Hani fosil yakıt kötüydü? İNTERNETTEN YAYDILAR ÜLKELERİNDE YASAKLADILARİngiltere’ye gelelim. 2007 yılında Almanya ve İngiltere’nin desteğiyle ‘uygunsuz gerçek’ diye bir film yapıldı.
Filmi daha ilk haftadan internetten yaydılar. Filmin bilimle hiçbir alakası yok. İngiltere mahkemeleri dokuz büyük bilimsel yanlış bularak filmin İngiltere’de gösterimini yasakladılar. O film bizde yıllarca gösterimde kaldı.
Ben de seyrettim, bu filme göre ben dünyayı istediğiniz zaman beş dakikada küresel ısınmaya sokarım! YAĞMURLARIN NEDENİİklimi biz değiştiremeyiz. 1815 yılında Tambora Yanardağı patladı ve 1816 ‘yazı olmayan yıl’ olarak kayıtlara geçti.
1875 de kışı olmayan yıldır ve 1877’de Mega El Nino oldu. O günden sonra ilk defa bugün çok sıcak oluyor. Mega El Nino dediğimiz olay Pasifik’teki suların, ortalamanın en az iki derece üstüne çıkması demektir, çok sıcak demektir.
Çok sıcak demek, çok buharlaşma demek ve çok yağış demek. Zaten şu andaki yağışların nedeni de bu. Akdeniz’de 13 Ağustos’ta 28.54 ile tüm zamanların sıcaklık rekoru kırıldı ve ardından Akdeniz tüm zamanların en sıcak temmuzunu yaşadı.
Karadeniz’de ortalama sıcaklık 19.1 derecedir, ekim ayında bir anda 22 derecelere çıktı. İşte bu kadar çok ısınınca müthiş bir buharlaşma oldu ve şu anda yağan yağmurların temelinde bu var. ÇÖZÜM NÜKLEER ENERJİFosil yakıt kullanımının azaltılması gerekiyor.
Havada büyük kirliliğe neden oluyor. Çözüm, nükleer santral! 2012’de bir programda en azından 15 tane kurmalıyız dedim. Nükleer santrali olan, enerji yönünden sorun yaşamaz. Bizimki nihayet güç bela başladı. Enerji konusunda yeniden oturup planlar yapılması lazım.
Nükleer enerji zenginlik demek çünkü bir kere yapıyorsun ve ömür boyu çok düşük maliyetle enerji sağlıyor. O zaman kömürden de kurtulursun. Bugün Fransa’da, İngiltere’de nerdeyse ‘her sokağın başında’ nükleer var. ÖLDÜRÜYORUZ VE KİRLETİYORUZİklimleri değiştiremeyiz ama biz insanların yaptığı iki şey var: gereksiz yere öldürüyoruz ve gereksiz yere kirletiyoruz.
Erivan’da biyoçeşitlilik toplantısı (COP17) yapıldı, 30 Ekim’de bitti. Hedef, biyoçeşitliliği korumak. Nasıl koruyacağız? Suyumuzu dikkatli kullanarak, temiz tutarak koruyacağız. Özellikle Batı Anadolu’da bütün nehirler dördüncü dereceden kirli.
Bizim asıl konuşmamız, asıl halletmemiz gereken işte bu kirlilik. Bütün sanayi, bütün yerleşim yerleri sularını arıtmadan nehirlere veriyor. Bu sular geliyor tarım alanlarını zehirliyor, ürünü zehirliyor, verimi de düşürüyor.
Ardından denizlere geliyor, körfezlerimizi kirletiliyor. Türkiye’de su sorunu yok, su yönetimi sorunu var. Öncelikle yapmamız gereken her ne olursa olsun bütün arıtmaları çalıştıracağız. Arıtmadan çıkan sular yeniden tarıma kazandırılıp kullanılacak.
Bunu yaparsak Türkiye’de su sorunu kalmaz. Ayrıca yapılabilecek olan yerlere yeraltı barajları yapacağız. Bütün bunlar birlikte yapılması gereken şeyler. AĞIR CEZA GELMELİFabrikalara filtre takmayana, atıklarını arıtmadan nehirlerimize salanlara devlet ağır ceza verecek, cezalar caydırıcı olacak.
Başka türlü yaptıramazsın. Bireysel inisiyatife bırakılamaz. Geçen senelerde Londra’da nehre arıtılmadan su verildi, 6 milyon avro ceza kestiler, Türk lirasıyla 300 küsur milyon. Türkiye’de cezası 2-3 milyon lira. Belediye görevlileri her türlü fabrika atığından sürekli olarak örnek alsın, analiz yapsın, Çevre Bakanlığına bildirsin ve önlem alınsın.
PLASTİK KİRLİLİĞİ YÜZYILIN VEBASIDIR!İnsan faaliyetinin yol açtığı çok büyük bir kirlenme var. Denizlerdeki plastik kirliliği yüzyılın vebasıdır! Plastiklere bir çare bulmamız lazım. Plastik, besin zincirine, anne sütüne geçmiş durumda.
BOLLUK OLDU ÇÖPE ATTIK!2020’DE olağanüstü bir şey oldu. Amerika 176 milyar dolarlık tarım ihracatı ile tüm zamanların rekorunu kırdı. Hollanda 110 milyar dolarla rekor kırdı. Rusya tarihi boyunca ilk defa tarımda net ihracatçı konumuna geçti.
Isınma budur. Türkiye 120 milyon tonla Türkiye Cumhuriyeti tarihinin tarım ürü rekorunu kırdı. Küresel ısınmanın bize sunduğu avantajdı bu ama biz ne yaptık? Tarım Bakanı Pakdemirli söyledi: 120 milyon tonun 56 milyon tonu yaş meyve sebzeydi, bunun 22-23 milyon tonunu biz çöpe attık!
Geçen sene TRT muhabiri balık sezonu açılıyor diye bir röportaja geldi. Bu sene çok beklemeyin ama 2026’da balıkta bolluk olacaktır çünkü çok çok iyi yağışların olması gerekiyor dedim. Espri olsun diye muhabire ‘2026’da can yeleksiz gezmeyin’ dedim… Bakın, bol yağışı geçtik tüm zamanların rekorları kırılıyor şimdi.
İklim bu işte! SORUN: YÖNETİCİLER BİLİMDEN ÇOK UZAKBurada sorun yönetimin, yöneticilerin bilimden çok uzak olması. 25 tarım havzamız var. Tarım Bakanlığının her yıl olası yağış potansiyeline ve olası su potansiyeline göre her bir havza için tarım ürünleri desenini belirlemesi lazım.
İkincisi, geçen sene Ulusal Su Kurulu bir tavsiye kararı aldı dedi ki bundan sonra arıtmadan çıkan sular tarıma kazandırılsın. Bunu yapmalıyız. İzmir’de her gün Çiğli’den yaklaşık 500 bin metreküp su denize bırakılıyor. İzmir’in günlük kullandığı su yaklaşık 700 bin metreküp.
500 bin metreküp atık su arıtılarak tarıma geri kazandırılırsa kullanma suyu rezerv olarak saklanabilir ve su konusunda bir sorumuz kalmaz. KÖMÜR FİYATLARI 2020’DE NEDEN KATLANDI?- Emisyon sıfırlanacak mı? Amerika 2021 yılında dedi ki emisyonumu 2050 yılında sıfırlayacağım, kaldı şurada 24 sene.
Çin altta kalmadı, 2060’ta sıfırlayacağım, dedi. Sonradan biz dedik ki 2053’te sıfırlayacağız. O zaman bitmiş olay, sorun yok ki neyi tartışıyoruz? Ancak bu sözler, 2050’de direkt olarak sıfırlanacak anlamına gelmiyor.- Sıfırlama doğrultusunda ilerleme oluyor mu?
Hayır. 2021 yılında müthiş bir kuraklık başladı. Hidroelektrik santralleri boşalınca enerji açığı başladı ve enerji açığını en kolay kapatabileceğiniz kaynak fosil yakıtlardır; kömür ve termik santrallerdir. Herkes termik santrale yüklendi, kömüre yüklendi.
2021’in başında kömürün tonu 60 dolardı, daha mayısa gelmeden 400 dolarlara fırladı. Bu bir ekonomi olayı, enerji gerekiyorsa yapacak bir şey yok. Akbelen ormanlarıyla ilgili olayları hatırlayın, nedeni işte buydu. 2021’den önce enerji ithalatına verdiğimiz para 55 milyar dolardı, kuraklık olunca rakam 97 milyar dolarlara çıktı.
Yapacak bir şeyi yoksa, kömüre yöneliyor. Yenilenebilir kaynaklara önceden yönelmek lazımdı. Şu anda yüzde 54 gibi bir kurulu gücümüz var ama enerji ihtiyacımızın yüzde 54’ünü oradan alamıyoruz. Gerektiği zaman kömür kullanmak zorundayız.
Suyu çok dikkatli kullanacağız. Tarıma, gıda konusuna çok çok dikkat edeceğiz. Enerjimize çok çok dikkat edeceğiz. Artık akıllı binalarda yavaş yavaş yüzde 10, yüzde 20 gibi bir enerjiyi, güneş panelleri yapıp bina bünyesinde elde etme olanağı var. Elektrikli araca geçişte 2035’lerde yüzde 35 hedefleniyor.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Hava
Yayın: 08 Kasım 2026 21:07 · Kaynak: aydinlik.com.tr