Polonya: Rusya ile Doğu Avrupa'yı dışlayarak müzakere etmeyin
- Polonya, Ukrayna'daki savaşı sona erdirmeye yönelik müzakerelerde Doğu Avrupa'nın güvenlik çıkarlarının göz ardı edilmemesi gerektiği uyarısında bulunurken, Rus gazı ithalatının yeniden başlatılması girişimlerine de karşı çıktı
Polonya, Ukrayna'daki savaşı sona erdirmeye yönelik müzakerelerde Doğu Avrupa'nın güvenlik çıkarlarının dikkate alınmaması konusunda Avrupalı müttefiklerini uyardı. Bölgenin, savaşın olası etkilerine coğrafi açıdan en doğrudan maruz kalan yer olduğunu vurgulayan Varşova yönetimi, Doğu Avrupa ülkelerinin görüşmelerin dışında bırakılmaması gerektiğini belirtti.
Polonya Dışişleri Bakanı Radosław Sikorski, perşembe günü Varşova'da Euronews'ün de katıldığı gazetecilerle toplantısında, "İstemediğimiz son şey, Batı Avrupa'nın Doğu Avrupalıların görüşlerini dikkate almadan Rusya ile müzakere etmesi," dedi. Sikorski, "Doğu Avrupa ve İskandinavya'yı görüşmelerin dışında bırakamazsınız.
Yaklaşık 120 milyon kişiyiz. Finlandiya, Norveç, Baltık ülkeleri ve Polonya'nın Rusya ile sınırı var. Polonya ayrıca Ukrayna ile de komşu," ifadelerini kullandı. Doğu Avrupa ülkeleri, uzun yıllar boyunca Batılı müttefiklerine Rusya'yı öncelikle bir güvenlik tehdidi olarak değerlendirmeleri çağrısında bulundu.
Bu uyarılar, Rusya'nın 2014 yılında Kırım'ı Ukrayna'dan yasa dışı şekilde ilhak etmesinin ardından da büyük ölçüde dikkate alınmadı. Söz konusu endişeler, ancak Şubat 2022'de başlayan geniş çaplı işgalin ardından daha fazla kabul gördü.
Aynı gazeteci grubuna konuşan Polonya Başbakanı Donald Tusk da Avrupalı mevkidaşlarını Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in "gerçek niyetleri" konusunda son derece dikkatli olmaya ve ABD öncülüğündeki diplomatik süreci gerçekçi değerlendirmeye çağırdı. Tusk, "Kış aylarında Putin'in bir anlaşmaya varmak için daha az teşviki olabilir," dedi.
Rusya, soğuk aylarda Ukrayna halkına geniş çaplı zorluklar yaşatmayı hedefleyerek ülkenin enerji altyapısına yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. Öte yandan Moskova, Ukrayna'nın en güçlü destekçileri arasında yer alan bazı ülkelere yönelik hibrit saldırılarını da artırdı.
Polonya, bu hafta başında olası sabotaj eylemlerini önlemek amacıyla Rusya'ya bağlı Kaliningrad eksklavı sınırında geniş çaplı bir operasyon başlattı. Tusk, "Hem kendi kaynaklarımızdan hem de müttefiklerimizin kaynaklarından edindiğimiz bilgilere göre Rusya tehdidi artmaya devam edecek ve gerilimin tırmanmasını bekleyebiliriz.
Elbette ilk hedefler Baltık ülkeleri ve Polonya olacak," dedi. Polonya Başbakanı, ülkesinin tüm olası senaryolara karşı "iyi hazırlandığını" da sözlerine ekledi. Sikorski, "Hibrit savaş, siber savaş ve Rusya ile Kaliningrad yakınlarında yaşanan bu provokasyonları birbirinden ayırmak oldukça zor.
Tüm bunların aynı anda gerçekleştiğini görebiliyoruz," dedi. Varşova'daki yetkililer, Putin savaşı sona erdirmeye yönelik gerçek bir irade ortaya koymadığı sürece ABD öncülüğündeki müzakerelerden somut bir sonuç çıkmasını beklemiyor.
Washington yönetiminin diplomatik teşvik olarak Moskova'ya ekonomik anlaşmalar sunan yaklaşımı, Avrupalı müttefikler arasında rahatsızlığa yol açtı. ABD'li müzakerecilerin gündeme getirdiği bildirilen, Rusya'dan Avrupa'ya gaz akışının yeniden başlatılması planı ise özellikle tartışma yarattı.
Polonya Enerji Bakanı Miłosz Motyka, bu fikri "saçma" olarak nitelendirerek Rus gazına dönüşün Avrupa'yı yeniden Putin'in şantajına açık hale getireceğini, ABD'nin ekonomik çıkarlarıyla çelişeceğini ve transatlantik ilişkilerine daha fazla zarar vereceğini söyledi. Motyka, Rus gazı alımını yeniden başlatarak zaman kazanılabileceğini düşünenleri eleştirerek, "Rus gazı satın alarak zaman kazanabileceklerini sananlar kendilerini kandırıyor.
Bu, son derece dar görüşlü ve çok maliyetli bir tercih olur." dedi. Polonya Enerji Bakanı, Rus enerji kaynaklarına yeniden dönülmesini isteyen Avrupa'daki sağcı partilere de tepki gösterdi. Motyka, "Tutumumuzu koruyacağız.
İktidarda kim olursa olsun bu tutumumuzu değiştirmeyeceğiz," ifadelerini kullandı. Polonya, Meloni’yi destekliyorVarşova’nın uyarısı, önümüzdeki hafta Abu Dabi’de Ukrayna, Rusya ve ABD arasında teknik düzeyde yeniden başlayacak üçlü görüşmelerin öncesinde geldi.
Bundan önce Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Putin arasında 90 dakikalık bir telefon görüşmesi gerçekleşti. Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık'tan oluşan ve "E3" olarak adlandırılan grup, Avrupa Komisyonu ve NATO ile birlikte, Abu Dabi'den sonr'daki çok taraflı görüşmelere katılmaya hazır.
Aynı grup, Ukrayna için güvenlik garantileri ve savaş sonrası toparlanma çalışmalarını ilerletmek amacıyla bu hafta ABD temsilcileriyle bir araya geldi. Bu gelişmeler, kıtanın gelecek nesiller için güvenlik mimarisini yeniden tanımlayacak bir savaşa kalıcı bir çözüm bulmak amacıyla Avrupa’nın Rusya ile doğrudan görüşmeye istekli olduğunun şimdiye kadarki en güçlü işaretleri.
Ancak bu girişim, İtalya Başbakanı Giorgia Meloni’yi öfkelendirdi. Meloni, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’ya sert bir mektup göndererek, görüşme formatlarındaki “karışıklığı” eleştirdi ve birleştirici bir temsilcinin atanmasını talep etti.
Meloni mektupta, “Bu savaşın devam etmesini isteyenlerin çıkarlarına hizmet etmekten başka bir şey yapmıyoruz. İnsan hayatları ve güvenliğimizin geleceği söz konusu olduğu için bunun kabul edilemez olduğunu düşünüyorum,” diye yazdı."Yetki belgesi olmadan, daha sonra ülkemizin üstlenmesi istenecek taahhütlerin müzakere edilmesini kabul etmeye niyetimiz yok."Costa ise cevabında, Abu Dabi toplantısının hemen ardından İrlanda’nın Dublin kentinde düzenlenecek olan gelecek haftaki gayri resmi zirvede bu konuyu gündeme getirmeyi kabul etti.
Meloni’nin mektubu hakkında sorulan bir soruya yanıt veren Sikorski, bu görüşe katıldığını belirtti."Bu süreçte Avrupa'nın meşru bir temsili olması gerekiyor çünkü bu savaşın bedelini biz ödüyoruz. Savaşta çok daha büyük bir payımız var çünkü söz konusu olan bizim güvenliğimiz, özellikle de Ruslar 2021'deki ültimatomlara geri döndüklerinde," dedi ve savaş öncesinde Moskova'nın NATO'ya gönderdiği taleplere atıfta bulundu.“Asıl soru, hangi kurumun veya hangi formatın doğru olduğu.”Dışişleri bakanı, Costa’nın yanıtında olduğu gibi, ortak dış politikanın ya Avrupa Konseyi Başkanı (Costa) ya da Yüksek Temsilci (Kaja Kallas) tarafından yönetilmesi gerektiğini belirten Lizbon Antlaşması’nın ortaya koyduğu çerçeveye işaret etti."Lizbon Antlaşması, birleşik bir dış politikamız olduğunu söylüyor: Antlaşmanın dışına çıktığınızda işler çok karmaşık hale geliyor," dedi Sikorski.
"Benim tercihim, antlaşmaya bağlı kalmak ve belki de İngilizleri de dahil etmek olurdu. Ancak bu süreç hâlâ devam ediyor."Ancak görüşmeleri düzenleyen ABD, Ukrayna’ya sağlanan finansmanı ve Rusya’ya uygulanan yaptırımları denetleyen Avrupa Komisyonu’nu tercih etmiş görünüyor.
Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in güçlü kabine şefi Bjoern Seibert, ABD özel elçileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile aktif bir muhatap olarak öne çıktı.
Günde en fazla 3 kritik gelişme. Bildirim kirliliği yok, anında bilgi.


Kategori: Siyaset
Yayın: 06 Kasım 2026 13:37 · Kaynak: tr.euronews.com